TÜRKİYE’DE ADALETİN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ ACZİYET VE AÇMAZLAR
Adalet, bir devletin temeli ve toplumun huzurunun en önemli güvencesidir. Ancak Türkiye’deki adalet mekanizmasının uzun yıllardır karşılaştığı sorunlar, bu temel güvencenin ciddi bir erozyona uğradığını göstermektedir. Geciken yargı süreçleri, etkin çalışmayan istinaf mahkemeleri, dosya yükü altında ezilen Yargıtay, aynı nitelikteki davalarda bölgesel farklılıklar gösteren mahkeme kararları, yetersiz inceleme sonucu açılan davalar, iktidar partili veya nüfuzlu kişilere soruşturma açmaya cesaret edemeyen savcılar ve bir dosyada verdiği kararın istinaf mı yoksa Yargıtay’a mı gideceğini bilmeyecek kadar bilgisiz ve aciz hâkimler gibi pek çok sorun, adalet sisteminin aksayan yönlerini gözler önüne sermektedir. Bu sorunlar, toplumda “Geciken adalet, adalet değildir” algısını güçlendirmekte ve adalet mekanizmasının acilen reforma ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır.
Bu yazıyı okuyan ve bana önyargıyla yaklaşacak olanlara sesleniyorum: Lütfen devamını okumayınız. Çünkü burada dile getirdiğim hususlar yalnızca bir siyasi görüşün değil, tüm toplumun meselesidir. Belki bu yazıdan sonra bazı iktidar yanlıları benden nefret edecek, benimle aynı siyasi görüşü paylaşanlar ise tepki gösterip beni dışlayacak. Ancak yanlış bir yolda kalabalıkla yürümektense, doğru bir yolda tek başıma yürümeyi yeğlerim. Adalet, hiçbir siyasi düşüncenin tekelinde değildir; bu, herkesin hakkıdır. Adalet mekanizması içinde görev yapan ve adaletin üç sacayağından biri olan avukatlık mesleğini icra eden biri olarak, gördüğüm birçok eksikliği dile getiriyorum.
Bir dönem 68 kuşağının sıkça dillendirdiği ve Moğollar grubunun seslendirdiği “Bir şey yapmalı” sözü, adaleti tesis etme noktasında içinde bulunduğumuz açmazlara da ışık tutmaktadır. Bu cümle, bireylerin ve toplumun harekete geçmesi gerektiğini vurgularken aynı zamanda bir sorumluluk çağrısı yapmaktadır. Adaletin içinde bulunduğu bu darboğazdan çıkabilmesi için artık somut ve etkili adımlar atılmalıdır. Hepimiz sorumluluk almalı ve elimizi taşın altına koymalıyız.
GECİKEN ADALET, ADALET DEĞİLDİR
Adaletin temel ilkelerinden biri, hızlı ve etkin bir şekilde tecelli etmesidir. Ancak Türkiye’de özellikle genel mahkemelerdeki dosya yoğunluğu ve Yargıtay’daki uzun bekleme süreleri bu ilkenin karşılanmasını engellemektedir. Bir dosyanın Yargıtay’a ulaşması ve karara bağlanması yıllar alabilmektedir. Bu durum, mağdurların adalet beklentilerini sekteye uğratmakta, sanıkların ise yıllarca belirsizlik içinde yaşamasına neden olmaktadır.
Bu soruna çözüm üretmek amacıyla kurulan istinaf mahkemeleri maalesef bekleneni verememiştir. İstinaf mahkemelerinin amacı, dosyaları daha hızlı incelemek, hukuka aykırı hususları düzeltmek ve Yargıtay’ın üzerindeki yükü hafifletmekti. Ancak uygulamada bu mahkemeler adaleti tesis etmekten çok uzak kalmış, aksine süreci daha da karmaşık bir hale getirmiştir.
İSTİNAF MAHKEMELERİNİN SORUNLU İŞLEYİŞİ
Özellikle FETÖ davaları gibi kritik dosyalarda, istinaf mahkemelerinin hukuki sorunları çözmek yerine sorumluluğu Yargıtay’a devrettiği görülmektedir. İstinaf mahkemeleri çoğu zaman 8-10 satırlık gerekçelerle karar vererek dosyayı Yargıtay’ın önüne bırakmaktadır. Bu tür kararlar, Yargıtay’ın iş yükünü azaltmak yerine artırmaktadır. Daha da kötüsü, bazı durumlarda Yargıtay, istinaf mahkemelerinin kararlarını 8-10 sayfalık gerekçelerle bozmak zorunda kalmaktadır. Bu, adaletin gecikmesine ve toplumdaki güvenin zedelenmesine yol açmaktadır.
İstinaf mahkemelerinin yetersizliği, adaleti tesis etme sürecinde ciddi bir engel haline gelmiştir. İkinci derecedeki bu yargılama mercilerinin işlevlerini tam anlamıyla yerine getirmemesi, adaletin yalnızca Yargıtay tarafından sağlanmaya çalışıldığı bir sistemi ortaya çıkarmıştır. Ancak bu da sürdürülebilir bir çözüm değildir.
BÖLGESEL FARKLILIKLAR VE HUKUKİ TUTARSIZLIKLAR
Türkiye’nin farklı bölgelerindeki mahkemeler arasında verilen kararlar arasında ciddi farklılıklar görülmektedir. Aynı konuda açılan davalarda mahkemeler, birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşabilmektedir. Bu durum, yargının öngörülebilirliğini zedelemekte ve vatandaşların adalet mekanizmasına olan güvenini sarsmaktadır.
Adaletin temel ilkelerinden biri olan eşitlik, bu bölgesel farklılıklarla çiğnenmektedir. Bir bölgede beraat eden bir sanık, başka bir bölgede aynı suçtan ağır cezalara çarptırılabilmektedir. Bu adaletsizlik yalnızca bireyleri değil, toplumun genelini etkileyen bir sorundur.
SAVCILARIN YETERSİZ İNCELEMELERİ VE AÇILAN DAVALAR
Türkiye’de adalet mekanizmasının en büyük sorunlarından biri de savcıların yeterli inceleme yapmadan dava açmalarıdır. Bu tür davaların büyük bit kısmı beraatle sonuçlanmaktadır. Yetersiz hazırlık ve incelemelerle açılan davalar, hem mahkemelerin iş yükünü artırmakta hem de devletin kaynaklarını boşa harcamaktadır.
Savcıların sorumluluğunu yerine getirmemesi, yalnızca hukuki bir sorun değil, aynı zamanda bir etik sorundur. Bir davanın açılması, kişinin özgürlüğüne ve itibarına ciddi bir müdahaledir. Bu nedenle savcıların daha dikkatli ve özenli davranması gerekmektedir.
ADALETİN EROZYONU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Türkiye’de adalet mekanizması, içinde bulunduğu bu zorlu süreçten kurtarılmalıdır. Bunun için birkaç somut adım atılması gerekmektedir:
1. İstinaf Mahkemelerinin Etkinliği Artırılmalı:
Dosyaların hızlı ve adil bir şekilde incelenmesi için bu mahkemelerin yapısal ve işleyişsel sorunları çözülmelidir.
2. Savcıların Yetersiz İncelemelerinin Önüne Geçilmeli:
Davalar açılmadan önce titizlikle incelenmeli ve savcılara bu konuda eğitim verilmelidir.
3. Yargı Süreci Hızlandırılmalı:
Mahkemelerin üzerindeki iş yükünü azaltmak için teknolojik altyapı güçlendirilmeli ve personel sayısı artırılmalıdır.
4. Bölgesel Tutarsızlıklar Giderilmeli:
Mahkemeler arasında standart uygulamalar sağlanarak aynı nitelikteki davalarda farklı kararların önüne geçilmelidir.
5. Avukatların Etkinliği Artırılmalı:
Avukatların saatlerce yaptığı savunmaların kararlara etki etmesi sağlanmalı; önceden yazılmış kararlarla yargılamanın şekli bir formaliteye dönmesi engellenmelidir.
6. Adaletle İlgili Sempozyumlar Düzenlenmeli:
Akademisyenler, hukukçular ve kamu yetkilileri bir araya gelerek sorunları tartışmalı ve çözüm önerileri geliştirmelidir.
ADALET, BİR TOPLUMUN RUHUDUR
“Bir şey yapmalı.” Bu cümle yalnızca 68 kuşağının devrimci haykırışı ya da bir şarkı sözü değil, aynı zamanda bugünün adalet sorunlarına karşı bir çağrıdır. Adalet mekanizmasını onarmak ve toplumu bu değerle yeniden buluşturmak için hepimiz bir şeyler yapmalıyız. Çünkü adalet, herkesin hakkıdır.
• “Adalet mülkün temelidir.” (Hz. Ömer)
• “Bir saat adaletle hükmetmek, bin yıl ibadet etmekten hayırlıdır.” (Hadis-i Şerif)
• “Adalet, güzelliğin temelidir.” (Aristo)
Adalet bir toplumu ayakta tutan omurgadır. Bu omurga çürüdüğünde sistem çöker.
Bu yüzden, BİR ŞEY YAPMALI!
Saygılarımla