Bu sonu biz kendi ellerimizle hazırladık.
Son dönemlerde ülke olarak yaşadıklarımıza bakınca şu fotoğrafı görmemek mümkün değil. Ülkenin en önemli kentlerinden biri olan belki de Dünya’ya açıldığımız kapımız olan İstanbul’un bebek sahilinde yaşananlar. Gündüz kuşağında şahit olduğumuz ve hep beraber sohbet malzemesi haline getirdiğimiz rezaletler. Şimdi bunlar bu yazıya sığamayacak kadar çok ve en kötüsü de bu olaylar sadece bir kaç gün içinde yaşandı. Ama toplumsal bir refleks veremedik. Veremiyoruz. Verebileceğimiz yönünde bir umudumun olduğunu da söyleyemem. Peki bu basiretsizliğimizin önündeki koca engellerin kalkması için daha neler yaşamamız gerekecek?
Hissetmemiz ve problem etmemiz için yaşadıklarımızın illa ekonomik bir yönünün olması mı gerekiyor?
Peki bunlar niye oluyor?
Çocuklarımız Kur’ân-ı Kerim niye tekmeliyor. Öncelikle şunu ifade edeyim; Olayın iç yüzünü net olarak bilmediğimden dolayı gençleri hedef haline getirmeyi, dışlamayı ve ağır bir dille kınamayı doğru bulmuyorum. Gençliğin sarhoşluğu bunu onlara yaptırmış olabilir. Bu durum onların hatalı olduğunu değiştirmiyor. Hangimiz hatalı değiliz. Düşünelim! Biz günde Kur’ân’ın kaç hükmünü çiğneyip umursamıyoruz. Bu yaşananlar bize şu mesajı veriyor: Gençlerimize sadece Kur’ân-ı Kerim’i değil, herhangi bir kitaba karşı bile böyle bir tavır sergilenmemesi gerekliliğini anlatamamışız. Biz hocalar, vaizler, öğretmenler, sanatçılar ve en önemlisi ana-babalar olarak örnek olamamışız.
Bu sonu biz hazırladık. Aslında onlar Kur’ân-ı Kerim’i değil, bizi tekmeliyor. Aslında onlar Kur’ân-ı Kerim’i gözardı eden, seslendirmenin ötesine geçemeyen, hükümlerini hayatla buluşturmayan, mezarlıklara has kılınmış hale getirilen, sosyal hayata, ibadete ve ahlaka dahil edilmeyen tutumlarımızı tekmelediler. Birbirine merhamet etmeyen kalplerimizi, her krizden fırsat devşirmeyi ahlak haline getiren akıllarımızı ve git gide Kur’ân’dan uzaklaşan hayatlarımızı tekmelediler. Tenkit edilebilir yanları olmakla beraber Ecdadımızın Kur’ân’a kitap olarak verdikleri kıymet malum. Bu topraklara onların irfanı çok şey kattı. Biz bu kadar ileri gitmişken nasıl böyle geri kaldık? Biz ne zaman bu kadar sağır kesildik?
Çocukları bu hale biz getirdik. Oturup sohbet etmek yerine ellerine telefon ve tabletleri tutuşturduk. Onları anlamak yerine onlara konforlu bir hayat sunmanın iyilik olduğunu sandık. Biz ne ektiysek onu biçiyoruz. Toplum olarak çiğnediğimiz, hayatımızdan uzaklaştırdığımız ve gözardı ettiğimiz Kur’ân’a gençlerimizin saygı göstermelerini bekleyemeyiz.