Kafka’nın mutlu ve huzurlu olmak için insanın sahip olması gerektiği unsurları belirttiği bir yazısı var; “Huzur mu istiyorsun? Az eşya az insan.”
Bu formül minimalizmin de temel unsurlarını oluşturuyor. Günümüzde sahip olduğumuz eşyalar ile mutluluk arasında bağ kuran ve sahip olduğu eşya kadar mutlu olacağını zanneden insanların sayısı hiç de az değil.
Tüketim alışkanlıklarının farklılaşması ve sosyal medyanın hayatımız ve psikolojimiz üzerindeki baskın etkileriyle beraber minimalizm düşüncesi de geri plana atılmaya başlandı. Modern yaşamın karmaşıklığı ve gösteri toplumu da insanların eşyalar için yaşamasına, maddeci bir anlayışa sahip olmasına neden oldu.
Tüketim toplumu, bizi sürekli daha fazlasını satın almaya teşvik ederken, kaybolan insanî değerlerimizi de sorgulamamız gerekiyor. Artık tek fabrikadan çıkan tek çeşit ürün gibi olan insanlar göze çarpıyor. Bir şeyleri satın almak bazı insanların tek gayesi.
İnsan tanımak tabi ki güzel. İnsan sosyal bir varlık ve diğer insanlarla bir şeyler paylaşmaya ihtiyaç duyuyor. Fakat bazıları için bu yalnızca sosyal medyadan ibaret görünen bir sayıdan fazlası değil.
Bu minimalist düşüncenin getirdiği özgürlük duygusu da göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir unsur. Ayrıca az ama öz seçilmiş eşyalar hayatımıza fazlasıyla renk katıyor. Bu eşyaların zamanla bir hikâyesi de oluyor ve artık sadece eşyadan ibaret olmuyor.
Eşya az, insan çok düsturu, sadece tüketim alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda kişisel ve toplumsal değerlerimizi de yeniden değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatır. Daha az tüketerek, daha fazla yaşamak mümkündür. Bu yaşam tarzı aynı zamanda daha derin ve anlamlı ilişkiler kurmamıza da yardımcı olacaktır. Huzur için az eşya, az insan.