Sizlere bugün yazımda anlatacağım hikayenin içerisinde ahde vefa var, eğitim aşkı var, çocuk sevgisi var, annelik var, öğretmenlik var…
Tam 2 ay önce 3 yaşındaki oğlumu okula yazdırmaya niyetlenince yine bu köşeden düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Eğer kurumsal bir markanın imzası yoksa özel okul tercih etmeyeceğimi, evladımı devlet okullarına emanet etmeye karar vermiştim. Nitekim öyle de oldu araştırmalarım sonucunda Mustafa Aksoğan Anaokulu’nda karar kıldık çekirdek ailemle.
Çok duyduk okulun adını, kadrosunu, eğitim anlamındaki başarılarını, Müdüre Hanım’ın meslek aşkını. İster istemez kafamda soru işareti oluştu. “Acaba” dedim kendi kendime “bir anaokulu sonuçta ne kadar iyi olabilir ki en fazla” diye düşünerek kayıt işlemi için gittik. O günden sonra 2 ay geçirdik ve çok şükür çok mutluyuz, çok memnunuz her şeyden önemlisi sabahları koşa koşa okula giden hatta hastayken bile okula gitmek için ısrarcı olan bir bıcırığımız var.
Asıl hikaye bundan sonra başlıyor…
Okul toplasında okulu yaptırarak devlete veren Aksoğan ailesinin ağabeyleri Affan Aksoğan ile tanışıp okulun yapım hikayesini dinleme fırsatını buldum ve çok etkilendim. Şimdilerde herkesin metrekaresini bile uçuk fiyatlara verdiği Fahri Kayahan bölgesindeki arazilerine isteselerdi 10 katlı inşaat yapar, satar ve ticari hayatlarına devam ederlerdi. Ancak onların 2009 yılında kaybettikleri rahmetli babaları Mustafa Aksoğan’ın çocuk sevgisi nedeniyle bir anaokulu yaptırıp devlete bağışlamaları alkışlanacak bir hareket.
Her şeyin para demek olmadığını bir kez daha hatırlatıyorlar bana her okula gidişimde. Oğlumun her eve mutlu döndüğünde ise Allah razı olsun demeyi unutmuyorum elbette. Üstelik okulu yaptırıp el etek çekmemişlerde ailecek. Fırsat buldukça ziyaret eder, “Bir ihtiyaç var mı?” diye sorar ve çocuklarla vakit geçirirler.
Okul yaptırmak için bile birçok “sözde” prosedür engeline de takılmışlar, ama onlardan hiç bahsetmeyeceğim.
“Yuvayı dişi kuş yapar” der ya büyüklerimiz Mustafa Aksoğan Anaokulu’nda da durum aynı. Okul yapılmış bitmiş ve Müdüre Şule Güven’e teslim edilmiş. Pek isabetli bir karar olmuş aslında. Kadın belki bir öğretmen, devlet memuru olabilir ama her şeyden önce bir anne ve o annelik sıfatını kaybetmeden giriyor okul kapısından içeriye her sabah. Öyle bir iş aşkı, öyle bir bağlılık var ki iğne deliği kadar küçücük ayrıntılarla bile ilgileniyor. Tabiri caizse “salla başını al maaşını” yapmıyor. Her anneler gününde hiç aksatmadan çocuklarla beraber Aksoğan ailesinin annelerini ziyaret edip onurlandırıyor. Bence o araziye okulun yapılması büyük şans, Şule öğretmene teslim edilmesi ise başka bir şans.
Örneğin benim 3 yaşındaki ufaklık daha şimdiden Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Piri Reis’i, Hacı Bektaş Veli’yi öğreniyor. Kibir sahibi olmayan öğretmenler, kılıktan kılığa giriyor ve her hafta Türk tarihimizin değerlerini anlatıyor çocuklara. Bu ne büyük meziyettir aslında değil mi? Hazır öğretmenlerden söz etmişken onların başarılarını da es geçmemek lazım. Hepside öğretmenden önce veliler aslında ve bütün çocuklarla ayrı ayrı ilgilenme sabrına sahipler. Mesela bizim öğretmenimiz Sibel Hanım oğlumun sırtına terleyince havlu koyar, biraz öksürünce “Yarın gelmesin, dinlensin” der. Bunlar çok önemsiz şeyler gibi durabilir ama hiç öyle değil. Anne-baba gibi kollayan öğretmenlerin olması büyük bir ayrıcalıktır şu hayatta. Çocuk, illa ki kalem tutmayı öğrenir ama sevgiden, ilgiden yoksun kalamaz. Birde atlamadan geçemeyeceğim bu okul herkesi bir arada toplamayı başarıyor. Doktor çocuğu, hakim çocuğu, memur çocuğu, işçi çocuğu hepsi bir arada hiçbir ayrım yapılmadan okuyor. Ve o küçük kahramanlar yaşayarak öğreniyorlar hayatı.
Ticareti bırakıp eğitime, çocuğa önem vererek babalarının adını yaşatan Aksoğan ailesine, evi gibi sahiplenip dağı bağ yapan Şule öğretmene, bizim bir çocuğa gösteremediğimiz sabrı 20 çocuğa birden gösteren ve hiç “of” demeyen öğretmenlere ve bir aile ortamına evlatlarımızı emanet etmemizi sağlayan tüm kadroya binlerce teşekkürler… Bilim adamlarının araştırmalarına göre başarılı olan insanların temellerinin 3-6 yaş arasında atıldığının açıklandığı 2010’lu yıllarda sizlere minnettarız. Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin sağlam taşları işte bu şekilde atılıyor.