Az, aslında çoktur: Şükür ve kanaatin gücü

Abone Ol

Hayatta bazen elimizdekinin az olduğundan yakınırız. Daha fazlasını ister, sahip olduklarımızı yetersiz buluruz. Oysa gözden kaçırdığımız bir hakikat var: Bizim “az” sandığımız, hiç olmayanlar için “çok”tur. İşte bu yüzden, nimetleri azımsamak yerine şükretmek gerekir. Çünkü azın kıymetini en iyi, hiç olmayan bilir.

AZ OLAN, YOKUN YANINDA ÇOKTUR

İnsan elindekini çoğu zaman ancak kaybettiğinde fark eder. Günlük hayatın telaşında suyun, ekmeğin, sağlığın, huzurun değerini unutabiliriz. Ancak suya ulaşamayan, bir lokma ekmek bulamayan veya sağlıkla ilgili ciddi sorunlar yaşayan biri için bizim sıradan gördüğümüz nimetler büyük bir zenginliktir.

Allah Kur’an-ı Kerim’de bizlere şükrün önemini şu ayetle hatırlatır:

“Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım; eğer nankörlük ederseniz, bilin ki azabım çok çetindir.” (İbrahim, 14/7)

Bu ayet, şükretmenin nimetlerin artmasına vesile olduğunu, nankörlüğün ise bizi mahrum bırakacağını gösteriyor. Demek ki az olduğunu düşündüğümüz şeyler bile, şükredildiğinde bereketleniyor.

Az olan, sahip olduklarını küçümsemek yerine şükrederek artırmanın yolunu aramalıdır. Allah’a yönelmeli, O’ndan yardım dilemeli ve sahip olduğu nimetleri başkalarıyla paylaşarak bereketlendirmelidir. Çünkü gerçek bereket, paylaştıkça artar.

ŞÜKÜR, OLANI BEREKETLENDİRİR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şükrün önemini vurgulayarak şöyle buyurmuştur:

“Kim, az da olsa rızkına razı olursa, Allah onun azını da çoğaltır.” (Tirmizi, Zühd, 37)

Bu hadis bize gösteriyor ki şükür, elimizdekinin değerini artıran, yeteni bereketlendiren bir anahtardır. Hayatında huzur bulan, sahip olduklarına kanaat eden insan, her zaman daha mutlu olur. Çünkü gözünü hep yukarıya dikmek, elindekini küçümsemek insana huzur getirmez. Oysa sahip olduklarımızın kıymetini bilmek, bizi hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştırır.

Az olan, şükrü unutmamalıdır. Az olan, duasını eksik etmemeli ve Allah’ın verdiği her nimeti bir emanet bilmelidir. Sabırla çalışmalı, helal rızık peşinde koşmalı ve elindekinin kıymetini bilmelidir. Çünkü unutulmamalıdır ki Allah, rızkı dilediğine bol, dilediğine ölçülü verir. Fakat şükreden herkes, kendisi için en hayırlı olan rızka kavuşur.

MAKAM VE MEVKİ HIRSI: KAYBEDİLEN ŞÜKÜR

İnsan, sahip olduklarıyla yetinmeyip hep daha fazlasını istediğinde, şükrü unutma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Özellikle makam ve mevki sahipleri, daha fazla yükselmek için birçok yolu denemekte ve bu uğurda bazen haram yollara da sapmaktadır.

Bir makam sahibi, yerini korumak veya daha üst mevkilere çıkmak için rüşvet alabilir, torpil yapabilir, adaletsiz kararlar verebilir ya da hakkı olmayan bir şeyi kendine mal edebilir. Hırsı uğruna insanların haklarını yiyen, adaleti çiğneyen, yalan söyleyen veya zulmedenler, aslında kendilerine en büyük zararı vermektedirler.

Allah bu konuda bizleri şöyle uyarır:

“Sakın haksızlık etmeyin, çünkü zulmedenlerin yeri cehennemdir.” (Şuara, 26/227)

Makama olan aşırı hırs, insana hem dünyada hem de ahirette kaybettirir. Halbuki bulunduğu yere şükreden, elindeki gücü hayırlı işler için kullanan ve hakkaniyetle hareket eden kişi, gerçek kazancı elde eder. Unutmamak gerekir ki her makam bir emanettir ve bu emanet, Allah’ın huzurunda mutlaka sorgulanacaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” (Buhârî, Ahkâm, 1)

Bu hadis, özellikle makam sahibi olan kişilere büyük bir sorumluluk yüklemektedir. İnsanlar kendilerine emanet edilen görevleri hakkıyla yerine getirmeli, başkalarının hakkına girmemeli ve bulundukları yere şükretmelidirler.

KANAAT EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR

Kanaat, insanın elindekine razı olması ve daha fazlasını isteme hırsından kurtulmasıdır. Günümüz dünyasında birçok insan, hep daha fazlasını elde etme peşinde koşuyor. Daha çok para, daha büyük ev, daha iyi bir iş… Ancak bunları elde etmek için çabalarken sahip olduklarının değerini bilmemek, insanı huzursuz ve mutsuz yapar.

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil; gönül tokluğudur.” (Buhârî, Rikâk, 15)

Bu hadis, mutluluğun maddi varlıklarda değil, kanaatte olduğunu anlatıyor. Gönlü zengin olan insan, en zor şartlarda bile huzur bulur.

Az olan, kanaati ilke edinmelidir. Sahip olduklarını küçümsememeli, daima daha fazlasını isteme hırsına kapılmamalıdır. İnsan, elindekilerle yetinmeyi bilirse hem dünya hem de ahiret saadetini kazanır. Unutmamak gerekir ki kanaat etmeyen insan, ne kadar çok şeye sahip olursa olsun tatmin olamaz.

Hayatta sahip olduğumuz her şey bir nimet, bir lütuftur. Az gibi görünenler bile hiç olmayanların gözünde büyük bir servettir. Şükretmek, elimizdekileri bereketlendiren en güzel ibadetlerden biridir. Kanaat ise insanı dünya hırsından koruyarak huzura kavuşturur.

Az olan, şükrü elden bırakmamalı ve sahip olduklarını küçümsememelidir. Şükredenin nimetleri artar, kanaat eden huzur bulur. Yok olan ise sabretmeli, çalışmalı ve Allah’a tevekkül etmelidir. Çünkü hiçbir yokluk sonsuz değildir, Rabbimiz her sıkıntının ardından bir kolaylık vaat etmektedir.

Makam ve mevki sahibi olanlar ise şükrü unutmamalı, sahip oldukları konumu adaletle ve Allah’ın rızasını gözeterek kullanmalıdır. Aksi takdirde hırs, insanı felakete sürükleyebilir.

O yüzden unutmayalım:

“Az’ın çok olduğunu, yok bilir.”

Ve şunu da hatırlayalım:

“Şükrederseniz, nimetimi artırırım.” (İbrahim, 14/7)

Ve en önemlisi:

“Demek ki, gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah, 94/5)

Çünkü:

“Şükür, nimeti artıran, sıkıntıyı hafifleten ve gönlü huzura kavuşturan en büyük zenginliktir.”

Saygılarımla