Adil eleştiri, asıl sadakattir özeleştiri, insanlık ve adalet için ilk adımı atmaktır

Abone Ol

ELEŞTİRİ Mİ, HAİNLİK Mİ?

Son zamanlarda özellikle sosyal medyada ya da halk arasında ak partinin bir kısım yöneticileri hakkındaki bazı eleştirilerim dillendirildiğinde, bu eleştirilerin hemen “hainlik” ya da “Cumhurbaşkanı’na zarar” şeklinde yaftalanması, siyasi iklimimizin en temel sorunlarından biri hâline gelmiştir. Oysa eleştiri, bir ihanet değil; bir aidiyetin, bir vicdanın ve bir sadakatin dışavurumudur. Eleştiriden korkmak; ya yüzleşmekten aciz olmaktır ya da sahip olduğumuz yanlışları korumaya çalışmaktır. Bir kişi veya kurum, en çok içinden gelen özeleştirilerle gelişir, büyür ve arınır.

Benim yaptığım da tam olarak budur. Kimi AK Partilileri eleştiriyorum; evet. Ama bu eleştiriler, partinin omurgasına, liderine ya da davamıza değil; o omurgayı eğen, emaneti çürüten, kibir ve gafletle hakikate gözünü kapatanlara yöneliktir. Üzülerek ifade etmeliyim ki, teşkilatlarda ve yerel yönetimlerde öyle isimler var ki, bırakın partiyi temsil etmeyi, sıradan bir ahlak ölçüsünü dahi taşımıyorlar. Ve bunlara karşı susmak, sadece bugünün değil, yarının da vebalini üstlenmektir.

REİS’İ ELEŞTİRMEK DEĞİL, REİS’İN YÜKÜNÜ HAFİFLETMEK

Bana bazen “Reis’e zarar veriyorsun” diyorlar. Hâşâ! Allah’tan dilerim ki, böyle bir düşünceye bile düşmeyeyim. Bilirim ki, biz kuluz, eksiklik ve kusur bizim fıtratımızda vardır. Ama Allah şahidimdir ki, ben Recep Tayyip Erdoğan gibi adil bir liderin, samimi eleştirilerden rahatsızlık duyacağına inanmam. Çünkü Erdoğan, milletin içinden çıkmış bir liderdir ve milletin sesine kulak vermeyi prensip edinmiştir.

Şunu unutmayalım: Eleştirinin asıl amacı yıkmak değil, onarmaktır. Yıkıcı değil, yapıcı olmak esastır. “Mümin müminin aynasıdır” (Ebu Davud, Edeb, 49) buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav). Aynada gördüğümüz kirli lekeler, aynanın değil, yüzümüzdedir. Bunu fark etmek, işte hakiki dava adamlığıdır. Kim ki eleştiriyi düşmanlık sanıyor, bilin ki o kişi asıl düşmanı dışarıda değil, içinde aramalıdır. Ya da asıl düşman o kişinin ta kendisidir.


SİYASET SADECE KAZANMAK DEĞİL, EMANETİ TAŞIYABİLMEKTİR

Siyaset, sadece seçim kazanmak, koltukları elde tutmak değildir. Siyaset, Allah katında bir emanettir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), “Emanet zayi edildiği zaman, kıyameti bekle” (Buhari, İlim, 59) buyurarak, idarede ehliyetsizliğin ve adaletsizliğin ümmet için felaket olduğunu ifade etmiştir. Bugün bazı teşkilatlarda liyakatsizlik diz boyuysa, bu bizim değil, o yapıları savunmaktan imtina etmeyenlerin ayıbıdır.

Daha açık söyleyelim: Bazı il başkanları, bazı belediye başkanları ya da bazı meclis üyeleri, ne yazık ki halkın değil; kendi çıkar çevrelerinin, akrabalarının ve dar zümrelerinin temsilcisidir. Bu kişiler partinin omuzuna değil, sırtına binmiştir. Reis’in adını kullanarak kibir kusan, koltuk sevdasıyla milletin iradesine sırt çeviren bu güruha karşı susmak, zilleti kabullenmektir. Susmak, hainliğin sessiz ortağı olmaktır.


KUR’AN’IN EMRİ: İYİLİĞİ EMRET, KÖTÜLÜKTEN SAKINDIR

Bizim bu yazıyı yazmaktaki en temel gayemiz, bir fitne çıkarmak değil; “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” yolunda bir gayret göstermektir. Kur’an-ı Kerim, bu konuda şöyle buyurur:

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmran, 110)

Bu ayet, sadece bir temenniden ibaret değildir. Bir görev, bir sorumluluk ve bir duruşun tarifidir. İyiliği emretmek; yanlış yapanı uyarmak, istikametten sapanı ikaz etmektir. Kötülükten sakındırmak; çıkar ilişkilerine göz yummamak, halkın hakkını çiğneyeni görmezden gelmemektir. Bu yüzden bizim yaptığımız, sadece bir eleştiri değil; bir kulluk vazifesidir. Hakkı söylemekten geri durmak, şeytanın oyuncağı olmaktır. Nefsimizi değil, hakikati savunuyoruz.


NEDEN AK PARTİ’Yİ ELEŞTİRİYORUM?

Peki, neden hep AK Parti’yi eleştiriyorum diye bir soru gelebilir. Yani diğer partilerde hiç mi sıkıntı yok, hiç mi yanlış yok? Elbette var. Ancak benim eleştirilerimdeki maksadı anlayabilmek için, bir hakikat terazisine ve biraz da ahlaki hafızaya ihtiyaç vardır. Ben Malatya İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Orada, bize yıllarca rehberlik eden çok kıymetli bir hocamız vardı: Bayram Batar. Allah kendisine sağlık ve afiyet versin. Bizler haylazlıkta zirveyi zorlarken her zaman şöyle derdi: “Oğlum, siz imam hatiplisiniz, siz Kur’an talebelerisiniz, siz müslümansınız, sizin elbiseniz beyazdır. Bu beyaz elbise kir götürmez.”

İşte bu söz, bugün de benim vicdanımda yankılanır durur. AK Parti’yi de tıpkı beyaz bir elbise gibi görüyorum. Çünkü bu parti, sadece bir siyasi organizasyon değil; bir dava hareketi olarak kuruldu. O yüzden üzerindeki en küçük bir leke, herkesten daha fazla göze çarpar. Bizim partimiz AK Parti. Ve AK Parti’nin diğerlerinden farkı olmalı. AK Parti’nin yolun başında ortaya koyduğu değerlerin hepsi hâlâ korunmalıdır. Örneğin bizim Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı yolsuzluklarla, ihaleye fesat karıştırmalarla, rüşvet ve irtikap iddialarıyla anılmamamız gerekir. Çünkü biz “onlar gibi” değiliz. Olmamalıyız da. Bizim davamız sadece iktidarda kalmak değil; adaleti ayakta tutmaktır. Ve bu yüzden yaptığım eleştiriler, kaygıdan ve sorumluluk duygusundan doğmaktadır.


SADAKATİN EN YÜKSEK MERTEBESİ, YOLU UYARMAKTIR

Bugün AK Parti’nin içerisindeki bazı yapılar, öyle bir yozlaşmaya uğramış ki, eleştiriye dahi tahammül edemiyorlar. Oysa bir dava, kendi içinde özeleştiri mekanizmasını kuramamışsa, kendi çöküşünü hızlandırır. Bu bağlamda yapılan yapıcı her eleştiri, aslında partiye duyulan en derin sadakatin bir tezahürüdür.

Emin olun; bu eleştiriler, partinin değil, partiyi batırmak isteyenlerin canını yakar. Çünkü onlar eleştiriden değil; teşhirden korkarlar. Reis, adaleti esas alan bir liderdir ve eminim ki, bu yazıyı okuyacak olsa, “Helal olsun, doğruları haykırmış” der. Çünkü O, millete hesap verebilecek bir duruşa sahiptir.

Eleştirilerimiz bazı şahıslara ve onların zihniyetine veya onların bu surette gerçekleştirdikleri zulme yöneliktir. Gayemiz, birilerini küçük düşürmek değil; ümmete karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmektir. Eğer bir teşkilat mensubu, bu yazıdan rahatsız oluyorsa; bilin ki ya yanlış yoldadır ya da kendine çeki düzen verme zamanıdır.

NE DEMİŞ BÜYÜK ŞAİR MEHMET AKİF:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”