Yataktan yeni kalkmıştı. Yüzünü yıkarken oruçlu olduğunu hatırladı. Daha on iki saati vardı. Namaz kılmıyordu. Uzaktan bakıldığında “dindar” olmadığı her halinden belliydi. Zekâtın ne olduğunu dahi bilmiyordu. En son ne zaman cuma namazına gittiğini düşündü yüzünü yıkarken. Hatırlayamadı.
Sadece yanındakinin duyabileceği bir ses tonunda “Eşhedü Enla İlahe İllallah ve Eşhedü Enla Muhammeden Abduhu ve Resuluhu” derken belediye otobüsünde olduğunu hatırladı. Yanındaki tombul ve orta yaşlı adamın garip bakışını gördü. Oruçlu olduğu her halinden belli olan bu garip bakışlı adamın sinirli halini ve o ortamdaki sessiz oruçlu insanları fark etti. Etrafta bir gerginlik vardı ve sanki birileri zorla bunları aç bırakmış hissine kapıldı.
17 saat oruçlu olmanın anlamını araştırmaya karar verdi. Ortaokula başladığından beri oruç tutuyordu. Ailesi de dindar denemezdi. Fakat Ramazan ayını firesiz kapatırlardı. Her yıl oruç tutarlardı ve ailesi yüzünden oruç tuttuğunu düşündü. Bir gelenek gibi olduğuna karar verdi.
İş yerine ulaşır ulaşmaz gugıla “Oruç nedir” diye yazdı. Türk Dil Kurumunun sitesine tıkladı ve okumaya başladı:
“İslam’ın beş şartından birisi. Allah rızası için yeme, içme, cinsi münasebette bulanma gibi birtakım şeylerden günün belirlenmiş vakitleri arasında uzak durma.”
İslam’ın beş şartının sadece birine niye bu kadar bağlı olduğuna anlam vermek istiyordu. “Allah rızası için mi tutuyoruz yoksa mahalle baskısı ya da aile baskısından dolayı mı tutuyoruz” diye düşünürken iş arkadaşını fark etti.
“Sen niye oruç tutuyorsun” diye sordu iş arkadaşına. Halsiz görünen arkadaşı gülümsedi. Tekrar sordu:
- Sen niye oruç tutuyorsun?
- Allah emrettiği için…
- Kaç yıldır tutuyorsun.
- Çocukluğumdan beri…
-Namaz kılıyor musun?
- Hayır.
-Zekâtını veriyor musun?
- Ne zekâtı, niye bunları soruyorsun?
Gün boyunca bi şeyler okudu ve oruç üzerine yapılan araştırmalara baktı. İslam âleminin en fazla yaptığı ibadetin oruç olduğunu öğrendi. “Diğer ibadetlere kıyasla daha zor gibi görünen oruca Müslümanlar niye bu kadar uyuyor da diğer ibadetlere uymuyor?” diye mırıldanırken arkadaşı “Çıkmıyor musun, bir saat kaldı” dedi. “Sen çık ben birazdan çıkarım” dedikten sonra saatine baktı.
Kafası çok karışmıştı. “Gerçekten ben Allah rızası için mi tutuyorum” diye düşünüyordu. Beş vakit namazın günde sadece bir saat aldığını, hac olayının ömürde bir sefer olduğunu ve hatta sadece zenginlere farz olduğunu, zekâtın malı olana farz olduğunu öğrendi bugün yaptığı araştırmada.
Allah rızası için yapıyorsak bu ibadeti niye bu kadar sinirliyiz, diye kafasını karıştıran bir soru daha sordu kendine. Zekât vermeyenlere sinirlenmeyen Müslümanlar, oruç tutmayana niye bu kadar sinirleniyor, diye kafasını allak bullak eden bir soru daha sordu kendine. Koşar adım eve giderken susuz olduğunu fark etti.
İftarını rötarlı açan kahramanımızın sesli bir şekilde “Tövbe tövbeeee” dediğini duyan hanımına “Boş veeer” dedi. Boş ver deyince hikâyemiz de bitmiş oldu.
NOT: Geçen yıl yazdığım makalemi bu Ramazan ayında da yayınlamak istedim. Değişen bi şey yok çünkü…