Birtakım eğitim işleri (2)

Abone Ol

Eğitim alanımızda bazı yanlış kararlar alınıyor olması, hiç doğru şeyler yapılmıyor anlamına gelmiyor tabi ki. Sayın Bakanımız bazı güzel kararlar almış ve bunları kamuoyu ile paylaşmış.

Öncelikle hem öğrencilik ciddiyetini hem öğretmene saygınlığı temelden sarsan mevcut uygulamadaki “Ortaöğretim Sınıf Geçme Yönetmeliği”nde yapacağı değişiklikler, bir eğitimci olarak beni ve bütün eğitimci arkadaşlarımı sevindirmiştir. Hepimiz biliriz ki sonuç itibarı ile ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulmayan, yani sonunda ödül veya ceza olmayan hiçbir işe, hiçbir insan ciddi yaklaşamaz. Hele bu insanlar 12-18 yaş grubundaki çocuk ve ergen sınıfındaysa bunlardan başarı beklemek akla ve mantığa ters düşer. Mevcut sistemde ortaokullarda hiçbir şekilde sınıfta kalma riski yoktur. Liselerde ise bütün derslerin not ortalaması 50 olduğunda bir üst sınıfa geçebiliyor çocuklar. Yine devamsızlığın uygulamada hiçbir önemi bulunmamaktadır. Şimdi bu durumda çocuk, neden okula gitmek istesin ve neden vaktini ders çalışarak geçirsin ki?

İnternet ve akıllı telefonların çocukların akıllarını başlarından aldığı bir dönemde, o çocuklara yavrum ders çalış demek, akıntıya karşı kürek çekmeye benzer. Öğretmenlik mesleğimin son yıllarında lisede bir delikanlıya: “Evladım, bak bütün derslerin zayıf, haydi bir program yapalım ders çalış.” dediğimde o çocuk: “Hocam boşver yaa, çalışsam da geçeceğim çalışmasam da. Niye kendimi yorayım?” diye karşılık vermişti bana. Belki de o çok sevdiğim mesleğimden erken emekliye ayrılmamın başta gelen nedenlerinden biriydi bu diyalog. Okul ve öğretmen fiziken var ama işlevsel olarak yok hükmündeydi.

Bu yanlışın farkına varan Sayın Bakanımız, şimdi hem ortaokullarda hem liselerde kolay sınıf geçmenin önünü tıkayan güzel uygulamalar getiriyor. Bunlar gereği gibi uygulanırsa eminim hem eğitimimizin kalitesi artacak hem kaybolan öğretmenlik saygınlığı yeniden kazanılacaktır. Aynı şekilde ucu açık olan devamsızlık sürelerine sınır getirmek de eğitime olumlu bir etken olacaktır.

Diğer bir güzel karar ise sınıf ortamında öğrenci ve öğretmenlerin cep telefonları ile bulunmamalarıdır. Biliyoruz ki telefonlar sadece sınıfta değil, günlük rutin işerimizde de dikkatimizi dağıtıp verimli çalışmamızı engelleyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Eğitim gibi çok ciddi bir alışverişin yapıldığı sınıf ortamlarını, bir anda öğretmen ve öğrencinin birbirlerinden kopuk serbest alan haline getiren telefonların sınıfa asla sokulmaması gerekmekteydi ve nihayet oluyor kısmetse. Bu karar, eğitime odaklanmayı artırıp ciddiyetsizliği ortadan kaldıracaktır. Tabi bunun uygulama denetiminde okul idaresine çok büyük sorumluluk düşmektedir. Özellikle öğretmen arkadaşlarımın rol model olduklarını unutmamaları ve bu uygulamaya örnek teşkil etmeleri gerekmektedir.

Benim görev yaptığım 33 yıl içerisinde mümkün oldukça aksatmadan yaptığım oldukça önem arz eden bir husustu okulda önlüklü olmak. “Önlük öğretmenin üniformasıdır.” Özellikle kılık kıyafet yönetmeliğindeki serbestiyetin ardından ne yazık ki bazı meslektaşlarımızın suistimale kaçan kıyafetler ve görünümlerle okula geldiklerini gözlemledik.   Demin öğretmen rol modeldir demiştik. Evet ilkokuldan lise bitinceye kadar milyonlarca evladımız, bizim saç-sakalımızı, kıyafetimizi, konuşma şeklimizi bir video hassasiyetinde kaydedip kendinde uygulamaya çalışmaktadır. Yani bugün şu kıyafet hoşuma gitti, şu makyajı yapayım, şu kokuyu sürüneyim… tarzı düşünceler belki diğer meslekler için sakıncasız olabilir lakin bizim mesleğin tabiatına aykırıdır. Zira bizim malzememiz insandır ve o insanlar bize bakıp şekil almaktadır. Sayın Bakan, sağ olsun bu işin ciddiyetinin farkına varmış ki hiç olmazsa bazı aşırıya kaçan giyimlerin kusurunu önlükle kapatma yoluna gitmiş. Bir mazeret kalmasın diye de bütün öğretmen arkadaşlara vücut ölçülerine göre birer önlük hediye ediyor. Üniforma, her mesleğin ciddiyetini ortaya koyar. Teşekkürler Bakanım.

Son olarak Türkçe dersi not ortalaması 70’in altında olan öğrencilerin sınıf tekrarı olayı var. Bir ülkenin resmi dili, yani o ülkede yaşayan insanların ana dili eğitimine önem verilmesi açısından olumlu bir karar olmasına karşın, birtakım uygulama sıkıntılarını beraberinde getireceğine inanıyorum. 

Ben de bu dersin öğretmeni olarak diyorum ki bu kararın ilk mağdur edeceği çocuklar, ana dili Türkçe olmayan çocuklardır. Zira daha anne karnındayken evinde Türkçe konuşulduğu halde bu dilin inceliklerine vakıf olamayan çocuklarımız çokken anne karnında farklı bir dille tanışıp Türkçe konuşmayı bile okulda öğrenen çocuklarımız mağdur olmayacak mı? Yeni gelecek olan sınavların merkezi sistemle yapılması uygulaması ile görülecektir ki Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşayan milyonlarca çocuğumuz sınıf tekrarı handikapı ile karşı karşıya kalacaktır. Bu, o bölgelerde görev yapan Türkçe öğretmenlerini de tarifsiz sıkıntıya sokacaktır. Velilerin çoğu, çocuğu sınıfta kalmasın diye borç harç özel ders aldırma veya kursa gönderme yollarına başvuracaktır. Sayın Bakan’ın ve bu işte görevli bütün arkadaşların bu ayrıntıları da göz önüne alarak daha yapıcı bir metot geliştirmeleri icap etmektedir. Zira dil öğretimi, hele ana dil öğretimi başlı başına bir emek ve tecrübe gerektiren alandır.

Sözün özü, demek ki istendiği zaman her alanda olduğu gibi eğitim alanında da güzel şeyler yapılabiliyormuş. Daha güzele, daha iyiye, daha verimliye ulaşmak için veli-öğrenci-okul iş birliğine her zamankinden fazla ihtiyacımız var.