Bayram muhasebesi

Abone Ol

Türk kültüründe bayramların ayrı bir yeri vardır.Uzakları yakın eder. Küsleri ve kırgınları barıştırır, dostlukları kaynaştırır. Dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma günleridir.

İşte bütün bu özellikler, bizi biz yapar. Yüzlerce yıllık örf ve ananelerimiz, millet olma değerlerimizin en önemli mayasıdır.

Örneğin, bayram sabahı büyük küçük, dede torun, baba oğul hep birlikte camilere gitmemiz…

İlaveten bayram namazından sonra fırından sıcak ekmek almak, maile kahvaltıya oturmak da bayramın güzelliklerinden…

Küçüklerin büyükleri ziyaret edip el öpmeleri, akrabaların ve komşuların birbirleriyle bayramlaşması da bayramın en güzel görüntüleri.

İnsanların bayramlar vesilesiyle dostluk, kardeşlik ve samimiyet duygularını daha çok geliştirmeleri güzel bir davranış.

Burada ifade ettiğim tüm güzelliklerin her zaman sürdürülmesini temenni ediyorum.

Değerli dostlar, Ramazan Bayramı ile birlikte bir “bayram muhasebesi” de yapalım…

Fitre ve zekatlarımızı tam verebildik mi? Zira bunun tahakkuku da kalbimizde, tahsil makbuzu da.

Mali müşaviri de kalbimiz tahsilat memuru da. İşin garip tarafı ; vergi ziyaı, matrah kaybı, özel usulsüzlük gibi cezalar kesilip tebliğ edilmiyor, şimdilik.

Toplum olarak bayram tatillerini kendimiz için fırsat kabul edip turistik gezilere çıkıyoruz. Bunun için uygun konaklama yerlerini, ulaşımı, ekstra harcanacak giderleri karşılaştırmalı analize tabi tutup, fayda maliyet bağlamında en uygununu seçiyoruz. Zaman ve emek harcıyoruz.

Gerçekten ihtiyacı olan kişilere, üç beş kuruş yardımda bulunabildik mi? Duyar gibiyim “kim var ki?” İşin içine biraz da tembellik girince gerekli araştırmayı da yapmıyoruz.

Böylece ihtiyaç sahibi fakir fukara bu tür karşılıksız yardımlardan mahrum kalıyor.

Günümüz insanının değer yargılarının farklılaşması, bu geleneklerimizin de (yozlaşma demek doğru değil) değişmesine sebep olmakta.

Bayramların dayanışma ve yardımlaşma zamanı olduğunu hepimiz biliyoruz; lakin ne kadarını başarabildik?

Değerli okuyucular; lafı fazla uzatarak sizleri sıkmak istemem. Siz değerli okuyucularıma şunu hatırlatabilirim:

Unutmayalım ki “alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.”

Değerli dostlar, bizler de doğru olan ve ecdadımızın özüne yakışan o güzel davranışları benimseyip onları ihtiyaç haline getirelim.

Eski bayramlara kavuşmak dileğiyle...