ADI ÜSTÜNDE BAYRAM

Kıymetli okuyucularım, sevgili hemşerilerim, candamarım gençler…

Abone Ol

Kıymetli okuyucularım, sevgili hemşerilerim, candamarım gençler…

Merhaba, nasılsınız?

En insani duygularımla selamlıyorum sizi.

Türkiye’nin her noktası kıpır kıpır.

Yine bir Ramazan Bayramı heyecanı, coşkusu içindeyiz.

Bir tatlı telaş sarmış hepimizi.

Behçet Necatigil diyor ya;

Tam otların sarardığı zamanlar

Yere yüzükoyun uzanıyorum

Toprakta bir telaş, bir telaş

Karıncalar öteden beri dostum.

Ellerime hanım böcekleri konuyor

Ne şeker şey onlar!

Uç böcek, uç böcek diyorum

Uçuyorlar.

Pazar günü arefe, eskiden Malatya’da denildiği gibi ispat veya arife, Pazartesi bayram.

Bir bayrama daha kavuştuğumuz için, “Şükür Kavuşturana” diyeceğiz.

Bayramlaşacağız.

Birbirimize, ağız tadıyla, çoluk çocuğumuzla kutlayacağımız nice bayramlar dileyeceğiz.

Kimimiz, bayram, seyran, örf adet, kutsiyet demeden; eşim dostum, akrabam demeden dinlenmeyi, huzuru, mutluluğu bunlarda aramadan, oraya buraya tatile gidecek.

Gurbetteki evlatlarımız, kardeşlerimiz, yakınlarımız sılaya, ana baba ocağına gelecek.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpeceğiz.

Adet olmuş, geçen bayram aramızda olup da, şimdi öbür dünyaya göçmüş yakınlarımızın yokluğunu dolu dolu anlayacak, gözyaşlarıyla anacağız.

Böylesine yoksunluk içinde olan aileleri ziyaret edeceğiz.

Özellikle köylerde, hep itilip kakılan, insan yerine konmayan, koyuna, kuzuya, bebek bakıcılığına, her işe koşturulan, oyuna, oynaşa hasret, sevgiye hasret çocuklar, sevgi, hoşgörü, yeme, içme bolluğuna kavuşacaklar.

Eskiden bu hoşgörü sınırlarını, hatta haddini aşıp, erkek ya, dört yaşındaki, beş yaşındaki oğlunun eline sigara tutturan, ağzında sigara tüttürten köy magandalarının olduğunu da hayal meyal hatırlıyorum.

İnanamayacaksınız ama evet böyle acayiplikler yaşanırdı; kimi ailelerce çocukların bayramda sigara içmelerine bir şey denmezdi.

Ramazan Bayramının bir güzel özelliği de, oruç tutsa da, tutmasa da, inançlı olsa da, olmasa da herkesin bayrama seve seve katılması, onu doya doya yaşaması, kutlamasıdır.

Güzellikler demeti olan bayramın bir güzel özelliği de, yine o günlerde herkesin, büyüklere saygı, küçüklere sevginin tam içinde olması, hatasıyla birini kırıp küstürenin, hatasını anladığını belirtip, özür dileyerek kırgınlığı, küskünlüğü ortadan kaldıracak ilk adımı atması.

Bu iyilikler, güzellikler durumu, en çok da, ‘iyi insan’ dediğimiz, kimileri gibi bayramdan bayrama değil yılın her gününde, hep sevgi, saygı, hoşgörü içinde olan, Hak’ka, hukuka, toplumsal kurallara uyan, sözünde duran, sözleşmesine, bağına bağlı kalan, emanet aldığını zarar vermeden iade eden, çevresine elinden geldiğince yardımcı olan, dardakine koşan, düşene el uzatan, işini, görevini en iyi yapma gayreti, uğraşı, çabası içinde olanlar için güzelliktir, tatlılıktır, mutluluktur.

Çünkü bayramlar, bu iyi insanların, bozuk toplumu, özledikleri, hayal ettikleri seviyede gördükleri günler gibidir.

Gerçekten de toplum iyisiyle, kötüsüyle bir harmandır.

“Dünya iyilerin yüzüsuyu hürmetine ayakta duruyor” sözüne inanmışız.

Gerçekten de iyiler, toplum binasının kirişi, kolonu, taşıyıcı sistemidir.

Bir şiirde,

Ben başkaları için yaşıyorum,

Başkaları hem kendi yaşamlarını,

Hem de benim yaşamımdan

Paylarına düşeni yaşıyorlar demiş şair (s.s.)!

Milletin örgütlenmiş şekli olan Devletin görevi, insanlarıniyi olmalarının şartlarını, alt yapısını sağlamak, bir başka deyişle ülkeyi kalkındırmak ve de bunun üstüne eğitim kurumları açmaktır.

Yoksa lafla, eğitimle, peynir gemisi yürümediği gibi insanlar da iyi olmuyor.

Sabahleyin işine yetişmek, akşam olup evine dönmekiçin durakta bekleyip, bekleyip de, gelen toplu taşım aracına hiçbir saygı, sıra, düzen tanımadan saldıran, üşüşen insanların bu davranışının en önemli sebebi, bu araca binemediği taktirde daha uzun süre araç bekleyecek olmasıdır.

Bu şartlarda, yani araç sayısı artırılmadan insanların sevgi, saygı, sıraya uyma içine sokulması onlardan kahramanlık beklemektir.

Kahramanlığa dayalı bir sistem yürümez; yürüyeceği beklentisi hayalden ibarettir.

Gençliğimde bir konferansta hoca, demokrasiden, demokrasi kültüründen, bunların yoksunluğundan söz etti ve insanları demokrasi bilinci olmayan insanlar olarak kınadı.

Kalktım dedim ki, “Hocam iyi diyorsunuz da, her şeyin bir temeli, alt yapısı olduğu gibi demokrasinin de bir temelinin, bir alt yapısının olduğunu söylemiyorsunuz” dedim ve ekledim, “Öyle olsaydı demokrasi için, endüstrileşmeyi, ticareti, sanatı, rönesansı, reformu, yeniçağı, yakınçağı beklemeye gerek olmaz; insanlar okullara doldurulur, yoğun demokrasi dersi verilir ve herkes demokrat olur, demokrasi de hayata geçirilirdi.” dedim.

Yüce dinimiz İslam’ın ayetleri, Yüce Peygamberimizin açıklayıcı,yol gösterici sözleri, hadisleri, öğütleri, örnek davranışları, sünnetleri bile insanları iyiliğe yöneltmeye yetmemiştir.

Çünkü, bunun, iyi olmanın, iyi bir Müslüman olmanın alt yapısının da aynı süreçte hazırlanması lazım.

Bunu insanlar çalışarak hazırlayacaklardır.

Dinimiz birçok ayette çalışmayı emretmiştir.Necm Suresi, 39. Ayet’te, “İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır.” denilmektedir.

Çalışıp helal kazanç kazanmayla, eşini ailesini kimseye muhtaç olmadan yaşatmayla ve doğru eğitimden, doğru tedrisattangeçmekle insan nefsini öldürür, kötülüklerden arınır;Aşık Veysel’in, “Nefsini öldür ölmeden” dizesi gerçekleşir.

Tevfik Fikret, “Vatan çalışkan insanların omuzları üzerinde yükselir!” diye boşa söylememiş.

Gelişmiş, kalkınmış ülkelere bakalım hep çalışkanlık görürüz.

Yazımı burada bitirirken, hepimizin fikren, bedenen çalışkanlık içinde olduğu, vakar etmeden, şu iş, bu iş demeden çalıştığı, “Er olan ekmeğini taştan çıkarır” sözünü uyguladığımız günlere olan özlemimle ve bu doğrultuda yürümekte olduğumuz inancıyla, bugünden, Mübarek Ramazan Bayramınızı Kutluyor, (soğuğun yakmadığı) kayısı çiçeklerinin aklığında ve kayısı ağaçlarının çokluğunda selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla…