Baş Kili

Abone Ol

  Size bir soru;

      Bilene de kocaman bir aferin!

        Açların gizli doyurulduğu, elbisesizlerin gizli giydirildiği, insanımızın sözünün senet, sermayesinin de sevgi ve saygı olduğu, bayramların tatil fırsatı olarak görülmediği, insanların bayramlarda sılayı rahim yaparak büyük küçük herkesin gönüllerini aldığı, çamaşırların köpüçlenip, beyaz çamaşırların deterjanının kristal parçalar halinde kilo ile satılan soda olduğu, bulaşıkların da külle yıkandığı yıllarda…

       Biz öğrencilerin çizgisiz sarı saman kağıdından matematik defterleri kullandığımız, şimdiki bankaların ATM cihazlarını görsek, o dönem, yalnız Amerikan filmlerinden tanıdığımız "computer" (bilgisayar) sanacağımız, Belediye Başkanlarının, milletvekillerinin koruma ordusuyla dolaşmadığı, halkın içinde halktan biri gibi yaşadığı, Malatya’ya biri geldiğinde yolların kapanmadığı, insanlara zulüm yapılmadığı yıllarda, analarımız “Baş döndüren dolgun ve rüzgarda uçuşan ipeksi saçlara!” kavuşmak için ne kullanırdı biliyor musunuz?

       Diye sorsam?

        Alacağım cevap;

         Muhtemelen,

        Kuru saçlar için… x şampuanı

        Yağlı saçlar için … y şampuanı

         Kırılan saçlar için… z şampuanı olurdu…

        Amma velakin…

        Cevapların hepsi de yanlış olurdu.

Neden mi?

         Çünkü o yıllarda analarımız şampuan diye bir şey bilmiyordu!!!

        Eskiden saç bakımı için kullanılacak malzemeler çok sınırlıydı.  Genellikle erkek ve kadınlar ayırt etmeden zeytinyağlı yeşil sabun kullanırdı. Gelir yönünden daha üst düzey insanlar renkli ve kokulu sabun kullanırdı. Bunların başında da “Lüx ve Puro” sabunları gelirdi.

       Şampuana gelecek olursak;

       1960 yılında Blendax markasıyla Türkiye’ye giren şampuanın ülke çapında yaygınlaşması 1970 li yılları bulacaktı.       

        Pekiiii o yıllarda Şampuan yok diye analarımızın saçı rüzgarda uçuşmasa mıydı, dolgunlaşıp baş döndürmese miydi…

        Tabi ki hayır bu onların en tabii hakkıydı…

        Peki bunu nasıl gerçekleştiriyorlardı…

        Kilci Fado bacının baş kiliyle…          

       …

         O yıllarda, saçın parlak ve canlı görünmesi için en önemli malzeme baş kiliydi.

          Baş kili, Kiltepe Mahallesi'nde Kilci Fado’nun bahçesinden çıkardı. Kil ocağını  Kilci Fado kendisi kazar, kili kendisi çıkarırdı. Bütün gün çalışır, ancak birkaç kilo kil çıkarır ve hamam girişlerinde, kadınlara satardı.

         Baş Kili  suyla yumuşatılarak, başa sürülür, iyice saça yedirilir sonra saç, bol suyla durulanıp güzelce taranırdı. Böylece taranan saç, gerekli parlaklığa ve yumuşaklığa yani “Baş döndüren dolgun ve rüzgarda uçuşan ipeksi saçlara!” kavuşurdu...       

       Yeni yetmelerin, yahu böyle bir şey mi olurmuş dediğini duyar gibi oluyorum.             

       Bal gibi oluyordu…

       Bana sorarsanız şampuandan çok daha ucuz, organik ve zararsız…

       Sizi bilmem ama ben o kokuyu bile özledim…

       Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…