Ay Canım Ne Kadar Ahmaksın!

Abone Ol

Akordu bozuk enstrümanla icra edilen klasik eserler gibi bizim siyasetçilerimiz. Anlattıkları kulak tırmalıyor ancak söylemler hiç değişmiyor.

Cevabını hiç bulamadığım ve bulabileceğimi de zannetmediğim tek soru var aklımda, siyasetçilerle ilgili: Konuşurken inandığımızı düşünerek mi konuşuyorlar?

Eğer inandığımızı düşünüyorlarsa yalancı çoban hikayesini hatırlatırım!

Sürekli yalan söyleyen bir çobanın söylediği doğruya da inanılmamasını konu edinen bu hikayeyi hepimiz çocukluğumuzda öğrendik.

Bizim Anadolu insanı iş siyaset olunca biraz tuhaflaşır. Öyle ki gıcık olduğu adama sövemediğinden adamın partisine söverek rahatlama çabası içine girecek kadar tuhaflaşır.

Ya da farklı bir versiyonu vardır bu söylediğimin. Adamın siyasetle işi yoktur ama sevmediği karakter hangi partili ise kendisini bir anda muhalif ilan eder.

Bu AKP’liler böyle. Bu CHP’liler şöyle. Bu MHP’liler öyle…

Çevremizde gördüğümüz insanları nasıl tanıyorsak siyaset yaptıkları partinin seçmeninden üyesine delegesinden genel başkanına kadar herkesi aynı kefeye koyuyoruz.

Bu konuda biraz insafa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

2016’da Ankara’ya yapmış olduğum bir ziyarette Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrine gidip bir dua edelim dedim. Öyle de yaptık. Gitmişken milli mücadele döneminin ve Cumhuriyetin ilk yıllarının aziz hatıralarının arasında bir gezinti yaptık. Askerlerin nöbet değişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığı Anıtkabir Komutanlığının giriş kapısının orada biraz soluklanalım dedik. İlgimi çeken kırk elli yaşlarındaki son derece modern görünen üç bayana gözüm takıldı. Kadınlardan biri Anıtkabir Komutanlığının kapısını açtı, içeri kafasını uzattı ve dışarı çıkarak “Ayyy canıııım burası da Atamızın makam odası herhalde” dedi.

Hala kulaklarımda çınlıyor kadının kurduğu cümle. Her fırsatta anlattığım bir anı olarak yer etti bende.

Atatürk’ün 1953’te tamamlanan kabrinde makam odası olduğunu düşünen bir Atatürkçü!

Bu kadın Atatürkçü olsa ne, olmasa ne? “Bu kadının anlatacağı Atatürk’ü” kim tanımak ister ki?

Yazıklar olsun Atatürk’ü anlamayı ve anlatmayı böyle gevşeklere bırakan bizlere!

Dünyanın önünde saygı ile eğildiği bir dehadan gururlanarak bahsetmek yerine sövmeyi tercih edenlere de diyecek bir laf yok. Nitekim, Milli Mücadele döneminin kaçak askerlerinin torunları hala aramızda!

Atatürk’ün politikalarının tartışmaya kapatılması gibi bir durumdan bahsetmiyorum.

Atatürk’ün iman hesabının yapılması hesap gününün sahibi dışındakilerin haddi değil diyorum.

Onlarca cephede bizatihi bulunmuş, çarpışmış, destan yazmış bir kahramanın, çocukları takdir ya da teşekkür belgesi alsın diye öğretmenlerden not dilenen zavallılar tarafından eleştirilmesine karşıyım.

Hayatı boyunca tek bir kitap yüzü açmamış insanların, televizyon programlarında saatlerce birbirine bağırmak için para alan adamların sözleri ile ahkam kesmelerine karşıyım.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…