Bazı şiirlerin derin anlamlarının yanı sıra derin hikâyeleri de bulunuyor. İkinci Dünya Savaşı’nın en sert yıllarında bir şiir yazılmış; “Bekle Beni” şiiri. Rusya Alman kuşatması altında ve cephelere mermiler yağıyor. Rus ordusunda şair ve gazeteci Konstantin Simonov da cephede mücadele ediyor ama aklında geride bıraktığı sevgilisi var ve bir türlü aklından çıkmıyor. Simonov korkunç savaştan sağ çıkmayı umarak bir şiir yazıyor.
Karmaşık duygularla yazılan bu şiir dünya çapında hem hikâyesi ile hem kendisi ile dikkat çekiyor. Simonov yazdığı şiiri izne ayrılan bir askere teslim ediyor ve çalıştığı gazeteye vermesini istiyor. Şiir gazetede yayınlanınca çok meşhur oluyor ve hatta o sıralar cephede ölen birçok askerin cebinden bu şiir çıkıyor; Bekle beni.
Söylenilenlere göre şiir öyle meşhur oluyor ki Rusya’da kutsal yazılar dışında en çok okunan metinler arasına giriyor.
Savaş bitiyor ve Simonov sevgilisi Valentina’nın yanına gidiyor. Evlenen ve savaş sırasında bir efsaneye dönüşen çift bir süre sonra ayrılıyorlar. Gerçek dünyanın efsanelerdeki gibi olmadığı bir kez daha görülürken Simonov 1975’te ölen Valentina’nın cenazesine gitmiyor. Sadece bir çiçek gönderiyor ve çiçeğin içerisinde “Bekle Beni” şiiri bulunuyor. 4 yıl sonra 1979’da ise Simonov hayatını kaybediyor ve bekleyen Valentina’nın yanına gidiyor.
Türkiye’de ise Cem Karaca bu şiiri besteleyerek aynı isimli çok güzel bir eser ortaya koyuyor. Şiirin birçok çevirisi ve farklı hali bulunsa da bir bölümü şu şekilde:
“Bekle beni, döneceğim
Tüm ölümlere inat bekle.
Çünkü o büyük bekleyişin
Düşman ateşinden kurtaracak beni.
Bekle kızgın sıcaklar içinde,
Karlar savrulurken bekle beni,
Yalnızca seninle ben, ikimiz
Ölümsüz olduğumuzu bileceğiz.
O sırrı, o hiç kimsenin bilmediği;
Kimseler beklemezken
Beni beklediğini.”
Konstantin Simonov (Çeviren: Sacide Üçer)