Beyin göçüğü

Abone Ol

Son zamanlarda siz de odaklanma sürenizin kısaldığını, uzun bir videoyu dahi izleyemediğinizi, kitap okumanın ise artık çok zorlaştığını fark ediyor musunuz?

Sadece bunlar da değil, ev içindeki iletişimlerinizin bile neredeyse bittiğini, çocuklarla çok fazla zaman geçirmenin kabusa döndüğünü falan da fark ediyor olmalısınız.

Tahammül sınırımız kısalıyor. Asayiş haberlerinde denk geldiğimiz cinnet halleri sıklaşıyor. Trafikte ilerlemek eskisinden daha zor, çünkü sinirleriniz dayanmıyor.

Sevmek ve sevilmek zorlaşıyor. Ne sevecek kadar hazırsınız ne de sevildiğinizi hissedecek kadar ilgi görüyorsunuz. Duygusal bir durumdan bahsetmiyorum, her anlamda sevmek ve sevilmekten bahsediyorum.

Beyinlerimiz göçüyor. Bence tüm bunları bu açıdan değerlendirebiliriz. Bizi insan yapan, hayatı yaşanılabilir kılan taraflarımız yavaş yavaş bitiyor. Bildiğimiz göçükten bahsediyorum; mecazen…

Herkes için geçerli değil tabi ki bu!

Ama toplumun çoğu böyle. Nedeni ise ortada: Sosyal medya…

Her gün bakıp geçtiğimiz fotoğraflar, doğru mu değil mi teyit edilmeyen bilgiler, birkaç saniyelik reelsler… Tüm bunlar ve daha fazlası algılarımızı yavaşlattı. Duygusal ve hatta fiziksel yetersizlikler hissetmemize neden oldu. Artık kendimizi daha fazla eksik görüyoruz. Artık ne düşüneceğimizi medya bile değil, sosyal medya belirliyor.

Sosyal medya zannettiğinizden çok daha tehlikeli. Çok fazla tehlikeli.

Doç. Dr. Zeliha Bürtek’in bahsettiği toplumdaki sosyal çürüme de tam bununla ilgili. Çıkış noktası burası.

Bunu ben demiyorum, bilim söylüyor, sosyologlar söylüyor, psikologlar söylüyor.

En azından çocukları uzak tutun bu felaketten. En azında gelecek nesil kurtulsun bu illetten…