Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Bundan tam bir asır önce Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitlerine bu dizelerle sesleniyordu. Söz konusu eğer Çanakkale ise bu sadece bir destanın son mısrası değil bir milletin varlık ve yokluk destanıdır. Metrekaresinde beş bin mermi, beş litre kan, bir kabirde onlarca kefensiz gencecik canın yattığı; yokluğun, tevekkülün, duanın ve kahramanlığın meydanı, kurşunun kurşunu havada yardığı yerdir Çanakkale. Türkün, Kürdün, Lazın, Çerkezin, Abazın, Gürcünün, Arabın bir millet olup sarsılmaz bir umudu bir yudum suyu bir parça ekmeği ve nihayet bir karış toprağı paylaşarak yazdığı mükemmel bir destandır.
Bugün bu topraklarda nefes alabilen her fert Çanakkale’de şahadet şerbeti içen Mehmetlere çok şey borçludur. O dönemin imkânsızlıkları, tarihin en güçlü orduları karşısında aç, susuz, silahsız teçhizatsız ama sade ve sadece kalplerinde ulvi bir Allah ve Vatan sevgisi uğruna hiç düşünmeden anadan babadan yardan ve evlattan geçip isimlerini tarihe altın harflerle yazdırdılar.
“Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Avustralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: Sade bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!”
O gün de bu millet yedi düvelle savaşıyordu bugün de savaşıyor. Tarihin her safhasında Türk milletinin hiç ama hiç düşmanları eksilmedi. Ne içerideki hain bitti ne de dış mihrakları tükendi.
Ne zaman bu millet özlediği ve umutla beklediği o muhteşem asra dönmek için ayağa kalkmak istese hemen bir çelme geliyor. Ne yazıktır ki içerdeki hainler de buna hemen çanak tutuyor. Dün olduğu gibi bugün de yedi düvelle olan savaşımız devam ediyor. Dün Çanakkale’de “Sana aguşunu açmış duruyor peygamber” dediğimiz şehitlerimizi şimdilerde Doğu’da ve sınırımızın hemen yanı başından El-Bab’tan uğurluyoruz.
Bizler asırlık uykumuzdan uyandık. Artık biriz beraberiz ve çok daha güçlüyüz. Bunu da 15 Temmuz’da dosta düşmana herkese gösterdik. Topun, tüfeğin, uçağın bizleri sindiremeyeceğini unutanlara tekrar hatırlattık. Söz konusu vatan olunca gerisinin teferruat olduğunu bir kez daha iç ve dış mihraklara haykırdık. Biz ümmeti Muhammed’in umuduyuz, biz üç kıtaya hükmetmiş Osmanlının torunuyuz.
Vatan toprağı için gözünü kırpmadan şahadet şerbeti içen aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Ey şanlı vatan evladı ruhun şad olsun.
“Bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır, Bir tarih boyunca onun uğrunda kendini tarihe verenlerindir.”