Ah şu makam koltukları!

Kimine kendini İlah hissettirecek kadar tehlikeli bir oyuncak, kimine hüküm sürmenin en etkili aracı. Bazısı ömrü boyunca yaşadığı ezikliğin acısını çıkarır o koltuğa oturunca, bazısı da Firavun misal sadistçe hislerini tatmin etmek ister.

Abone Ol

Kimine kendini İlah hissettirecek kadar tehlikeli bir oyuncak, kimine hüküm sürmenin en etkili aracı.

Bazısı ömrü boyunca yaşadığı ezikliğin acısını çıkarır o koltuğa oturunca, bazısı da Firavun misal sadistçe hislerini tatmin etmek ister.

O koltuk var ya, o koltuk… Bazen en küçük insanı bile bir dağ kadar büyütür. Aslında o koltuğun kişiye sağladığı avantajların en küçüğü bile bazen insanı dinden imandan çıkarıp ölümsüzlük hissine kaptırır.

Kimin ne zaafı varsa, o koltuk bir çözelti gibi ayrıştırıp gün yüzüne çıkarır. Para zaafı olanlar oraya oturunca nasıl daha fazla çalıp çırparımın hesaplarını yapmaya başlar.

Daha üst makamlara göz dikenler, hangi üst makam sahibinin elini eteğini öpeyim diye çırpınır.

Oturduğu bir şeflik koltuğu olmasına rağmen, resmi işlerini yapmakla görevli olduğunu unutup personelimden hangi genç, güzel ve çekici kadını çirkin emellerime alet ederim diye hesap yaptırtır bazılarına. Bunu yaparken de o personelin içerisinde kendi standartlarına uymayan kadınlara da her fırsatta çemkirmekten geri durmaz mendebur. Bu kadınlar annesi yaşında bile olsa fark etmez onun için. Hatta onları bir an önce tasfiye etmek için yetkisini aşan yer değiştirme uygulamalarını bile pervasızca yapar, olmadık mobbingler uygular.

Böylelerinin yediği haltları amirleri de yakinen bilir ama nedense ona ilişmezler, daha doğrusu ilişemezler. Niye ilişemezler biliyor musunuz? Çünkü bazı amirleri ile çıkar ortaklıkları vardır. Çünkü bazı amirlerinin ifşa olmasından korktukları açıklarını biliyordur. Çünkü bazı amirler de kendi koltuklarının derdindedirler.

“Bir kavmin efendisi, onlara hizmet edendir.” hadisi, aslında makamın ne anlama geldiğini en güzel şekilde ifade etmektedir. Bir hizmet aracı olması gereken makamlar, ne yazık ki zulüm aracı olup çıktı.

Bir de tiryaki yapma özelliği var o koltuğun. Oraya oturanların bir kısmı içki veya sigara tiryakiliğinden daha fazla tiryaki oluyor. Yahu bak yaşlandın, bırak artık şu koltuğu diyenlerin sözleri kulaklarının kenarından bile geçmez. Dünya ile aralarındaki en kuvvetli bağdır o koltuk. Ondan uzaklaşınca öleceğini düşünür ve çoğu kez de düşündüğü gibi olur. Zira liyakatsiz kişilerin rüyasını bile göremedikleri o makam koltuğu, onların oturmaya yarayan yerlerinin altına konmuştur. Böylelerinin insan kazanma gibi bir dertleri de olmadığı için bunlar açısından o koltuk, hayat bağıdır.

Azıcık aklı olan ne yapar biliyor musunuz? İnandım dediği dinin Elçisi, makamları ne amaçlı kullanmış ve kullandırtmış ise aynısını yapar. Emin olun hiçbir peygamber, makamları şahsi çıkar veya diğer kötü amaçlar için tahsis etmemiştir. Bırak bunları, o elçilerin yolundan gidenlerden Ebubekir gibi olanlar, en yüksek makamda olmasına rağmen yıllarca devletin kendisine tahsis ettiği maaşı bile devlet hazinesine devretmiş, Ömer gibi olanlar, geceleri kapı kapı gezip sorumlu olduğu halkının ihtiyaçlarını sırtıyla taşımıştır. Kimi, liyakatsiz olduğu için oğlunu bile bir devlet görevine atamamıştır.

Haydi bir de sadece dünya gözüyle bakalım. Birinin acaba sırtı kuvvetli diye liyakat sahibi olup olmadığına bakılmaksızın herhangi bir göreve atanması mı yoksa liyakat sahibi olanların atanması mı o toplum için faydalı olur?

Acaba koltuğunu halka hizmet için kullananlar mı yoksa halka zulüm için kullananlar mı muteberdir?

Buyuruyor ya: “Liyakatsiz kişiler işbaşına getirildiğinde kıyameti gözleyin.” diye… Acaba bundan daha fazla hangi zamanda gözlenir ki kıyamet?

Sözümüzü, o makamı ve koltuğu hakkıyla kullananlar, üzerlerine alınmasınlar. Zaten onlar olmazsa bu devlet çoktan yıkılıp gitmişti.

Sayın Devletim, o koltuklar kimsenin şahsi mülkü değildir ve onları isteyen istediğine hibe edemez. Allah için bunu unutmadan kiracı atayın o koltuklara vesselam.