Bir aydır devam eden futbol ziyafeti sona erdi. Dünya Kupasını Almanya kazanırken, her zamanki gibi başka ülkelerin maçlarını televizyon başlarında izleyip, sevinen de, üzülen de biz Türklerden başkası değildi.
Dünya Kupaları, spor otoriteleri tarafından Olimpiyatlardan sonra dünyanın en büyük organizasyonu kabul edilir. Ve böyle bir turnuvayı tüm detaylarına kadar ekrandan da olsa takip etme fırsatı bulduk.
Klasik, “Gönül ister ki bizde orada olalım ve kendi milli takımımızı tutalım” diye başlayan ve “ama…” diye devam eden cümleler kurmak kadar sıkıcı ve ezik daha kötü bir şey yok. Düşünün bu tür organizasyonlara katılmaya katılmaya artık her büyük şampiyona ile ilgili temennimiz haline gelmiş bu cümle.
***
Bizim ülke olarak tuhaf bir yapımız var. Mesela orada kendi takımımız olmamasına rağmen bir Almandan, İngilizden, Brezilyalıdan, Arjantinliden daha fazla yaşadık kupa heyecanını. Ramazan Orucunu tutanların bir kısmı, iftar, teravih, sahur aralarına bir de maç sıkıştırdı. Yine sosyal medyada Almanya’nın 7 – 1’ lik Brezilya zaferiyle, Ömer Üründül’ un gaflarıyla, Kuyt ismini 8 değişik şekilde söyleyen TRT spikerleriyle, İspanya’nın Hollanda hezimetiyle en çok dalga geçen ülkelerden biri de yine bizdik.
Tüm bunlar ülkemizdeki uluslararası futbol başarılarına açlığımızı gösterirken aslında bir kabullenmenin de trajikomik tezahürü. Yani toplumda, “Zaten biz buralarda olamayız bari diğer ülkelerden birini tutalım” anlayışı o kadar yerleşmiş ki bir gün milli takımın bu kupayı alacağına kimsenin inancı kalmamış.
Şimdi ben size, “Pazar gecesi Almanya’nın yerinde biz olsaydık neler olurdu” diye fantastik bir soru yöneltsem birçoğunuz “Hadi oradan” dersiniz. Maalesef ülke olarak çok gerisinde kaldık günümüz futbolunun. Ben bu anlamda böylesi büyük turnuvaların hep kaybedeni olarak bizi görüyorum.
Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası’nda gruptan dahi çıkamasanız, en az üç maç oynuyorsunuz. Bu durumda bile ülkenizin her türlü tanıtımı için iyi bir fırsat yakalıyorsunuz. 2014 Brezilya’da her ne kadar İtalya, İngiltere, İspanya ya da Brezilya gibi ülkeler erken veda etse de aslında gerçek kaybeden Cezayir, İran, Kosta Rika gibi ülkelerin dahi olduğu organizasyonda yer alamayan Türkiye’dir.
***
Turnuvanın bol gollü geçmesi, 2006 Almanya ve 2010 Güney Afrika’ dan sonra futbolun asıl ruhunu ortaya çıkardı. Van Persie’nin uçan kafa golü, İspanya’nın Hollanda hezimeti, Avusturyalı Tim Cahill’ in Van Basten tarzında müthiş volesi, Neymar’ın korkunç sakatlığı, Kolombiyalı James Rodriguez’in harika performansı, Klose’ nin tarihe geçmesi ve tabi ki Almanya – Brezilya maçı bu organizasyona damga vuran ve yıllar sonra unutulmayacak anlardı.
Bizim açımızdan tek sevindirici gelişme Cüneyt Çakır’ın ülke futbolunu çok iyi şekilde temsil etmiş olmasıydı. Tabi abartmayı seven ulusal medyamız Cüneyt Çakır’ ın başarılı performansını neredeyse “iyi ki milli takım yok Cüneyt Çakır var” seviyesinde değerlendirdi. Çakır’ın orada olması, hatasız maç yönetmesi elbette önemli ama “Brezilya’da biz neden yoktuk” sorusunu konuşan yönelten ya da bundan hayıflanan neredeyse yok.
Bireysel anlamda oynan 64 maçın neredeyse 60 tanesini izledim ve futbolun birçok keyfini aldım bu dünya kupasından umarım bundan sonra turnuvalarda kendi ülkemizi destekleyebiliriz.