Asluhu Nesluhu: Aslı olan, asla döner

Abone Ol

TAYIN KUYRUĞUNDAN HİNDİNİN İBİĞİNE, SULTANIN KADERİNDEN BİZE DÜŞENLER VE BİR HİKÂYEDEN HAKİKATE AÇILAN KAPI

“Asluhu Nesluhu” fıkrasını duymuş ya da bir çoğunuz okumuşsunuzdur.

Bir saray bahçesinde geçen bu hikâye, yalnızca bir bahçıvanın hayvan gözlemlerinden ibaret değildir. Hikâyede tay, hindi ve nihayetinde sultan üzerinden anlatılanlar; bireyin karakterini, toplumun yapısını ve nesillerin istikbalini şekillendiren en önemli unsura, yani “asıl” ve “nesil” kavramına ışık tutar. Bu hikâye, aslında her birimizin yaşadığı hayatın özeti gibidir: Görünenin ardındaki görünmeyeni, zahirin ötesindeki batını görmeye çağırır.

Tayın davranışlarını anlamlandıran bahçıvan, hindinin garip tavırlarını da aynı kelimeyle açıklamaktadır: “Asluhu nesluhu sultanım.” Tay ineğin sütüyle beslenmiş, hindi ördeklerin arasında büyümüş; davranışları da bu farklı beslenme ve büyüme sürecine göre şekillenmiştir. Lakin asalet yalnız doğmakla değil, neyle beslendiğinle ve nasıl yetiştiğinle anlam kazanır. Buradaki ibret, yalnızca hayvan davranışlarını anlamaktan ibaret değil; insanın da iç dünyasını, kişiliğini, ahlâkını şekillendiren çevresel etkilerin ne kadar büyük olduğunu göstermektir.

Sultanın kendi soyu hakkında öğrendiği gerçek ise hikâyenin doruk noktasıdır. Annesinin itirafıyla, sarayın haşmetli tahtında oturan hükümdarın, aslında bir aşçının oğlu olduğu ortaya çıkar. Bahçıvan bu durumu, sultanın sıradışı mükâfat verme tarzından anlamıştır. Yani karakter, doğrudan geldiği asla bağlıdır; kişi ne kadar üst makamlara çıkarsa çıksın, fıtratında ve yetiştiği çevrede ne varsa, er ya da geç ortaya çıkar.

FITRATIN ÜZERİNE KONULAN GÖLGELER: EĞİTİM, TERBİYE VE ÇEVRE

İnsan doğduğunda saf, temiz ve berrak bir fıtratla gelir. Bu fıtrat tıpkı tohum gibidir; nereye düşerse oranın suyunu içer, havasını solur, onun etkisiyle gelişir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar, sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan ya da Mecusi yapar” hadisi, insanın çevresinden ne kadar etkilendiğini açıkça ortaya koyar. Tay da bir atın evladıdır, hindi de… Lakin tay ineğin sütünü emer, hindi ördeklerin yanında büyürse kendi türünün davranışlarından uzaklaşır.

Bu nedenle eğitim, sadece bilgi aktarma süreci değildir. Eğitim, aynı zamanda bir terbiye, yani ruh inşasıdır. Kişi aldığı eğitimle karakterini, aldığı terbiye ile duruşunu inşa eder. Terbiyesizce yetişen, hoyrat bir çevrede büyüyen bir çocuk, fıtratı ne kadar asil olursa olsun, zamanla çevresinin yansımasını sergiler. Bahçıvanın gözlemleri bu bağlamda dikkate değerdir; zira o sadece hayvanların dış hareketlerini değil, iç mânâlarını, yetişme tarzlarını tahlil etmektedir.

Bu noktada aile, okul, sosyal çevre üçlüsü çocuğun inşasında temel rol oynar. Eğer bir çocuk, nefsaniyetle, menfaatle, hoyratlıkla yoğrulmuş bir çevrede büyürse; adaleti, sabrı, merhameti ve hikmeti öğrenemez. Bu yüzden sağlam bir nesil istiyorsak, çocuklarımızı sadece akademik başarıya değil, ahlaki ve manevi donanıma göre de yetiştirmeliyiz. Çünkü eğitim, sadece aklı değil; aynı zamanda kalbi ve vicdanı da terbiye etmektir.

EVLİLİKTE SOY VE TERBİYE ÖNEMİ: NESİL İNŞASINDA DENGE

Evlilik, sadece iki bireyin hayatını birleştirdiği bir süreç değildir. Aynı zamanda iki aile, iki soy, iki terbiye biçimi ve iki kültürün birleşimidir. Bu yüzden eş seçimi, sadece yüz güzelliğine, maddi imkânlara ya da dünyevi kazançlara bakarak yapılmamalıdır. “Asluhu nesluhu” hikmetine göre, kişilik kalitesi, aile yapısı, ahlak ve edep gibi unsurlar öncelik kazanmalıdır. Çünkü kişi, bir ömür boyunca yalnızca eşiyle değil, onun ailesi ve kültürüyle de yaşamaya mecbur olur.

Bu bağlamda ailelerin, çocuklarını evlendirirken dikkat etmesi gereken en önemli ölçü, muhatap olunan ailenin ahlaki ve dini yapısıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Dindar olanı tercih edin, eliniz bereket bulur” buyurmuştur. Asil bir soya mensup, iyi terbiye almış, edepli ve görgülü bir genç; bir nesli güzelleştirebilir. Ancak görkemli dış görünüşüyle aldatıcı, köksüz ve hoyrat bir kişi, hem eşine hem de topluma zarar verir.

Bu nedenle gençlerimizi yetiştirirken sadece onların “evlenecek yaşa gelmesini” değil, “evlenmeye layık bir ahlâka ve terbiyeye ulaşmasını” da gözetmeliyiz. Evlilikte dengi dengine ilkesine dikkat edilmeli, fıtratı ve terbiyesiyle uyuşmayan kişilerle kurulacak birlikteliklerin yarınlara ağır faturalar doğuracağı unutulmamalıdır. “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” sözü güzeldir; ama o gönüllerin mayası sağlam, yürekleri hakikatle yoğrulmuşsa geçerlidir.

“ASLI AYRANDAN OLAN, YAĞ GİBİ GÖRÜNSE DE KOKAR”: BİR ATASÖZÜNÜN DERİNLİĞİ

“Atasözü, halkın hafızasıdır.” “Asıl azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır” sözü, sadece bir gıda tarifi gibi algılanmamalı; insana, hayata ve karaktere dair büyük bir irfanı içinde taşımaktadır. Bal, özünü koruyan, doğası gereği bozulmayan bir yiyecektir. Tıpkı özü sağlam olan bir insan gibi. Yağ ise parlak görünür; ama içine ayran karışmışsa zamanla kokar. Bu koku, kişinin içindeki çürümenin dışa yansımasıdır.

Günümüzde insanlar, sosyal medyada ya da toplum içinde “yağ gibi” görünmek için büyük çaba sarf ediyor. Herkes parlak, gösterişli ve dikkat çekici olmanın peşinde. Lakin içi boş, kökü sığ olanlar; zamanla çevrelerini de kirletmeye başlar. Bu atasözü, dışa değil içe, görünüme değil özü sorgulamaya çağırır. Eğer bir bireyin aslı ayransa, mayasında sarsıntı varsa, o kişi ne kadar başarılı, zengin, yakışıklı ya da güzel olursa olsun; zamanı gelince kokar, yani iç yüzü ortaya çıkar.

Bu bakımdan toplumda örnek şahsiyetleri ararken; onların ne söylediklerine değil, nasıl yaşadıklarına, hangi değerlerle beslendiklerine bakmalıyız. Çünkü kişi, ancak fıtratına uygun yaşarsa huzur bulur. Taklitçi, sahte, gösteriş meraklısı insanlar hem kendilerine hem de topluma zarar verirler. Aslında bu atasözü, “bal gibi görünüp ayran gibi kokanlar”a karşı bir uyarı, “özünü koru” diyen bir nasihattir.

KİMLİK KRİZİ VE KÖKLERDEN KOPUŞ: MODERN ÇAĞIN AYRANI

Modern zamanlar, kimliği ve kişiliği vitrine indirdi. Artık insanlar, ait oldukları değerlere göre değil, sahip oldukları eşyalara göre ölçülüyor. Öz, yerini izlenime bıraktı. Oysa bahçıvanın da dediği gibi, kişi neyle beslendiyse onu sergiler. Bugün pek çok birey, kendi öz benliğini unutarak başka hayatları taklit etmekte. Bu da kişilikte yabancılaşmaya, karakterde zedelenmeye ve sonunda ruhsal çöküntülere yol açmakta.

“Aslı ayran olan yağ gibi görünse de kokar” sözü, bu sahte hayatların bir gün ifşa olacağını haber verir. Sahte başarılar, sahte ilişkiler, sahte dostluklar… Hepsi zamanla çözülür ve geriye sadece maya kalır. İşte o zaman hakikat ortaya çıkar. Gerçek dostluk, gerçek sevgi, gerçek insanlık sadece özüyle barışık olan bireyler üzerinden inşa edilebilir.

Bu nedenle her birey, kendi köklerini tanımalı, fıtratını anlamalı ve bu doğrultuda yaşamalıdır. Sahte kimlikler, gösterişler, taklitler insanı yorar ve zamanla çökertir. O yüzden “özgünlük” bugün artık lüks değil, bir zaruret hâline gelmiştir. Gerçek kimlik, ait olduğu asla dönmekle mümkündür.

MAYAN SAĞLAMSA, ZAMAN SENİ YIKAMAZ

Sultan, bahçıvanın cümleleriyle geçmişini, tay ve hindi üzerinden ise bugünü ve geleceği görmüştür. Bu hikâye, bize kendi hayatımıza dair aynalar sunar. Bugün bizler de, aslımızı, kaynağımızı, fıtratımızı sorgulamak zorundayız. Bir insanın kıymeti, sahip olduklarında değil; dayandığı mayada gizlidir. Ve maya, hem doğuştan gelen hasletler hem de çevresel terbiyeyle şekillenir.

Eğer bir insan kökü sağlam bir ailede büyümüşse, terbiyesi hakikatle yoğrulmuşsa; o kişi yağ gibi parlamak yerine bal gibi kokusuz olur, yani kendi özünde ve duruşunda sadık kalır. Oysa içi bozuk olan, dışıyla ne kadar parlatılırsa parlatılsın, zamanı gelince kokar. Bu nedenle çocuklarımızı mayaları sağlam insanlarla, kökü belli ailelerle eşleştirmeli, onları taklitlerle değil, hakikatle yoğurmalıyız.

Bugün herkes bir yerlere varmak istiyor; ama nereye vardığını değil, nereden geldiğini unutarak. Lakin asıl olan, “asla” dönmektir. Kökünü bilen kişi sarsılmaz, yönünü şaşırmaz, mayası sağlam olan toplumlar çökmez. Tıpkı sağlam bir bina gibi; temeli yerindeyse her türlü fırtınaya karşı dimdik durur.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

Aslı sağlam, terbiyesi hakikatten gelen insan; ne yağ gibi kokar ne de zamana yenilir. Bal gibi sessiz, fakat özüyle derin; yıkılmaz, eğilmez, er geç kendini gösterir.

SAYGILARIMLA!