“Ankara, Ankara güzel Ankara seni görmek ister her bahtı kara.” Hepimiz biliriz bu meşhur Ankara marşını ama hiçbirimiz tahmin bile edemezdik değil mi cumartesi günü olacakları ve 95 bahtı karanın yüreğimizi yakacağını?
Olayları uzatmaya, acındırmaya, suçlu, sorumlu aramaya, oy hesaplarına girmeye hiç ama hiç gerek yok. Bir hafta öncesinden terör saldırılarını kınamak ve ülkede barış çağrısı yapmak için Ankara’da 10 Ekim Cumartesi günü “Barış Mitingi” yapılacağı duyurulmuş, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, meslek odaları ve vatandaşın katılacağı belirtilmişti. Buraya kadar her şey normal değil mi? Sonrasında da Malatya’dan 3 otobüs hareket etti Ankara’ya ve CHP Gençlik Kolları üyeleri başta olmak üzere herkes yola çıktı. Zorla, dayatmayla, mecbur bırakılmayla binmedi kimse o otobüse, herkes barış için, birlik ve beraberlik içinde olmak için düştü yollara. Mitingin başlamasına saatler kala Ankara garı önünde yavaş yavaş toplanmaya başladı gelen guruplar ve saat tam 10.04’te bir patlama sesi ve hemen arkasından tam 5 saniye sonra ikinci patlama sesi… 95 can… 95 evlat… Ve 95 “Barış.”
Çocuğunun yanında, eşinin yanında, asker ocağında, yolda, görevde öldürülen askerimizin, polisimizin şahadet haberini nasıl kahrolarak aldıysak kanlı cumartesi haberini de öyle aldık. Orada bulunan hiçbir vatandaşımız ölmeye gitmedi en önemlisi öldürmeye gitmedi; barış istedi sadece barış. Balkonlarına, iş yerlerine Türk bayrağı asan, şehidine günlerce gözyaşı döken bizler adına gittiler oraya. Rahmetlik dedem bir CHP sevdalısıydı ve resmi bayramların törenlerine, resmi cenazelere, yürüyüşlere hiç atlamadan katılırdı, yanında beni de götürürdü. Ancak ben bu yaşıma kadar hiç böyle bir acıyla sonuçlanan miting görmedim. Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısıydı bu. 11 ismin Malatyalı olduğu açıklandı hemen ardından da ölen isimlerin çoğunun gencecik fidanlar olduğu belirtildi. Şimdi gel de yanma, gel de kahrolma!
Kimin ne günahı var, içlerinde Alevi de var, Sünni de, sağcı da var, solcu da, doktor da var, öğretmen de. Ama biz ne yaptık klavye kahramanları olarak 95 kişinin acısı üzerinden yine siyaset yaptık, yine Alevi Sünni diye ayırdık. Nereye gidiyoruz çok merak ediyorum?
Kalabalığa, 29 Ekim’e, 23 Nisan’a çocuğumun elinden tutup gidemeyeceksem ben çocuğuma nasıl anlatayım ecdadımı, vatanı mı? Cenaze de, gözyaşında bile acının ayrımını yapacaksam ben nasıl anlatayım evladıma insan olmayı?
Rahmet diliyorum, ailelere sabır diliyorum, televizyon başında izleyenlere merhamet diliyorum, şehitlerin üzerinden, saldırıda ölenlerin üzerinden siyaset yapana akıl fikir diliyorum ve terör saldırılarını gerçekleştirenlerin de Allah’tan belalarını istiyorum. İnsan olmayı öğrenince acıyı da paylaşmayı öğreneceğiz inşallah.
Başın sağ olsun Türkiye’m; vatan uğruna ölen askerlerin, barış uğruna ölen vatandaşların var. “Ne Mutlu Türk’üm Diyene…”