Sevgili dostlar, arkadaşlar, hemşerilerim…
Nasılsınız?
Hayat inişli çıkışlı, düşüşlü kalkışlı.
Önemli olan zorluklarda, yokluklarda iyi olabilmek.
En iyisini yapabilmek.
Saz kötü olsa da, en iyisini çalmak.
Saha kötü olsa da, en iyi topu oynamak.
Halinden şikayet edip durmayacaksın; ‘ağlamayacaksın!’.
Sabredeceksin, ‘Ne yapabilirim?’ diyerek, çare arayacaksın!
Yenildiğinde, sebebi önce kendinde arayacaksın.
Eskilerde olduğu gibi, suçu hakemin üstüne atmayacaksın!
Bükemediğin bileği öpeceksin.
“Adam kazandı!” diyeceksin.
Geçtiğimiz Mayısta Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimi oldu.
Muhalefetimiz ikisinde de yenildi.
Mağlubiyetin başkanları, ‘Hiçbir şey olmamış gibi’ yine ortada dolaşmaya başladı.
Hem de hiçbir tutum değişikliği olmadan.
Aynı bakış, aynı söylem, aynı makamla.
Einstein, “Aynı şeyi defalarca deneyip, farklı sonuçlar almayı bekleyenleri” kınar.
ADD Genel Başkanı Tansu Çölaşan Malatya’ya gelmişti.
Öğretmen Evinde, on beş, yirmi kişi kahvaltıdaydık.
Ben de Disiplin Kurulu Başkanıydım.
Çölaşan, Ak Partiye oy veren vatandaşlarımıza, ‘Gerici, yobaz, cahil…’ diyerek konuşma yaparken, dayanamadım, kalktım,
-Sayın Başkanım halkımıza, vatandaşlarımıza gerici, yobaz, cahil demeyin dedim.
Şaşırdı. Bir yanıt vermeye çalıştı…
Aynı şekilde, ‘Kuru kuru kurban olayım” Atatürkçülüğüne devam ediliyor.
“Kendisini O’na değil, Atatürk’ü kendisine yandaş etmiş olarak”, Atatürkçülük icra etmeye devam ediliyor.
Bu aralar da, geçtiğimiz Cumanın Hutbesi üzerinden konuşuluyor.
-Hutbede, Cumhuriyet’ten bahsedildi ama Atatürk’ün adı geçmedi…
Kim yazdıysa eline, canına sağlık diyorum.
Bir iki cümle alayım isterseniz:
“Milli Mücadelemizin zaferle taçlanışının, bağımsızlık güneşinin ülkemiz üzerine yeniden doğuşunun, Cumhuriyetimizin ilan edilişinin yüzüncü yılındayız.”
“Bu topraklar, (…) Milli Mücadelemize önderlik eden devlet büyüklerimizin azim, gayret ve kararlılıklarıyla bize bıraktıkları yüce bir emanettir.”
Yeri gelmişken, bu husustaki düşüncemi belirteyim…
Cumhuriyet bir büyük devrimdi.
Mevcut kurumlar, mevcut statü, mevcut zihniyet, mevcut gelenek ve görenekler, yani var olan alt ve üst yapı kurumları yıkıldı, yerine yeni alt ve üst yapısıyla bir Devlet kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
Her Devrimin doğal olarak, evet doğal olarak karşı devrimcileri, muhalifleri olur.
Yüce Milletimizin her bireyi vatanseverdir ama her bireyi yeni durumlara, yeni kurumlara, yıkılıp yerine konulanlara aynı tutumda, aynı yaklaşımda, aynı sevgi ve saygıda değildir, olamaz da.
Bildiği vardır, bilmediği vardır, akılcıdır, duygusaldır, içine sinen vardır, sinmeyen vardır.
Mesela, ezanının Türkçe okunmasını herkesin içine sindirmesi mümkün olabilir mi?
Yüz yıl sonra, bugün bile bana garip geliyor.
Alfabenin-abecenin değiştirilmesini çok doğru buluyorum; o zaman olsaydım yine doğru bulur muydum çok şüpheli…
Bir de şu, genel olarak yenilikler, özellikle de Laiklik Kurumu yerleştirilmeye çalışılırken, suyun başında olanların, kendine yontma, kendi kültürüne yarar şekilde dizayn etme çabasından kaynaklı aşırılıklar, yabancılaşmalar, sertlikler olmuş olabilir.
Bütün bu özden uzaklaşmalar, Aziz Milletimizin vicdanında, bilincinde rahatsızlık yaratmış olabilir.
Bu nedenle, uygulama hatalarının Devrimin Önderi Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilmesiyle, O’na karşı kızgınlıklar, kırgınlıklar karşıtlıklar oluşmuş olabilir.
Ve bu duyguların, bu yaşanmışlıkların, babadan oğula bugüne gelmiş ve hala devam ediyor olabileceği gerçeği gözden ırak tutulabilir mi?
Bunu, hepimizin doğal karşılaması gerekmez mi?
Saygıyla karşılaması gerekmez mi?
Ak Parti de diğer vatandaşlarımızın yanında, çoğunlukla Atatürk’e biraz soğuk, biraz küskün vatandaşlarımızın oy verdiği parti.
Siyaset kurumu, kendi kafasına göre değil, vatandaşların hassasiyetine göre tutum belirler.
Bu devrim süreci, bu milli vasıflarımıza dönerek muasır medeniyetin üstüne çıkma süreci doğru ve emin adımlarla hızlanarak devam ediyor.
Varsın hutbede adı geçmesin. Ne olur?
Şunu hepimiz biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyetinin bütün birimlerinde, bütün kurumlarında ve özellikle de Türkiye’mizi yöneten Ak Parti’nin Kongrelerinde, Cumhurbaşkanımızın yanında en güzel pozlarıyla, en güzel renkleriyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün fotoğrafını görürüz.
Ve O’nun hedeflerine en çok hizmet edenin de Ak Parti ve Cumhurbaşkanımız olduğunu biliriz.