Bir Ara Güler deklanşörü Afrodisias

Abone Ol

Bugün büyük usta Ara Güler’in şans eseri bulduğu bir antik kentten bahsedeceğiz; Afrodisias Antik Kenti. Bu antik kentin tarihi ise 7 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Tarihinin önemi kadar bulunuş hikâyesiyle de dikkatleri çekiyor. Afrodisias, Aydın'ın Karacasu ilçesindeki Geyre Köyü'nde yer alan antik bir Roma kenti ve kurulduğu yer tarihte bilinse de tam olarak yerinin saptanması Ara Güler’in 1958’de bu bölgeye gitmesi ile başlıyor.

Dünyada dokusu bozulmamış en büyük hipodrom burada yer alıyor ve yerli yabancı birçok misafire de ev sahipliği yapıyor. Roma İmparatoru Augustus'un "Tüm Asya toprakları içinden burayı kendime kent olarak seçtim" dediği de biliniyor. Kendisi kadar bulunuş hikâyesi benim çok ilgimi çekiyor bu antik kentin. Bu antik kent serüveni, Ara Güler’in birkaç parçasının halk tarafından kullanıldığını görmesi ile başlıyor.

Ara Güler, zamanın Başbakanı Adnan Menderes’in yapacağı bir açılış için bu bölgeye 3 gün önceden gidiyor. Bölgenin fotoğraflarının basılması o zaman vakit aldığı için, zor bir yolculukla bölgeye gidip fotoğraf çekiyor Ara Güler. Bölgeye gittiğinde ise ters ışık yüzünden bir türlü doğru fotoğraf yakalanamıyor. 5 saat uğraşan Ara Güler zor çektiği bu fotoğrafları, “Dağa çıktım, belki güneş gelir de o yönden daha iyi fotoğraf çekilir diye. Çektim anlayacağın birkaç enayi resmini” diyerek anlatıyor.

Aşağı indiklerinde bu çekimin uzun sürdüğünden rahatsız olan şoför söylenmeye başlıyor. Geri dönmeye çalışırken şoför ile tartışa tartışa kaybolup mecburen bir köye konaklamaya gidiyorlar. Girdiği köyün garip manzarasını ise şu şekilde anlatıyor Ara Güler:

“Köye geldiğimizde bir kahveye girdik, orada bir taş var. O zaman buraya elektrik değil ruh bile gelmemiş. Gaz lambasıyla duruyorlar, bir baktım adamlar bezik oynuyor, kâğıt oynuyor, pişpirik oynuyor. Bir baktım masa yok, masa diye kullandıkları Roma sütunları, hani var ya roma sütun başları onlar. Onu masa yapmışlar kahvede oyun oynuyorlar. Delireceğim! Sonra bir bakıyorum kahvenin ortasında sütun var. Kahvenin damını tutuyor. Garip bir yer. "Neresi burası?" diye sordum ‘Geyre Köyü’ dediler. Şoförü bir yere yatırdılar, beni bir yere koydular. Ben bu köydeki durumdan huylandım” diyerek heyecanlı bir şekilde anlatıyor usta.

TARİHLE İNSAN KAYNAŞMIŞ, ZAMAN BİRBİRİNİN İÇİNE GİRMİŞ

Kaldığı garip köyde yaşadıklarına inanamıyor Ara Güler. İçi içine sığmıyor tabi gördüklerinden dolayı. Tarihle insanın kaynaştığını söylediği satırlar ise bir o kadar doğru ve ilgi çekici. Düşünsenize 7 bin yıldan fazla bir zaman var arada. Eski insanlar mezar yapmışlar, yapılar yapmışlar ve 7 bin yıl sonra bu yapılanlar; onların yerine gelen insanlar tarafından kullanılıyor. Büyüleyici bir manzara. Bu yaşadıklarını da şöyle ifade ediyor usta:

“Sabahın ilk ışıklarında çıktım. Fotoğraf makinemi aldım. Başladım buraları dolaşmaya. Bir baktım ki bir lahit (eski mezar mermeri, beton tabut denilebilir). Lahitlerin üstüne üzümleri doldurmuş lahitin içinde üzümlerin üstüne çıkmış herifler şıra yapıyor. Lahitin altını delip, plastik kova koymuşlar şıra yapıyorlar. Lahitlerin üstünde çamaşır yıkıyorlar. Ters heykeller duruyor, taş diye kullanmışlar. Allah allah ne garip yerdir. Ne buldumsa fotoğrafını çektim. Köylüler bir hipodrom olduğunu söyledi, beni oraya da götürdüler. Bir baktım içinde adamlar ot biçiyor, orakla ot biçiyorlar. Tarihle insan kaynaşmış, zaman birbirinin içine girmiş bir dünyanın içine düştüm. Bu tarafa bakıyorum 20’nci asır, bu tarafa bakıyorum 15’nci asır. Bu tarafa bakıyorum Roma Dönemi'ne bakıyorum. Bundan daha enteresan ne olabilir?”

AFRODİSİAS TÜM DÜNYADA TANINDI

Ara Güler döner dönmez bu fotoğrafları akademisyenlere gösteriyor. Haberini yapıp ulusal ve yerli basınla paylaşıyor ve dünya çapında haber oluyor bu hikâye. Bu antik kent en ünlü mimari ve tarihi dergilerde yayınlanıyor. Daha sonra birçok bilim insanı, arkeolog buraya geliyor ve Afrodisias Antik Kent’i ortaya çıkıyor. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne bu antik kent dâhil ediliyor. Daha sonrasında tüm dünyada yayılan bu hikâyeyi Ara Güler, Coşkun Aral ile birlikte bölgeye giderek, kendi tarzı ve üslubu ile çok eğlenceli bir şekilde anlatıyor. Geriye ise mükemmel bir hikâye, paha biçilemeyecek bir kültürel miras bırakıyor.