Bir duruşu olmalı insanın

Abone Ol

Cahit Zarifoğlu’nun şu sözü insan hayatına dair en önemli prensiplerden birini anlatır:

“Bir duruşu olmalı insanın; bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı.”

İnsan, duruşuyla var olur. Duruşu olan insan, hangi şartlar altında olursa olsun kendisine biçtiği değerleri, inandığı ilkeleri ve bağlı olduğu doğruları muhafaza eder. Oysa rüzgâr nereye eserse oraya savrulan, menfaatin peşinden koşan, gerektiğinde eğilip bükülmekten çekinmeyen kimseler, güven vermeyen bir gölge gibidir. Bu yazıda, insanın hayatta nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini, sosyal ilişkilerde, siyasette, meslek hayatında ve uluslararası arenada duruşsuzluğun nasıl sonuçlar doğurduğunu ele alacağız.

SİYASETTE DURUŞ: MENFAATE DEĞİL, HAKK’A YASLANMAK

Siyaset, insanın duruşunu en çok belli eden alanlardan biridir. İlkeleri olan bir siyasetçi, makam ve mevki için doğrularından taviz vermez. Menfaat karşılığında eğilip bükülen siyasetçiler ise her dönemin adamı olurlar ama hiçbir dönemde adam gibi adam olamazlar. Bugün savunduğunu yarın inkâr edenler, güç karşısında eğilenler, halkın değil güç sahiplerinin yanında saf tutanlar; sonunda hem itibarlarını hem de insanlıklarını kaybederler.

Bugünün dünyasında, uluslararası siyaset arenasında yaşanan gelişmelere baktığımızda da duruşu olmayan liderlerin nasıl rüzgârda savrulduğunu, menfaat için nasıl ilkesizce hareket ettiğini görmekteyiz. ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy arasında yaşanan gerilim, işte tam da bu duruşsuzluğun bir tezahürüydü. Trump’ın Ukrayna’ya yapılan yardımları kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışması, Zelenskiy’nin ise bir gün ABD’ye boyun eğip ertesi gün diklenmeye çalışması, iki tarafın da ilkesiz bir siyaset anlayışına sahip olduğunun göstergesiydi.

Oysa siyaset, menfaatin değil, hakkın yanında durmayı gerektirir. Gerçek bir lider, rüzgârın yönüne göre hareket eden değil, doğru bildiği yolda dimdik yürüyen insandır. Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi, bir davaya inanmış ve onun uğrunda sağlam duran insan, her türlü imtihanı göze almalıdır.

SOSYAL İLİŞKİLERDE DURUŞ: DOSTA SADAKAT, DÜŞMANA ASİL DURUŞ

İnsanın karakteri, dostluklarında ve düşmanlıklarında da belli olur. Menfaatine dokunana kadar dost olup sonra arkasını dönenler, dostluklarını çıkar üzerine inşa edenler, güvenilmez insanlardır.

Gerçek dost, zor günlerde belli olur. Bir insanın dostu, onun menfaatine göre değil, karakterine göre belirlenmelidir. Bugün insanlar birbirine sadece çıkarları olduğu sürece dost gözüyle bakıyor. En ufak bir menfaat çatışmasında birbirlerini satmaktan çekinmiyorlar.

Öte yandan, düşmanlıkta da bir asalet olmalıdır. Şahsiyeti olan insan, düşmanına bile iftira atmaz, haksızlık yapmaz. Asalet, sadece dostlukta değil, düşmanlıkta da kendini belli eder.

MESLEKTE DURUŞ: MAKAMIN DEĞİL, ONURUN PEŞİNDE OLMAK

İş hayatında da insanın duruşu, onun karakterini ortaya koyar. Kimi insanlar, daha fazla kazanmak uğruna her değerden vazgeçerken, kimi insanlar da onurunu korumak adına büyük kazançları elinin tersiyle iter.

Bir avukat düşünelim: Adaletin temsilcisi olması gerekirken, parayı verenin yanında saf tutuyorsa, mesleğini kirletmiş olur. Bir gazeteci, gerçeği yazmak yerine güce boyun eğiyorsa, kalemini satmış olur. Bir doktor, hastanın sağlığından çok cebini düşünüyorsa, vicdanını kaybetmiş olur.

Gerçek başarı, sadece maddi kazançla değil, mesleğinde onurlu bir duruş sergilemekle mümkündür. Bugün medyanın geldiği durum ortada: Güç kimdeyse ona hizmet eden, dün söylediklerini bugün inkâr eden, hakikati gizleyip yalanı süsleyen bir gazetecilik anlayışı… Böyle bir düzenin içinde onuruyla yazan, doğruları savunan kaç kişi kaldı?

ULUSLARARASI DÜZENDEN DERS ALMAK

Duruşsuzluğun en büyük örneklerini uluslararası arenada görmek mümkün. ABD, Avrupa ve Rusya gibi küresel güçler, çıkarları doğrultusunda hareket ederken, küçük devletler onların politik oyunları arasında sıkışıp kalıyor. Bugün Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş, sadece iki ülkenin değil, küresel güçlerin de büyük çıkar mücadelesinin bir yansıması.

Türkiye gibi köklü bir devlet geleneğine sahip ülkeler, bu tür zorlu süreçlerden ders çıkararak, hem kendi bağımsızlıklarını korumak hem de uluslararası arenada adil ve dengeli bir politika izlemek için çaba göstermektedir. Çünkü Türkiye güçlü olmak zorundadır. Güçlü olmak yetmez, güçlü kalmak zorundadır.

Biz, 2 bin 200 yıldan fazla devlet geleneği olan, devlet aklı olan bir milletiz. Hadiselere bakarken, başkaları gibi sadece 50-100 yıllık birikimle değil, binlerce yıllık köklü tecrübenin merceğinden bakıyoruz. Bu yüzden duruşumuzu kaybetmemek zorundayız.

MENFAAT UĞRUNA EĞİLİP BÜKÜLENLERİN SONU

Tarih, nice insanların para, makam, şöhret uğruna nasıl karakterlerinden ödün verdiğine şahitlik etmiştir. Kendi menfaati için değerlerini bir kenara atanlar, günü kurtarabilir ama sonunda hep kaybederler. Çünkü menfaat için eğilip bükülenlerin ne dostu kalır ne de itibarı.

Bugün içinde bulunduğumuz dünya düzeninde insanlar her şeyi pazarlık unsuru olarak görüyor. Dostluklar, düşmanlıklar, sözler, vaatler… Ama unutmamak gerekir ki insanın gerçek kazancı, elindekiler değil, karakteridir.

DURUŞU OLMAYANIN GELECEĞİ DE OLMAZ!

Hayat bir imtihandır ve insan, duruşuyla bu imtihanı kazanır ya da kaybeder. Eğilip bükülenler, günü kurtarır ama geleceğini kaybeder. Çünkü insan, ancak sağlam bir duruşla iz bırakabilir.

Ve unutulmamalıdır ki:

“Duruşu olmayanın yolu da olmaz!”

Saygılarımla