İnşallah yanılmıyorum.
Celal Yalvaç ağabeye son görevimi yapmak için Şehir Mezarlığındaydım.
Celal Abi demişken O, Malatya’nın sevgili abisiydi.
Tarih 16 Aralık 2023, mevsim kış ve günün ikindi vakitleriydi.
Hava da soğuktu.
Büyük Mezarlık en kalabalık günlerinden birindeydi.
Celal abi, Malatya’nın bilgi küpüydü.
Ve bu birikim herkese açıktı.
Seksen yedi yaşını bilinçle, olan bitenin farkında olmakla, Malatya’yla yaşamış, Malatya’yla oturup kalkmış, Malatya’yla harman olmuştur.
Az da olsa kültürle, sanatla yakınlık içinde olduğumuzdan olacak ki, kısa zamanda Celal Yalvaç’la tanış biliş olduk.
24 Şubat 2007’de, Elazığ Kültür Sanat kuruluşlarının davetlisi olarak ‘Malatya-Malatya’dan güzel komşumuz Elazığ’ımıza giden kurulun içindeydik.
Çalışma ofisine de gidiş gelişim olurdu.
Bir gün, yemek çok yemesinden yakınarak, topu yengeye atmıştı!
-O kadar söylüyüm! Yine de tabağı doldurup getiriyi önüme koyuyu diyordu.
-Abi yengem seni çok sevdiğinden böyle yapıyor. Bizde de aynı dedim.
2017’de vefat eden, “Mevla’m birçok dert vermiş.” türküsünün bestekarı dayım Nevzat Gülöz’ün ölümü üzerine, yolda karşılaştığımızda başsağlığı dilemiş,
-Arkadaşlarla yanına geleceğiz demişti.
İkisi de Malatya basının başarılısı, duayeni olan iki güzel oğlu var. Adlarını da yazayım, İsmet Yalvaç, Bülent Yalvaç.
Bülent Yalvaç’ın yönettiği televizyona çok konuk olmuştum.
Hatta bana,
-Televizyonumuzda program yap. İstediğin kişiyi konuk al, istediğin konuyu işle demişti. Diğer sezonda da yinelemişti çağırısını.
İsmet Yalvaç, geçmişte bir defa beni aramış,
--Yazılarınız, ulusal basında rahatlıkla çıkacak yazılar demişti. Bir seferinde de, makalede birinci olduğum haberini bana bildirip, tebrik etmiş,
-Selahattin Bey, biz bu ödüllerin nasıl alındığını, verildiğini biliyoruz ama sizinki hak edilmiş bir ödül demişti. (1999)
Ki, ikisi de o güzel babanın yoluna revan olmuş, gidiyor öyle.
Allah annelerine de, babalarına da rahmetini esirgemesin inşallah.
Yazımızın başında “inşallah yanılmıyorum” demiştim ya! O, şu;
Mezarlıkta, il dışında yaşadığı için çoktandır görmediğim, iki dönem Ak Parti Malatya milletvekilliği yapan, eski TSO Başkanı Mücahit Fındıklı ile görüştüm.
Konuşup hal hatır ettim. Hatta, “Beni tanıdın mı? diye de sorma gereği duydum.
-Tanımaz olur muyum dedi.
Hemen yanında da, 2012-14 Malatya valimiz, çok güzel insan, şimdi Ankara valimiz Vasip Şahin vardı.
İşte, Vasip Şahin’le, Mücahit Fındıklı’yı Şehir Mezarlığında gördüğümde, yapılacak cenaze merasimi rahmetli Celal Yalvaç’ın olduğuna inanırken, bunda kuşkuya düştüm.
Yazacağım, ama yanlış olmasın diye araştırdım, soruşturdum kanıt bulamadım.
İsmet Yalvaç’ın kurup başarıyla yürüttüğü haber sitesinde, babasının cenaze törenine gelenler uzun uzun yazılmıştı ama Vasip Şahin ve Mücahit Fındıklı adları yoktu.
Mücahit Fındıklı’yı aradım sormak için. Görüşemedik. Mesajla sordum. İletişim kuramadık.
İnternette Vasip Şahin’le ilgili arama yaptım, bilgi bulamadım.
Evet, Vasip Şahin Mücahit Fındıklı’nın yanında oturuyordu dedim ya, doğrusu o kişinin Vasip Şahin olduğunu anlayamadım. O bana çok baktı. Kendisine de ‘hoş geldin’ dememi bekledi herhalde. Oysa gözüm ısırmıştı. ‘Bir yerden tanıyorum ama…’ dedirtmişti.
Sonra hatırladım, güler yüzle, saygıyla tokalaştım.
Şimdi saygıdeğer okuyucularım, siz diyeceksiniz ki,
-Ne var bunda? Niye bu kadar uzattınız?
-Evet, haklısınız ama alacağınız yok!! diyorum ben de.
Aklımda kaldığı kadarıyla anlatayım.
Bir kişi, yanına gidip, sıkıntısını anlatmak için, Peygamber Efendimizin nerede olduğunu sorar birine. O tarif eder.
Tarif edilen yere gittiğinde, orada dört beş kişinin oturduğunu görür. Bakar, bakar… Hangisinin Peygamber Efendimiz olduğunu anlayamaz. Ve,
-Hanginiz Peygambersiniz? diyerek sormak zorunda kalır…
Evet, Hasip Şahin orada, sandalyede oturuyordu ama bir vali görüntüsü vermiyordu.
Temiz yürekli, temiz bakışlı, sade giyimli, masumane duran gibiydi.
Bayburtlu, iki yıl Düzce, iki yıl Malatya, dört yıl İstanbul valiliği yapmış, 2018’den beri de Başkent’te.
Alçak gönüllüydü, kibrin zerresi görünmüyordu.
Sevgili Peygamberimiz, “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” demiştir.
Kibir, insanları küçümsemek, kendini diğer insanlardan üstün görmektir.
Deniyor ki, sokağa çıkan bir kişi, sokaktaki bir tek kişinin bile kendisinden aşağı olduğunu düşünürse kalbinde kibir var demektir.
Geçenlerde, bir cenaze için gittiğim Şehir Mezarlığında namazda, yanımda oturanlara bakarak, “Bu insanlar okumamış, fakir, köylü, işçi olabilir. Şimdi burada namaz kılıyor. Eğer ibadetlerini düzgün yapıyor, işine gücüne bakıyor, evinin geçimliği için çalışıyor, Allah’a, Kur’an’a, Peygambere inanıyor, iman ediyor ve güzel duygularla, güzel ahlakla yaşıyorsa, Allah katında, dünya kadar malı olan, yüksek makamlarda olan, vali, milletvekili, bakan, cumhurbaşkanı olan insanlardan daha yüksek bir mevkide olabileceğinden, ebedi dünyada, bu dünyanın hakimleri, egemenleri, kralları, paşaları ondan çok düşük mevkilerde olabilecek.
Çünkü Allah zenginliğe, mevkiye, makama değil, yaptıklarına bakıyor.
Ne güzel değil mi?
Hadis olduğu da, Amr bin As’ın sözü olduğu da söylenen, “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın.” sözü vardır ya ona uymak gerek.
Zeki Müren’in ağzından duymuştum, “Tevazunun fazlası kibirdendir.” diyordu.
Aşırı tevazu, aşırı alçak gönüllülük durumunda, kalpte kibrin emaresinden, belirtisinden kuşku duyulabilir. Bu nedenle, bu dengeye dikkat edilmelidir deniyor.
Baro hizmetkarlığım zamanında, bir akşam üstü, elimde poşet, eşimle kaldırımda yürürken biri arkamızdan seslendi,
-Başkanıma bak, halkçı başkanım, elinde poşetle gidiyor diyordu. Bir ayakkabı mağazası esnafıydı.
Ben ne demek istediğini ilk anda anlayamamıştım.
Eskilerde Türkiye’de, köylüyse ağa çocukları, şehirliyse eşraf çocukları büyük şehirlerdeyse eski paşa, vali, mebus çocukları ancak devletin üst makamlarına oturabiliyorlardı.
Anavatan ve sonraki dönem Ak Parti Malatya milletvekili Süleyman Sarıbaş, Baroya geldiğinde bir gün bana, “Ak Parti Milletvekilleri hep Anadolu çocuğu, gariban aile çocuğu.” demişti.
2012-14 Malatya valimiz olan Sayın Vasip Şahin’le bir bayram namazında tanışmıştım.
Teze Camide bayram namazımız bitince, adet olduğu üzere, müftü, imam vd. mihrabın önünde durur, isteyen vatandaşlar bayramlaşırdı. Ben de hep bu adete uyardım.
O bayram namazı sonrasında, yeni atanan Vali Vasip Şahin de mihrap önünde, duruyordu. Onunla bayramlaşırken, “Sayın valim, eski baro başkanıyım.” dedim. Memnuniyetini söyledi, öyle tanıştık, bayramlaştık.
Canımız Türkiye’mizin, kendini beğenen değil, kendini milletine borçlu hisseden yöneticilere ihtiyacı var.