BAKALIM BİR GÖRELİM BİR

Bu yazımın hazırlıklarını yaparken benim avukatlık ruhsatımda imzası olan Baro Başkanımız, Malatya Belediye Başkanımız ve Milletvekilimiz Sn. Cemal Akın’dan mesaj geldi.

Abone Ol

BAKALIM BİR GÖRELİM BİR

Bu yazımın hazırlıklarını yaparken benim avukatlık ruhsatımda imzası olan Baro Başkanımız, Malatya Belediye Başkanımız ve Milletvekilimiz Sn. Cemal Akın’dan mesaj geldi. “Değerli Başkanım; Üç Aylarımız mübarek olsun, ülke ve millet olarak birliğimize, birlikteliğimizin devamına vesile olsun inşallah.” diyor. Sağolsun, varolsun. Bu güzel dileklere fazlasıyla katılarak sizlerle paylaşıyorum. Üç Aylarımız kutlu, hayırlı olsun.

Kıymetli hemşerilerim, pandemi geçiyor…

‘Koca’ Bakanımız, “Grip olan vatandaşlarımızın sayısını günlük olarak ilan etsek, benzer manzaralarla karşılaşacağız. Müsterih olunuz en kötü günler geride kaldı.” dedi.

Maskeye, mesafeye, temizliğe devam tabiiki.

Bakanımızdan, Devletimizden Allah razı olsun.

Ele güne mahcup etmediler, muhtaç etmediler bizi.

Valla, ben bunu çok iyi anladığımı düşünüyorum.

Biz aşı icat edecek bir devlet miydik Allah aşkına?

Aşı icat edecek millettik ama Devlet değildik.

Devlet çarkları, dişlileri uyumlu, bakımlı, düzenli, denetimli, yenilenmeli çalışmaya başladı.

Bir karar alınmadan, bir işe başlanmadan önce maliyeti, kaynağı, getirisi, götürüsü, önceliği hülasa dört bir yanı akılla, bilimle, deneyimle, teatiyle düşünülüyor, araştırılıyor, adeta laboratuvardan geçiriliyor, ondan sona da lafta, kağıtta, projede, komisyonda bırakmadan aslanlar gibi girişiliyor, azimle hayata geçiriliyor.

Her şey planlı, programlı, tıkır tıkır işliyor.

Ora senin, bura benim denmeden, il, ilçe ayrımı yapılmadan neresi en uygunsa, neresi en acilse oraya inşa ediliyor.

2014’te Barolar Birliği Toplantısı için Van’a gittiğimizde, genel kurulda cübbemi giyip, kürsüye çıkıp,” Van Denizi kıyısında olduğum için büyük mutluluk duyuyorum. Eşimle birlikte aracımıza bindik Malatya’dan yola çıktık. Elazığ, Bingöl, Bitlis’ten geçtik. Doğubayazıt’a kadar gittik. Ağrı dağını gördük.İshak Paşa Sarayını gördük. Beş minareyi, Akdamar Adasını gördük.İl, ilçe merkezlerine girdik, çıktık, gezdik, oturduk, çay içtik, çorba içtik. Vatandaşlarla hasbihal ettik, halleştik, dertleştik… Malatya’da, Karadeniz, Akdeniz, Ege, İç Anadolu illerimizde ne yapılmışsa buralarda da aynısının yapılmış olduğunu gördük. Ana yollar, tali yollar, refüjler, çamlar, çiçekler, alt geçitler, üst geçitler, köprüler, viyadükler, tüneller aynı. Okul binaları, Adliye binaları, Üniversite binaları, Hükümet, Kaymakamlık binaları, Hastaneler hep aynı. İnsanlarımız da aynı. Aynı yürek ferahlığı, aynı gönül rahatlığı içinde. Televizyonlarda sabah akşam ahkam kesenlerin, Doğu elden çıkmış diyenlerin laflarına kimse kanmasın. Hepsi algı, hepsi yanılgı için dedim.” Meslektaşım Necati Karabay da oradaydı ve fotoğrafımı çekti.

Evet kıymetli okuyucularım, sevgili gardaşlarım, bacılarım; erinmeyeceğiz, zahmet edeceğiz. Yerimizden doğrulacağız. Ayağa kalkacağız. Adımlar atacağız. Elimizi kolumuzu, kullanacağız. Duruşumuz yanlışsa düzelteceğiz. Çünkü eğri oturup doğru düşünmek, doğru konuşmak zordur.

Gözümüzü, gönlümüzü, kulağımızı dört açacağız. Olanı biteni yargılayacağız, sorgulayacağız. Bilmediğimizi araştıracağız, sorup soruşturacağız. Allah’ın bize bahşettiği şirin aklımızı kullanacağız, kafamızı çalıştıracağız. Hakikate, gerçeğe varmaya çalışacağız.

Ki, kararımız, sözümüz, savımız isabetli ola, doğru, tutarlı ola. Yalan, yanlış bilgilerle, verilerle, servis edilenlerle düşünüp karar vermeyelim, hüküm kesmeyelim, kimseye haksızlık etmeyelim, günahına girmeyelim.

Ergenekon sürecinde Baro Başkanı olarak Saman Gazetesinden bana Sözde Balyoz Darbe Planı ile ilgili görüşlerimi sorduklarında, “Biz basına servis edilen bilgilerle düşünmenin zorluğu içindeyiz. Buzdağının su içindeki kısmının ne olduğunu bilmiyoruz. Her türlü demokrasi dışı hareketlere, darbelere elbette ki karşıyız” dedim. Gazetede, diğer konuşanlarınsaymış dökmüş olduklarını okudum.

Olaylar karşısında dikkatli olacağız, satranç deyimiyle, gelişmelerin piyonu değil veziri olacağız. Uyanık olacağız, gelişmelerin seyircisi değil etkin oyuncusu olacağız.

“Gerçek hayatta seyirci yoktur, herkes katılır hayata” diye bir söz var.

Yabancı odakların, iç siyasetimizi kendilerine yarar şekle dönüştürme çabalarına şahit oluyoruz. Gizlisi saklısı yok, açıktan yapıyorlar.

Darbeyle yapamadıklarını, şimdi güçsüzlere yardımla, pardon muhalefete yardımla, muhalefetin elinden tutarak sandıkta yapacağız diyorlar!

Tamam onlar el, onlar emperyalist, onlardan iyilik beklemek yanlış ama bizimkilere ne demeli? Neden, sen ne karışıyorsun, bu ne cüret? demiyorlar?

15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunan Efzon Alayını çiçeklerle, Yunan bayraklarıyla, alkışlarla karşılayan yerli Rumlara benzeyecekler neredeyse.

Laf sırası geldiğinde,“Kuvayı Milliye’den geliyoruz” deniyor. Doğru, ama bu yaptığınız ne pekiyi?

Kökünüzden, köceğinizden kopmadıysanız, niye Reddi İlhak Derneği çatısında değilsiniz, niye

kalabalık arasından öne çıkıp da, “Olamaz olamaz, böyle ellerini, sallaya sallaya giremezler” diye haykırarak düşmana ilk kurşunu sıkan ve orada şehit olan Hasan Tahsin yolunda değilsiniz?

Bu işler parti, güncel siyast meselesi mi, yoksa vatan millet meselesi mi?

Ben bunları Atatürkçü olduğuna inandığım arkadaşlarıma soruyorum öncelikle.

Mevcut iktidarımızın, eksikleri, yanlışları yok mu? Var.

Sütten çıkmış ak kaşık mı? Elbette ki hayır.

Bu eksikliklerin hemen giderilmesi, yanlışların hemen düzeltilmesi, öyle kolay mı?

Cumhurbaşkanımızın elinde sihirli deynek yok.

Eliyle her yere, her ile, her birime ulaşabilir mİ?

Sonra bu düzelmenin alt yapısı tam olarak var mı memleketimizde?

Kökleşmiş, yerleşmiş siyaset anlayışını hemen silmek, düzeltmek, değiştirmek olası mı?

Ama bu suyunbu gidişi, bu akışı,inanıyorum ki kendi kendini temizleyecek gidiştir, ayıklayacak akıştır.

Buna, canı gönülden, hem de gözlerim yaşararak inanıyorum.

Siz de inanın. Evet siz de inanın. Bakın, görün.

Hep olduğumuz yerden bakarak bunu anlamanın, görmenin imkanı yok.

Yerimizi, bakış penceremizi değiştirip bakalım bir, farklı ne göreceğiz?

Araçla bir yere, giderken başka, dönerken başka şeyler görürüz.

Neden, pencerenizin görüş alanı değiştiği için.

Bir matematik problemini çözmeye çalışırken hep aynı açıdan bakar, başka açıları düşünmezsek, kolayca çözebileceğimiz soruyu çözemeyebiliriz.

Eğri oturup doğru konuşmak zor olduğu gibi, eğri oturup doğru düşünmek de zordur.

Değiştirip bakalım bir…