AH O ESKİ GÜNLER!

Abone Ol

Buharlı ütü mü olurmuş canım, ütü dediğin içine gayılmış kömür konulan ağırlığı iki üç kiloyu bulan demir malzemelerdir. Bizim zamanımızda böyleydi!

Her evde buzdolabı bulunmazdı. Dağlardan gar getirilir soğutma bunlarla yapılırdı. Tel dolaplarımız vardı, soğutmazdı belki ama içine sinek de girmezdi ya bu bile yeterdi bize.

Cığaralarımız sarı pöçüklü değildi. Birinci, İkinci, Üçüncü, Asker, Gelincik, Yenice, Bafra, Bitlis, Yeni Harman gibi cığaralarımız vardı. Pöçüklü Avrupa cığaraları henüz gelmemişti.

Cep telefonu, internet olmadığı için çet yapılmaz, e mail ve mesaj gönderilemezdi. Onun için bayramlarda insanlar sevdiklerine tebrik kartı gönderirlerdi.

İnsanlar klişeleşmiş bayram mesajlarını değil, içinden kopup gelen samimi duygularını dökerlerdi tebrik kartlarına.

Postane önünde sergi açan tebrik kartı satıcıları envai çeşit kartpostalları sergilerdi. Deve Cengiz'in sergisi hepsinden iyi olurdu.

Ha az kalsın unutuyordum, bir de mektup diye bir şeyler yazarlardı!

Kışın domates göremezdiniz. Kış meyvesi kışın, yaz meyvesi yazın yenirdi. Hepside organik olurdu, öyle hormonlu mu değil mi endişemiz yoktu. Bazen hastalar, aşerenler, üzüm, karpuz gibi meyveleri isterler onların bu istekleri de, karpuzlarısamanların arasına saklayarak satan bazı esnaflar tarafından karşılanırdı.

Tellallar vardı şimdilerde göremeyeceğiniz. Hangi filmin hangi sinemaya geldiğini, bağırarak mahalle mahalle gezen tabelacı Babacan'dan, Malatyalı Köse'den öğrenirdiniz.

Gece, düdüklerini öttürerek mahalleleri kolaçan eden aseslerimiz yani bekçi babalarımız vardı. Bizler de onlara güvenir mışıl mışıl uyurduk.

Fırınlarımızda ekmekler taş üzerinde el değerek pişirilirdi. "El değmeden üretilmiştir" sloganı henüz gündemimize girmemişti.

Lojistik firmaları hayatımıza girmediği için insanlar gönderilerini ambarlar, otobüsler veya PTT aracılığıyla yaparlardı.

Odunu kömürü depoya koydun mu senden yiğidi yoktu, doğal gazın kesilme endişesi, zam gelme endişesi olmazdı. Hele zarhğanı, gavurmanı, yağını, birde ekmeğini hıznaya atmışsan değme keyfine.

Radyolarımız vardı bizim, yurttan sesler korosundan türküler dinlerdik. Radyomuz her sabah "Demirbank hayırlı işler diler" diye güne başlar, her saat başı gonguyla saatlerimizi ayarlardık. Arkası yarınların arkasını iple çekerdik!

Yumurtaları dış güçler bölüp parçalamamışlardı henüz. Köy yumurtası, çiftlik yumurtası, gezen tavuk yumurtası, organik yumurta vs gibi fraksiyonlara ayırmamışlardı. Yumurta sadece yumurta idi ve önünde arkasında başka bir tamlama yoktu.

Televizyonlar siyah beyaz ve paket yayındı. Teypler kocaman ve yuvarlak makaralıaletlerdi.

Resimlerimiz de siyah beyazdı ama daha bir asil dururdu sanki.

Özel fitnıs!!! salonları yoktu, beton dökülmüş iki Vita! tenekesi ile halter çalışır ve kas yapardık.

İşe yetişememe endişesi, trafikte kalıp strese girme diye bir şey söz konusu değildi çünkü trafik diye bir şey yoktu. Trafik ışıkları ise hiç yoktu, arabalar istediği yere park edebiliyordu. Öyle ceza yazılma endişesi yoktu. Herkes dükkanının önüne arabasını park eder işine öyle giderdi.

Amerika'da kompüter diye bir şeyin icat edildiğini duyardık ama görmüşlüğümüz yoktu. Daktiloyla on parmak yazan sekreterler hemen iş bulur, daktilo kullanmak ayrıcalık sayılırdı.

Ortaokul ve liselerde şapka takılır ve öğrenci kafaları üç numara olurdu.

Banka, para çekme makineleri yoktu, bankalar insanlara sokakta para verecek desek bize deli gözüyle bakarlardı herhalde.

Büyük marketler, süper, hyper marketler yoktu, bakkal amcalarımız bize yetiyor ve artıyordu. Yazar kasa, hesap makinesi yoktu, bakkal amca hesabı kese kağıdının üzerinde yapardı.

Otobüslerin bagajları üzerlerindeydi ve klima nedir bilinmiyordu, camlar tabii klima olarak kullanılıyordu...

Kanalboyu’nda kafeler yoktu. Aıcak yaz akşamları analarımız evlerin önünde oturur, çekirdek çitler sohbet ederlerdi, kimse kimseyi rahatsız etmez, kimse kimseden haraç istemez ve silahlar da patlamazdı!!!

Vay ki vay...vah vah ki vah vah...

Ne güzel günlerdi o günler...

Cahaldığh mahaldığh ama mutlu olmayı biliydik...

Ne hoş cahaldığh, keyfimiz hep yerindeydi...

Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...