BAYRAM: KALPLERE ŞİFA, DÜNYAYA BARIŞ
BAYRAM… Sadece takvimde işaretlenmiş birkaç gün değil, ruhun arındığı, kalplerin yumuşadığı, gönüllerin birleştiği mübarek bir vakittir. Bayram, insan olmanın ne demek olduğunu hatırlamak, vicdanı diri tutmak, kırgınlıkları geride bırakmak, yoksulun sofrasına oturmak ve mazlumun duasına ortak olmaktır. Bayram, kirlenmiş dünyaya, katılaşmış kalplere bir çağrıdır; iyiliğe, adalete, merhamete açılan kapıdır.
Allah Teâlâ, bayram günlerini bizlere bir lütuf olarak bahşetmiş ve Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın size kolaylık dilemesi, zorluk dilememesi içindir. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola ilettiği için Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”
(Bakara Suresi, 2/185)
Bayram, Allah’ın bir rahmetidir; sevinçlerin çoğaldığı, gönüllerin huzur bulduğu, duaların semaya yükseldiği mübarek bir vakittir. Hazreti Peygamber (s.a.v) bayramları bir şükür ve paylaşma günü olarak görmüş, bayram sabahında en güzel elbiselerini giyerek mescide gitmiş, sadaka vermiş ve sahabeleriyle bayramlaşmıştır.
BAYRAM SEVİNCİ VE PAYLAŞMANIN BEREKETİ
Bayram sabahı, evlerimizde tatlı bir telaş olur. Çocukların neşesi, büyüklerin yüzlerindeki huzur, dualarla açılan eller… Sofralar bereketlenir, gönüller aydınlanır. Ancak bayramın en güzel yanı, bu sevinci paylaşmaktır. Paylaşılmayan bayram, eksik bir bayramdır. Kimi zaman yetim bir çocuğun başını okşamak, kimi zaman ihtiyaç sahibine uzanan bir el bayramı gerçek kılar. Çünkü bayram, sadece kendi mutluluğumuzla değil, başkalarının da yüzünü güldürmekle anlam kazanır.
İmam Gazali bayramın hakiki manasını şu sözlerle özetler:
“Bayram, yalnızca yeni elbiseler giymek değildir. Asıl bayram, günahlardan arınmak, gönlü ve ruhu temizlemektir.”
Bayram, nefis muhasebesi yaparak kendimizi yenilediğimiz bir vakittir. Sadece dünya nimetleriyle sevinmek değil, ahirete hazırlanarak ruhumuzu arındırmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bayramda fakirleri gözetmeyi özellikle tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Fakirleri sevindirin, yetimlerin başını okşayın. Bayram, paylaşınca bayram olur.” (Hadis-i Şerif)
BİR BAYRAM SABAHINA UYANIRKEN
Şöyle bir düşünelim… Bir bayram sabahına uyanıyoruz. Pencereden bakarken içimizi huzur kaplıyor. Anneler mutfakta tatlılar hazırlıyor, babalar bayram namazından dönerken yanlarında getirdikleri selamla eve giriyor, çocuklar ellerine bayram harçlığı almak için heyecanla koşuşturuyor. Kahve kokusu yükseliyor, sofralar şenleniyor, dostlarla kucaklaşmanın sıcaklığı hissediliyor. İşte bayram bu!
Ancak bayram, sadece kendi hanemizde sevinmek değil, başkalarının da bayrama ulaşabilmesi için çaba sarf etmektir.
Hazreti Ömer (r.a), bayram günü sabahın erken saatlerinde Medine sokaklarında dolaşarak fakirleri sevindirir, yetimleri giydirirdi. Ona bayramı sorduklarında ise şu cevabı vermiştir:
“Gerçek bayram, günahsız geçen gündür.”
MAZLUMLARIN BAYRAMA UYANABİLDİĞİ BİR DÜNYA
Bir çocuk düşünelim… Yetim, yoksul, bayram sabahına aç uyanıyor. Ya da evladını kaybetmiş bir anne, bayram sabahında gözyaşlarını içine akıtarak dualar ediyor. İşte bayram, bu gözyaşlarını silmenin adıdır. Bayramın ruhu, sadece kendi huzurumuzu yaşamak değil, huzuru başkalarına da ulaştırabilmektir. Yetimin başını okşayabildiğimizde, ihtiyaç sahibine destek olabildiğimizde, mazlumun duasına ortak olabildiğimizde gerçek bayramı yaşamış oluruz.
Hazreti Ali (r.a) bayramın manasını şöyle dile getirmiştir:
“Bayram, yeni elbiseler giymek değil, Allah’a olan kulluğunu artırmaktır.”
BAYRAMIN UNUTULAN RUHU
Günümüzde bayramlar, ne yazık ki eski sıcaklığını yitiriyor. Bayramlaşmalar mesajlara, ziyaretler sosyal medya paylaşımlarına dönüşüyor. Evlerin kapıları çalınmıyor, eller öpülmüyor, dargınlıklar unutulmuyor. Oysa bayram, insan olmanın, paylaşmanın, hatırlamanın vaktidir. Anne babalarımızın, büyüklerimizin ellerini öpmek, hatırlarını sormak, onlara “Siz bizim için çok kıymetlisiniz” demek bayramın en güzel anlarından biri değil midir?
Bediüzzaman Said Nursi bayram hakkında şöyle der:
“Bayram, yalnızca nefsin sevinci değildir. Asıl bayram, ruhun sevinçle Allah’a yöneldiği andır.”
BAYRAM, ADALETİN VE HAKKANİYETİN MÜJDECİSİ OLSUN
Bayramın gerçek anlamına ulaşabilmek için adaletin hâkim olduğu bir dünyaya kavuşmak gerekir. Haksız ölümlerin sona erdiği, savaşların yerini barışın aldığı, mazlumların gözyaşlarının silindiği günler en büyük bayramdır. Bayramlar, bu hayali gerçeğe dönüştürmek için bir fırsattır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, adalet ve merhamet konusunda şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardımı emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
(Nahl Suresi, 16/90)
ÜLKEMİZ TERÖRDEN, DÜNYA SAVAŞLARDAN ARINSIN
Bayram, sadece bireysel mutluluklarımızla sınırlı değildir. Bayram, toplumun huzurudur, dünyanın barışıdır. Bugün, ülkemizin terör belasından tamamen kurtulduğu, insanların kardeşçe yaşadığı, savaşların yerini barışın aldığı bir dünya en büyük bayram olacaktır.
Kardeşlik türkülerinin her coğrafyada yankılandığı, insanların birbirine düşman değil, dost olduğu, çocukların korkuyla değil, sevinçle uyandığı bir sabaha gözlerimizi açmak en büyük duamızdır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözüyle bu dileğimizi perçinleyelim:
“Ey nefsim! Bayram istiyorsan, günahlardan arın! Asıl bayram, günahlardan kurtulduğun gündür!”
BAYRAMINIZ BAYRAM OLSUN!
Gelin, bu bayramı gerçekten bayram yapalım. Kinleri, nefretleri, öfkeleri bir kenara bırakalım. Kapıları çalalım, kucaklaşalım, dualar edelim. Yoksulu doyuralım, yetimi sevindirelim, anne babalarımızın ellerini öpelim. En önemlisi, insanlığın bayrama erişebilmesi için elimizden geleni yapalım.
Çünkü bayram, sadece takvimde işaretlenmiş bir gün değil, yüreğimizde hissettiğimiz bir bahardır.
“Ey nefsim! Bayram istiyorsan, günahlardan arın! Asıl bayram, günahlardan kurtulduğun gündür!”
(Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)
BAYRAMINIZ BAYRAM OLSUN!
BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN!
SAYGILARIMLA!