Aman doktor bak bebeğe!

Abone Ol

Çocukluğumdan bilirim, bizim Dilek’te, çocuk-büyük herkes birbirinin bayramını kutlarken “Bayram mübarek olsun!” derdi.

Çook kıymetli hemşerilerim, ‘ildaşlarım’ (s.s.), geçmiş bayramınız mübarek olsun.

Bayram yoğunluğu nedeniyle “taze simit” gibi yazı yazıp sunamadım.

Kusuruma bakmayın.

Dört buçuk yıl önce, SONmanşet Gazetemiz kökenlerinden, bileşenlerinden Busabah’ta yazdığım yazımı paylaşıyorum yüksek müsaadelerinizle!

İşte o yazı:

“Televizyonda kardan haberler vardı!

Kapanan yollar.

Karı, kaymağa! çeviren çocuklar…

Hakkari’de, bir köyün kapanan yolu, gece vakti, iki saatte açılıyor, hasta vatandaşımız Yüksekova Hastanesine kavuşturuluyordu.

Başka bir haberde de, gece yolda kalan vatandaşlarımızın araçlarının kapısını açan AFAD yemek paketleri dağıtıyordu.

Bunları duyduğumuzda gözlerimiz yaşarıyor,

-Çok şükür, Türkiye’mizin bugünlerini de gördük diyoruz.

Rahmetli annem derdi ki,

-Oğlum, yapılan iyilikleri görmezseniz, Allah gözünüzü kör eder!

Devletimiz, son iki senede, yurt dışında rahatsızlanan yüz altmış vatandaşımızı ambulans uçakla Türkiye’ye getirmiş.

Geçen yıl Darende’de, beyin kanaması geçiren bir yaşındaki bebeğimiz, ambulansı helikopter ile Malatya’ya yetiştirilmiş…

 

Bakalım  Aşık Mahsuni Şerif hasta bebeği için ne diyor:

Kuru soğan yağsız aşım

Yırtık bağrım açık başım

Bir şey değil vatandaşım

Aman doktor bak bebeğe…

 

Ya hemşerimiz Şemsi Belli;

Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içinde

Ben fakiro,

Ben hakiro

Dohdor ilaç, çarşı bazar tam - takiro

Gurban olam bu ne işdir hooy babooov!

***

Ahmet Kutsi Tecer’in, köyü Kemaliye, Apçağa için (D. Perinçek’in de köyü), yazdığı,

Orda bir köy var uzakta,

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de, tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür.

dizelerini biliriz…

 

Malatya’nın her köşesindeki köyü yakındır.

Hangisine giderseniz gidin yolu asfalttır.

Aslında, ‘asfalt’ sözü, Malatya’da ömrünü tamamlamış, dilimizden düşmüş bir sözdür.

İşini her şartta yoluna koyanlara,

-Sana göre her yol asfalt derlerdi ya, Malatya’da köylere giden her yollar asfalttır.

Hani dağların doruğa yakın eteklerinde ilkokul kitaplarında resimleri olan,  küçücük, daha çok minaresiyle belirginleşen köyler görür de,

-Bu köye nasıl ulaşıyorlar? deriz ya!

O köylere, dolana dolana da, tırmana tırmana da olsa varırsın ve gittiğin yol asfalttır.

Doğanşehir’in Eskiköy’üne de gitsen, Kale’nin Kozluk’una, Sarıot’una da gitsen, Yazıhan’ın Epreme’sine, Arguvan’ın Eymir’ine de gitsen, Pütürge’nin Gündeğer’ine, Doğanyol’un Gökçe’sine de gitsen değişmez.

Her köyde düzenli alınan çöp kazanları, belediye otobüs durakları, yol tabelaları vardır.  

***

İki Ocak’ta Kömürhan Köprüsü ve Tüneli açıldı. Yüzde yüz Türk mühendisi, Türk işçisi yapımı. Yedi bin ton çelik kullanılmış, dile kolay.

Yıldız gibi parlıyor.

Altı Şubat’ta Tohma –Şehit Gaffari Güneş- Köprüsü açılacak. İki gidiş, iki gelişli oldu…

Yazıhan’ın Malatya-Sivas yol bağlantısı da yapılıyor.

Yama Dağı yolu da yapılmakta. Orada kayak tesisleri yapılmıştı. Onlara da ulaşılacak. Yama Dağı yoluyla o çevredeki Diricanlılar da yola kavuşacak.

İyi gözle bakamayanlar, Malatya deyişiyle ‘gözü götürmeyenler’, hemen bir dane takarlar…

-Yol karın doyurmazmış…

Ulaşım kolaylığı üretimi artırır, üretilen mallar pazarlara taşınır. Ticaret gelişir. Daha çok mal satmak için daha çok üretim yapmak istenir. Rakipleri yenmek için daha ucuza mal etme yolları aranır. Teknolojik gelişmeler yaşanır…

Emme basma tulumbası gibi bir şey.

Hani derler,

Yollar kan damarlarımız gibidir.

Yine denir ki,

-Damarlar kan dolaşımını, yollar mal dolaşımını sağlar.

Ama kimilerimiz hala der ki,

-Yol karın doyurmaz!

İyilikleri göremeyen göz kördür…

***

Batman’ın, Dicle kıyısında, kalesiyle, köprüsüyle, mağaralarıyla, camileri, rasathanesi, darphanesiyle, çok geçmişte insanların içinde yaşadığı binlerce mağarasıyla ünlü bizim de ziyaret ettiğimiz Hasankeyf ilçemiz var.

Var ama bir de çevreye hayat verecek bir planı var Devletin…

Dicle nehri üzerine Ilısu Barajı yapılacak.

Baraj yapılınca da bu tarih baraj gölünde boğulacak.

Ne yardan geçiyor ne serden misali olmaz.

Devlet birinden vaz geçiyor ve Baraj planını uygulamaya koyuyor.

Burada Er-Rızık Camisi diye bir cami var ki minaresiyle ünlü.

Öyküsünü orada öğrenmiştik.

Bu minareyi eğitimini tamamlayıp ustasından ayrılan bir kalfa yapmış.

Özelliği şu: Minarenin iki merdiveni var, birinden çıkan diğerini göremiyor.

Usta, gezip inceliyor minareyi ve kalfasının başarısını hazmedememekten mi nedense, kendini minareden atıyor ve ölüyor.

***

İki sene önce gazetede fotoğraflı bir haber gözüme ilişmişti…

Haberde, Er-Rızık camisinin taşındığı yazıyordu.

İnanamamıştım.

Hep Avrupa’dan gelirdi çünkü böyle haberler…

O ünlü Er-Rızık Camisi, 1700 tonluk gövdesiyle, krikolarla kaldırılarak, 262 tekerlekli bir düzleme sabitlenip, üç yüz çalışanın eşliğinde, dört saatte iki kilometre ötedeki yeni yerine taşınmış.

Daha önce de minaresi ve başka yedi çok kıymetli eser aynı şekilde taşınmış.

***

Yeri gelmişken bir de şunu paylaşayım…

Kültür ve Turizm Bakanlığımız, son 16 yılda çeşitli şekillerde yurt dışına çıkmış dört bin beş yüz eseri yurda getirmiş.

Bu eserler, uzmanların sıkı takipleriyle tespit edilip, çeşitli tartışmalarla, delillerle, yazışmalarla, bin bir zahmetle ait olduğu yere getirilmiştir…

***

Yüksekova’da gece yarısı kardan kapanan köy yolu açılıp, hastaneye yetiştirilen hasta.

Yollarda kalan vatandaşlarımıza yemek paketleri dağıtma.

Helikopter cankurtaranla hastaneye getirilen bebek.

Ambulans uçakla yurt dışından getirilen vatandaşlarımız.

Malatya’nın bütün köy yolları asfalt yapılması, çöp konteynırları, otobüs durakları, yol tabelaları.

Göz kamaştıran yeni köprüler yapılması.

Tarihi yapıların tekerlekli araçlarla taşınarak kurtarılması.

Yurt dışına kaçırılmış dört bin beş yüz tarihi eserimiz ait olduğu topraklara döndürülmesi…

***

Bu tür haberleri hep Avrupa ülkelerinden gelir ve biz tarihe yön vermiş, 22 milyon km2. alana hükmetmiş bir medeniyetin evlatları olarak, imrenerek, ahlar-vahlar çekerek bakardık.

Bakın işte, yeriyle, yurduyla, tarihiyle yazdığım bu durumlar tamamen bize ait, tamamen yerli ve milli.

Çok şükür ki, bunlar ve bunlar gibi daha çok sayıda başarı hikayemizi şimdi gururdan gözlerimiz yaşararak öğreniyoruz.

Yolumuz, gözümüz, gönlümüz açık olsun…