Kıymetli okuyucularım, nasılsınız?
Sizi bütün sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Yarenlik yapmayı severim.
Tabi kimseyi üzmeden, kırmadan, incitmeden, korkutmadan, yalan söylemeden.
Dinimiz de böyle emrediyor.
Baro’muzda yemin töreni olduğunda, hareketlilik olur.
Yemin edecek avukat adayının ailesi, yakınları gelir.
Evlatlarının yeminine, cübbe giymesine, ruhsatnamesinin imzalanarak avukat unvanını kullanma hakkını kazanmasına tanıklık ederler; gururlanırlar.
Stajyer avukat, konuşma yapar duygularını belirtir, annesine, babasına emeklerinden, özverilerinden dolayı teşekkür eder.
Yanında staj yaptığı avukata, kendisine katkılarından dolayı teşekkür eder.
Baro Başkanı konuşma yapar, yanında staj yapılan avukat konuşma yapar, cübbesi giydirilir.
Baro Başkanı, çiçek verir, ruhsatnamesini imzalar, fotoğraflar çekilir.
Doğrusu, benim başkanlığımdan önce böyle törenler yoktu.
Huzurda bulunan bir kaç avukatın önünde yemin edilip, ruhsat imzalanmakla iş biterdi.
Böyle bir yemin töreninin yapılacağı gün bir meslektaş, salondaki kalabalığı görüp de,
-Hayırdır… Bu kalabalık ne? deyince, ben arkadaşın konuya biraz yabancı olduğundan yararlanarak,
-Falan avukatın torunun sünneti var, ondan dedim. Baroda böyle sünnet falan gibi törenler yapılması imkansızdı. Arkadaş,
-Haa! deyip inandı, biz de durumu açıklayıp güldük, arkadaş da kanmasına çok güldü.
Benim yemin törenimde, rahmetli, Seyhan Abi de (Semercioğlu) vardı.
-Sicil numaran güzelmiş dediğini unutmam. 38800’ün, küsuratlı olmamasına güzel demişti.
Seyhan Abi dedim de…
Bir gün Baroda, Eski Başkanlarımız Yaşar Eren, Tümer Önen, Rahmetli Niyazi Gökçe, rahmetli Eski Belediye Başkanımız Seyhan Semercioğlu bir aradaydık, sohbet ediyor, şakalaşıyorduk.
Çoğu zaman böyle bir araya gelirdik.
Her hafta birimizde, düzenli olarak yemek yerdik.
Bir huyum da, hemen hemen her Pazar, çok erkenden kalkıp, namazımı kılıp, kahvaltımı yapıp, azığımı alıp balığa gitmek, derin vadilere, kanyonlara inmek, doruklara çıkmaktı.
Pazar gelir azar azar
Şehirlerden yolum azar
Akşam olur gecikirsem
Nazlı yardan gelir azar diye, bir de dörtlük yazmıştım…
Malatya’da gitmediğim akarsu, durgun su, koy yoktur desem inanın.
Bazılarına iki üç sefer olmak üzere, on beşten fazla, doruğa çıktım.
Rekorum Beydağı’nda ve 2040 metredir.
Doruklar, yaşamanın adeta başka bir boyutudur.
Derin vadiler de öyledir.
Yüz binler, belki milyonlarca yıl akan suyun neler yaptığını, neleri değiştirdiğini görürsün…
Gezerim, fotoğraf çekerim, video çekerim… Başkanlarımdan biri,
-Tek başına gidiyorsun, senin fotoğraflarını kim çekiyor peki? dedi.
Özçekimi, fotoğraf makinesini bir yer koyup, otomatik çekimi unutmuştu herhalde.
-Çobanlar falan rastlıyor, onlara çektiriyorum dedim, sonra güldüm doğrusunu söyledim.
Bir başkası,
-Sen o ıssız dağlara tek başına çıkıyorsun, kurdu var, çakalı var korkmuyor musun? dediler.
-Korumalarım var. Arkadan geliyorlar, ben onları görmüyorum bile dedim. Seyhan Abi atıldı, oradaki başkanları göstererek
-Ahan bunlar da eski baro başkanı, onların niye koruması yok deyince bir gol pası aldığımı, onu gole çevirmem gerektiğini anladım.
-Onlar eski, ben eskimeyen başkanım deyip bir espri yaptıktan sonra,
-Abi benim dönemimin ne kadar çetrefilli olduğunu bilirsin. Ergenekon, Balyoz dönemi… deyince,
-Haaa! Doğru senin dönemin hakikaten çok karışıktı dedi rahmetli, topu ağlarla buluşturmuştum.
Tabii ki ardından gülüp,
-Şaka, şaka dedim.
Ne olur, ne olmaz akıllarda yanlış kalabilir diye, sonunda gerçeği açıklarım mutlaka.
Neyse, şimdi şakayı bırakıp Baro’dan, Barolar Birliğine geçeyim.
Önceki gün, birkaç dönem TBB başkan yardımcılığı yapmış, çok sevip saydığım, onun da beni sevip saydığını bildiğim bir üstat aramıştı.
O sıra araç kullandığımdan, sonra aradım.
Yirmi bir dakika konuşmuşuz.
Kendisi naylondan Atatürkçü değil, hakiki Atatürkçü’ydü.
Hal hatır ettik. Saygılar, sevgiler sunduk. Gazete yazılarımı okuyormuş.
-Sana inanıyorum, dürüst bir insansın dedi.
-Hangi ittifak kazanır sence? diye ekledi.
-Valla Erdoğan’ı, Ak Partiyi devirmek için içeriden, dışarıdan ortak hareket edenler var. Bin bir yalan, bin bir plan var. Ama ben, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bu Asil Milletimize, onun şaşmaz sağduyusuna inanıyorum. O, Büyük Atılımı, olan biteni, icraatları seziyor, görüyor, anlıyor dedim.
-Selahattin Bey, icraatlara bir şey demiyorum, çok önemli icraatlar var gerçekten. Benimki, Atatürk. Benimki rejim korkusu. Cumhuriyet’in, Atatürk’ün ortadan kaldırılacağı korkusu dedi.
-Cumhurbaşkanımızın canhıraş çalışmasıyla Atatürk’ün idealleri, bir bir hayata geçiyor. O golf oynayan, Klasik Batı Müziği dinleyen, alkol alan Atatürk algısı yerine, bu toprakların evladı, Mete’nin, Alpaslan’ın, Fatih’in, devamı, Kurtuluş Savaşı Kahramanı, milletvekilleriyle, “Cumanın feyiz ve bereketinden faydalanmak için”, cuma namazına gidip, dualarla, Kur’an-ı Kerim okunarak Büyük Millet Meclisini açan, iki gün öncesinde bütün illere aynı törenin yapılması için talimat gönderen Atatürk geliyor milletin önüne, milletin kalbine dedim.
Cumhuriyet’e gelince. Size de gönderdiğim Bayram mesajına, “Hepimizin yüzde yüz içine sindirdiği Cumhuriyet” diye başlamıştım. Cumhuriyeti, kim kime karşı koruyor? Cumhuriyet’e karşı olan mı var? Hayali bir korkuyla millet kandırılmaya çalışılıyor dedim.
-Vallahi buna inansam ben de oyumu Ak Partiye veririm. Ama, Ak Partinin, Cumhurbaşkanının çıkıp bunu herkese anlatması, ilan etmesi gerekir dedi.