Tocak’ta ışkın, Kürtkıran’da göbelek yiyip Erkenek suyundan çay içip eylülde tütün saplayacaktık!
“ Asrın Felaketi” olarak bilinen 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli 2 büyük deprem ile Malatya’mız hayalet şehir hüviyetine büründü. Yok, olan hayaller, toprağa gömülen fidanlar, kaybolan insanlık, yok olan akrabalık…
Bütün bu acıların üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Hayat azda olsa normale dönmüş olsa da yaşananlar hafızamızda canlı… Geriye dönüp baktığımızda ne kaldı derseniz “kocaman bir hiç” evet ne insanlık kaldı, ne akrabalık kaldı ve nede umutlar kaldı.
Yok, olanlardan sonra koskoca Malatya da geriye kalan enkazlar ve tarla görünümlü arsalar. Nüfus azalmış, kalifiye eleman göç etmiş, umutlar ve hayaller enkaz altında sıkışmış durumda…
Doğanşehir adeta viranşehir olmuş durumda…
Erkenek desen perişan… Sohbet ortamlarının mekanları olan çay ocakları çadırlarda… Ne diyelim herkes perişan… Yapılması gereken evlere kazma vurulmamış durumda.
Sakal Tutan mevkii yalnız, gölet çatlak, cami Şadırvanında akan su tat vermiyor.
Kurucaova “Asrın Felaketi”nde en büyük yarayı almış olan yer…
Evlerin yerleri tarla, Tocak Dağı yarılmış adeta küsercesine bu sene ışkın vermem diyor. Kürtkıran da Heftoluk Suyu akmıyor. Karaçaşır göbelekleri şemsiye misali açılmıyor. Ulubaba geyikleri dahi görünmüyorlar.
Mılıkolar Evsiminde sükün kekliği ötmüyor. Ne yalan söyleyeyim serçe kuşu dahi ses vermiyor. Değirmen önü suyu sessiz akıyor artık.
Sırtımızı taşlara yaslayıp keyif içinde ovayı seyretmek istediğimizde hemen aklımıza 45 (deprem şehitleri) rakamı ve tarla görünümlü evlerin yerleri geliyor. Her nereye gidip bazı şeyleri unutalım dersek aklımıza 4.17 (deprem saati) geliyor.
Kurucaovamız yaz mevsimin de tam bir cennet… hele eylül ayı geldiğinde tatlı bir telaş sarar herkesi… Nisan ayında başlayıp Ekim ayında rahata erilen Tütün hasadı… Eylül ayı Kurucaova için emeklerinin karşılığının alınacağı bereket ayıdır.
DEPREMİN YAŞATIKLARI MI, BÜROKSANİN YAŞATACAKLARI MI?
‘”Asrın Felaketi”nde Kurucaova yerle yeksan oldu. 45 Ölü ve binaların % 80’i yıkılacak durumda… Bir yılı aşkın felaket yaşanmış evlerin nereye yapılacağı daha tartışma konusu… kış şartları hepimizin malumu… Kurucaova bir tarım beldesi… Sonbahar mevsimi geldiğinde mahsulünü muhafaza edecek bir yer lazım evleri yıkıldığı veya yıkılacağı için çaresiz kalıyorlar. Konteytnerler sadece barınma amaçlı ya barınmayı sağlayacak gelir kaynağı o da en az o kadar önemli… İşin aslı halk perişan ve çaresiz!
Bu perişan ve çaresizlik içinde bir de ekmeğini kazandığı toprağı da elinden alınacak olursa topyekün ölsünler daha iyi olacak. Halkın ekmeğini kazandığı tarım arazisi üzerinde evler yapılmak isteniyor. Bu o yörenin insanı için intihar demektir.
Evlerinin gecikmesi yetmiyor üstüne üstelik işlediği tarım arazisi üzerinde evler yapılmak isteniyor. Müteahhit firma daha fazla kazansın diye… İşlenip ürün elde edilen tarım arazisine ev yapmak hiçbir akla ve hukuka uymaz. Evlerin yapılacağı o kadar işlenmeyen alan var ki, koskoca bir Malatya dahi sığar… Bir farkla sadece müteahhit firmaya biraz iş makinası maliyeti çıkar, işte bu masraftan kaçınmak için yumuşak toprak ve tarım arazisi üzerinde evler yapılmak isteniyor. Bunun hiçbir akıl ile izahı olmaz.
Madem halkın işleyip ekmeklerini kazandıkları tarım arazisi üzerinde evler yapılacaksa yapılmasın halk toprağı işler evlerini geri yapar. Yazarken meşhur bir Türk filmi aklıma geldi. Müteahhit firma baraj yapılacak olan araziyi ucuza kapmak için köylüye arazisini satma karşılığında hediye olarak Wolkmen ve koyun verilir. Buna mukabil işleyecek arazileri olmadığı için aç ve susuz kalıyorlar. İnatçı hariç… Bizlerde her birimiz bir inatçı olup tarım beldesini beton yığını yaptırmayacağız.
Bütün bu yaşananalar da tamamen devlet ve müteahhit firma suçlu değil tabi ki, halkta o kadar masum değil… Gün geçmiyor ki, aksi bir dilekçe verilmesin. Herkesin aklı karışıyor. Lakin bu konuda devletin aklı karışmamalı net tavır koymalı… Halkın işlediği tarım arazisi üzerinde evler yapılmamalı diye net fikirli olmalı…Nereler uygun araştırılması yapılıp ona göre karar verilmeli. Sadece masrafı çoğalır diye düz tarım arazisinde ev yapmak ülke ekonomisine hakarettir.
Birileri çıkıp diyecek ki, oralar devlet arazisi devlet istediği gibi kullanabilir. Bu çok sorunlu bir durumdur. Arazi devletin ise halk kimin için vardır. Halk kimindir. Halkı olmayan veya halkı olduğu halde aç olan insanları varken devlet o vakit olsa ne yapabilecek. Devlet ile halk et ile tırnak gibidir. Biri olmazsa öbürü çaresiz.
Tüm yetkililere çağrımdır. Verimli tarım arazileri üzerinde evler yapılmaya müsaade edilmesin, aksi halde hiç ev yapmasınlar kabulümüzdür. Devletimiz var olsun bizler razıyız. Yeter ki ekmeğimizi elimizden almayın!
Bizler o topraklar üzerinden hayaller kuruyoruz. Orada yaşamaya devam etmek istiyoruz. Bahar aylarında Tocak Dağı’nda ışkın yemek, Kürtkıran da göbelek toplayıp, Sakal Tutan suyundan çay demlemek ve Eylül ayı geldiğinde tütün saplamak istiyoruz. Çukurova’ya ırgat gitmek istemiyoruz. Derdimiz üzüm yemek; bağcı dövmek ise o akılsızların işidir. Çok mu kötü hayal kuruyoruz acaba ne dersiniz. Ama derim ki hayalleri soldurtmayın, umutları yok etmeyin insanı yaşatalım ki, devlet yaşasın…
Toprağı üzerinde ev yapılmasını istemeyen insanların duygularına tercüman olmak istedik. Onların beyanları üzerinden…
Kalın sağlıcakla…