AH CHP VAH CKP

Açıl İş Merkezi 6. Katta bulunan CHP İl Binasının zilini ilk defa çaldığımda, kapıyı, partide etkin olan, Yorum Gazetesinde yazdığım yazıları öven, çok yerde memleket meselelerini, siyaseti konuştuğumuz öğretmen açtı.

Abone Ol

Açıl İş Merkezi 6. Katta bulunan CHP İl Binasının zilini ilk defa çaldığımda, kapıyı, partide etkin olan, Yorum Gazetesinde yazdığım yazıları öven, çok yerde memleket meselelerini, siyaseti konuştuğumuz öğretmen açtı.

Vakit 2002 yerel seçimleri öncesiydi.

Kapıyı açtı ama beni görür görmez, nutku tutulmuş, şoka girmiş gibi, yüzüme bakıp, bir şey söylemeden dönüp gitti.

Partiye gelişimden hiç memnun olmamıştı anlaşılan, tatlı tatlı siyaset konuştuğumuz o arkadaş.

“Dışarıda olursan iyisin. İçeri girersen kötüsün” der gibiydi.

Bir zaman sonra, seçime bir gün kala, bir toplantı öncesi törenle üye yapıldım.

Rozetimi rahmetli Niyazi Ergin Gökçe taktı.

Aidatımı ödedim, makbuzumu aldım.

O toplantıda, bir gün sonra yapılacak seçimde küskün seçmenleri sandığa çekmek için bir kişinin televizyona çıkması istendi.

Beni uygun buldular.

Akşam televizyona çıktım.

“Buraya gelirken, Eski Baro Başkanımız Hayrettin Abacı’yla karşılaştım. Benden, ‘Oy namustur. Herkes mutlaka sandığa gidip oyunu kullanmalıdır.’ dememi istedi. Evet oy namustur. Herkes yarın mutlaka gidip oyunu kullanmalıdır.” diyerek konuşmama başladım.

Böyle demişti üstat.

Hayrettin abi, beni çok severdi.

1999 Seçimlerinde Belediye Başkanı adaylığı açıklandığı günün akşam beni aramış, “Seni Belediye Meclisi Listemde birinci sıraya yazıyorum” demişti. “Olmaz” deyince çok kızmış, “Ne ya, hasta mısın?” demişti. Ben DSP’liydim, hem de kamu görevlisi.

Ofisime geldiğinde, uzun uzun konuşurduk.

Malatya’dan ayrılıp ailesinin yanına gittiğinde de sık sık arar, yine uzun uzun konuşurduk.

Bana, “Malatya’da sadece iki kişiyi arayıp konuşuyorum. Biri Tecdeli Berber Selahattin, diğeri sensin.” diyordu.

Buna benzer bir sözü de, İsmet İnönü Dönemi Milletvekillerimizden Doğanşehirli Rahmetli Mehmet Delikaya söylemişti bana.

Kendisi de avukattı ama güncel bir hukuki konuda, ofisime gelmiş bilgilerime başvurmuştu. Öyle tanışmıştık.

Bir yılbaşı kutlaması için beni aradığında, yeni yılımı kutladıktan sonra, “Malatya’dan bir tek sizi yılbaşı kutlaması için aradım.” demişti.

Üç değerli büyüğüm de şimdi ebedi alemde.

Eski Baro Başkanımız Niyazi Ergin Gökçe’nin cenazesi Adliye önüne getirilmiş, orada bir tören yapılmıştı.

Ertesi gün beni arayan bir meslektaşım gülerek, “Adliye önünde tören… Baro Başkanları ayrıcalıklı mı?” diye söylendi. Ben de,

“Tamam. Anladım. Beni Adliye önüne götürmesinler diye vasiyet edeyim.” deyince parladı,

“Yok yok, sana çok güzel tören yapılır.” dedi heyecanla…

Allah cümlemize hayırlı ömürler versin, oraya hazırlıklı olarak gitmeyi nasip etsin.

Beş yıl önce kaybettiğimiz Abacı, yedi ay önce kaybettiğimiz Gökçe ve üç ay önce kaybettiğimiz Delikaya meslektaşım ve büyüklerimi rahmetle anıyorum. Yerleri Cennet olsun inşallah.

***

Televizyonda nasıl oy kullanılacağını, iptal edilmemesi için mührün nereye basılacağını falan anlattım.

Ertesi gün de parti görevlisiydim, arabamdaki birkaç arkadaşla sandıkları geziyorduk.

İçeriye giriyor, selamünaleyküm, kolay gelsin dedikten sonra, kendimi tanıtıyor, herkesle tek tek tokalaşıyor, partili görevlinin kim olduğunu sorup onunla özel konuşuyordum.

Bazı sandık görevlileri akşam beni televizyonda gördüklerini söylüyorlardı.

Sonra arabaya binip diğer sandıklara gidiyorduk.

Bir arkadaşın ne için olduğunu hatırlamıyorum, “Selahattin Bey, sen de çok doğrucu davutsun.” diyerek adeta yakındığını unutmadım.

Birkaç ay sonra, yaklaşan Merkez İlçe Başkanlığı için aday olmamı istedi bir grup partili. Ben, ”Hiç olur mu? Daha dün geldim partiye.” dedim ama, ne dediysem kabul ettiremedim.

Merkez İlçe Başkanlığını kazanan kişinin yazdığı delegeler, daha sonra yapılacak il başkanlığı seçiminin belirleyicisi oluyordu.

Ben belli başlı yerlere, kişilere gidiyorum, konuşuyorum. Destek istiyorum. Konuştuklarım, “Tamam, sana bir diyeceğimiz yok. Ama arkandaki kişiler kim?” diyorlardı.

Mevcut Başkan, basında, orada burada, “Selahattin Sarıoğlu parti üyesi bile değil. Seçime katılamaz.” diyordu. Halbuki üyeydim. O zaman sosyal medya olsaydı, “Aidat makbuzunu, üyelik kağıdımı” paylaşır herkese gösterirdim.

Sonra ben arkadaşlarıma danışarak seçime iki hafta kala adaylıktan çekildim.

İl Başkanlığı Kongresinin yapıldığı gün biz tatil için Malatya’dan çıkmıştık.

Adaylardan biri olan Av. Yusuf Sürücü beni Kurultay Delegesi adayı olarak listesine yazmış.

Kongrede bana itiraz etmişler.

Bunun üzerine, Kongre Divan Başkanı, Arapgirli, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, sahnede, herkesin önünde Genel Merkezi arayarak benim üye olup olmadığımı sormuş. Üye değil cevabı gelmiş Ankara’dan.

Sonradan gençler söylediler, meğer hiçbirüyelik evrakım Ankara’ya gönderilmemiş, benim üyelik belgelerimi, dolapların arkasında, yerde bulmuşlar.

Neyse sonraki yıllarda, rahmetli Niyazi Ergin Gökçe’nin İl Başkanlığı zamanında üye edildim. Kimlik kartım bile Ankara’dan geldi.

Ben partide gece gündüz çalışıyordum.

Yazı yazıyordum.

Televizyonlara çıkıyordum.

Sürekli konuk olduğum programlar vardı.

Mesela Asım Demirkök Duayenin Çerçeveye Sığmayanlar programının her pazar akşamı konuğuydum.

Malatya’da televizyon programı yapan, daha sonra soyadını değiştirip HDP’den Hakkari Milletvekili olan, Adil Zozani’nin sürekli konuğuydum. O zaman hiçbir zaman bir HDP özelliğini görmemiştim onda. Bir basın emekçisiydi.

Derken 2004 Yerel Seçimleri geldi.

Benden Malatya Belediye Başkanı adayı olmam istendi.

Çok ısrar edildi.

Kabul etmedim.

İki milletvekilimiz vardı.

Onların adına söylendi.

“Elini cebine sokmayacak. Gelip, birimiz bir elinden, birimiz bir elinden tutup kaldıracağız.” dedikleri söylendi..

“Hayır” dedim.

“Düşün. Sonra karar ver”

“Hayır, düşünecek bir şey yok.” dedim.

CHP’nin Malatya merkezde oy oranı yüzde 13 civarındaydı.

Kazanamasak bile, sırt sırta vererek, canla başla çalışıp, vatandaşla kucaklaşıp oyu yüzde yirmilere, yirmi beşlere çıkarmak, bir sonraki seçimde de bunun üzerine çalışıp seçimi almak mümkün olabilirdi.

Ama bu çalışmayı kimlerle yapacaktık?

“Dostlar alışverişte görsün” diyerek çalışan kişilerle.

Ben böyle yapan biri değildim ki!

Sevgi, saygı, güzellikler içinde kalın…