İnsanlık tarihi boyunca ahlak, toplumların temelini oluşturan, bireyleri bir arada tutan en güçlü bağ olmuştur. Ahlakı da ayakta tutan vicdandır. Biz vicdanımızı nerede unuttuk?
Ahlaki çöküş, bir toplumun vicdanını, değerlerini ve insan olma bilincini kaybetmeye başlamasıdır. Bu çöküş, sadece bireylerin değil, tüm bir toplumun yıkımına giden yolu hazırlar. Bizim haberlere baktığımızda son zamanlarda ahlaki bir çöküntü içerisinde olduğumuz görülüyor.
Ahlaki çöküşün ilk belirtisi, insanların kendi çıkarlarını toplumun ortak iyiliğinin önüne koymaya başlamalarıdır ki bizim toplumumuzda da bu bireyselleşme ile başladı diyebiliriz. Bireyselleşmeden kasıt ise bencilliğe varan bir kendi çıkarlarını gözetme anlayışı.
Bu süreçte, dürüstlük yerini yalana, adalet yerini haksızlığa, merhamet yerini acımasızlığa bırakır. İnsanlar, kendi çıkarları uğruna başkalarına zarar vermeyi normalleştirir hale gelirler. Bir zamanlar kınanan davranışlar, zamanla sıradanlaşır; bir zamanlar utanç verici olan şeyler, toplumsal norm haline gelir.
Biz rahatsız edici bir biçimde çöküntü içerisindeyiz. Bunu kabul etmek lazım. Hiçbir işe yaramayan üniversitelerin arasında kağıt üzerinde eğitim oranı yükselse de nitelik bakımından eğitim de dibe çakılıyor. İlerleyen süreçte bunu daha net bir şekilde göreceğiz.
Bu çöküş, sadece bireyler arasında kalmaz, toplumun bütün kurumlarına sirayet eder. Eğitimden adalete, ekonomiden siyasete kadar tüm alanlarda ahlaki değerlerin aşındığı görülür. Yöneticiler halkı aldatır, öğretmenler öğrencilerine doğruyu öğretmekten vazgeçer, iş dünyasında haksız rekabet ve rüşvet normalleşir.
Böyle bir toplumda, bireylerin birbirine olan güveni de giderek zayıflar. Güvenin yokluğu, toplumu bir arada tutan bağların kopmasına, bireylerin birbirine yabancılaşmasına yol açar. Herkes kendi çıkarı peşinde koşarken, toplumsal bütünlük çökmeye başlar.
Ahlaki çöküşün en derin yaralarından biri, umudun kaybolmasıdır. İnsanlar, geleceğe dair inançlarını yitirirler. İyi bir insan olmanın artık bir anlam ifade etmediği, erdemli davranışların ödüllendirilmediği bir dünyada, insanlar umutlarını kaybeder. Umutsuzluk, karamsarlığı, karamsarlık ise bir tür toplumsal uyuşukluğu beraberinde getirir. İnsanlar, düzeltemeyeceklerine inandıkları şeyler karşısında kayıtsız kalmaya başlarlar. Kayıtsızlık, ahlaki çöküşün en son ve en tehlikeli aşamasıdır; çünkü artık kimse değişim için mücadele etmeye hazır değildir.
Nasıl düzeltebileceğimiz konusunda belki de ilk yapacağımız şey eğitim sistemi iken bize bütüncül bir değişim gerekiyor. Yoksa bir toplumun kaybolan vicdanını hep beraber seyredeceğiz.