Bayrak

Abone Ol

1988 yılı, ilkokul 3’deyim. Her Pazartesi İstiklal Marşı’nı topluca okuyoruz. Bayrağımızı göklere doğru çekiyoruz. O zamanın paslanmış bayrak direği ile bayrak ipini hareket ettiren makarada sürekli bir sorun vardı. Bi gün bayrağımız yarıda kaldı. Ne yukarı ne de aşağıya indirebiliyoruz. Altı metre uzunluğundaki direğe hiçbir merdiven yetişmezdi.


El kaldırıyorum sinirli Hocamıza doğru: Hocam, hocam!


“Ne oldu Mahir, işimiz var. Ne söyleyeceksen söyle!” diye sinirli bir ses tonuyla beni başından salmaya çalıştı. O şanlı bayrak göklere çıkmadan ders zili çalmayacaktı ve Hocamız çok sinirliydi. Olayın tam olarak farkına varmadan bağırarak “Hocam ben direğe çıkabilirim” dedim. Hocanın yüzü gülmüştü. Önce tereddüt etti ama sonra kabul etti. Çıktım ve makaraya takılan ipi düzelttim. Topluca bir alkış almıştım. Bayrağın önemini belki de o gün anlamıştım. Adım bayrakçıya çıkmıştı o günden sonra.


Ne zaman bayrak ipi makaraya takılırsa herkes beni çağırırdı.


2001 yılı, askerdeyim. Daha on günlük acemi askeriyim. Öğlen saatleri bi hareketlilik oldu ve hemen herkesin içtima (toplanma) alanına gitme emri verilmişti. Apar-topar gittik. Üç acemi askeri firar etmişti ve alay komutanı herkesi içtimaya çağırmıştı. 500 kişiye sinirli bir ses tonuyla aynen şunları söyledi:


“Alayın etrafını çevreleyen demir çitleri, dikenli telleri siz dışarı çıkamayasınız diye değil, dışarıdan kimse içeri giremesin diye kapattık. Beğenmeyen gidebilir!..”


O zaman anlamıştım. O zamana kadar o demir çitlerin, dikenli tellerin, içeridekilerin dışarı çıkamaması için yapıldığını düşünüyordum.


Yaşayarak öğrenmek, “öğrenmek” fiilinin en belirgin ve en öğretici kısmıdır. Yaşayarak öğrenmeye “tecrübe” denir. Tecrübe ettim, deyimi aslında “tarih” ile alakalıdır. Yaşadığımız tarih, yaşamadığımız tarihin iz düşümü gibidir. Tekrar vardır ve o yüzden hep “kayıt” altına alınmaya çalışılmıştır.


Her tecrübede “ders çıkarma” vardır. Ve bu “ders çıkarma” olayı, bir insanı, bir milleti veya bir ülkeyi şekillendirir. Kendini bilmeyen, tarihini unutan ve “bayrak” dediğimiz olguyu Amerika’n filmlerinden öğrenen bir nesil yetiştiriyoruz.


Kutuplaşmanın her boyutunda dahi o Lice’deki al yıldızlı bayrak aşağı indirilemezdi. Bayrağın siyaseti olmaz. Bayrak indirilmeye çalışılırken dahi emir almaya gerek yoktur. Reflekstir: biri taş atar sana sen de elinle yüzünü korursun. Bayrak “baş”tır. Birini beklemeye, birinden emir almaya gerek yoktur.


Birinin o demir çitlerin ve o dikenli tellerin üzerinden atladığını görsem, o ilkokul 3’deki halimle engellemeye çalışırdım.


Kendi bayrağından habersiz ya da kendi bayrağını kabullenmeyen milletlerin sonu Irak gibidir.


Ne vatanı bellidir, ne bayrağı…


Filistin’de o bayrak dalgalansın diye her gün yüzlerce insan ölüyor. Her gün…


Ben Bayrakçı’yım, ilkokul üç’den beri… Allah al yıldızlı bayrağımızı indirtmesin.