Abi dosyana bakacağım!

Abone Ol

Gitmeyeceğiz.

Bu deveyi burada güdeceğiz…

Malatya’yı, ‘Malatya Malatya’ edeceğiz…

Malatya sadece, havası suyu, kayısısı kirazıyla değil, bunlarla bütünleşmiş insanıyla,  “Eşi bulunmaz” olmuştur.

İki cumhurbaşkanı yetiştirmiş başka bir vilayetimiz var mı?      

Kızı Özden Toker Malatya’da anlatıyor;

“-Bir sabah kapımız çalınmış. Babam kapıyı açmış ki, Atatürk’le kendisinin ortak arkadaşı bir subay. Babam o sıra, İstanbul’da, Milli savunma Bakanlığı müsteşarı. Atatürk Anadolu’da. Arkadaşı Atatürk’ten haber getirmiş.

-İsmet hemen gelsin!

Tarih, 9 Nisan 1920.

Babam üstüne bir şeyler almış; yağmurluğunu giymiş. Babasına vedalaşmaya gitmiş.

Bulamadan eve gelmiş. Ağabeyim İzzet’i öpmüş, koklamış. Anneme sarılmış, kucaklaşmışlar. Yola koyulmuş.

Annem arkasından bakmış, bakmış.

Babamın dönüp bir kez bakmasını beklemiş.

Babam İsmet Paşa yürümüş gitmiş…” S. Sarı 29.12.2010 Malatya Gerçek. (Bu ve bu konuda üç yazım, Dr. Sadık Özen’in ‘İçimizdeki İsmet İnönü’ adlı kitabına alınmıştır.)

Özal ki, Malatya’sına evi gibi bakmış.

Türkiye’sini Malatya’sı gibi asarmış.

Adeta çağ atlatmıştır.

Malatya’da bir mitingde, adını taşıyan Tıp Merkezi projesini anlatırken,

-Amerika sistem ve tekniğinde olacak. Amerika tıpta Avrupa’dan çok ileri. dediği kulaklarımda hala.

O Tıp Merkezi’nin, Sezai Yılmaz başkanlığındaki Karaciğer Birimi, Avrupa’da birinci, dünyada ikinci.

Suikast girişimi sonrası, parmağından yaralı olarak,

-Allah’ın verdiği canı ondan başka alacak yoktur.

Diyarbakır’da Cuma’dan sonra,

-Allah’ın ipine sarılın (… bölünüp parçalanmayın Ali İmran 103) dediği de yine kulaklarımda.

Malatyalı vefalıdır, kadir kıymet bilir.

Yerine yurduna sahip çıkar.

Depremin yakıcı soğukluğunda ve yıkımında, başını sokacak bir kapı aramış veya il dışındaki yakınları kendilerini aramış, “Bekliyoruz” demiş.

Dört yüz bine yakın hemşerimiz gitmiş Malatya’sından.

Üçte biri dönmüş.

Malatya ufak ufak canlandıkça, ufak ufak geri dönüşler olacak, bu dönüşler Malatya’mızın hayata dönüşüne katkıda bulunacaktır.

Yeter ki bir hareket olsun merkezde.

İşte o ‘hareket’ için bir Bakan gelmişti Cumartesi günü Malatya’ya.

Hem de bu “Hayata dönüş ve ayağa kalkış” harekatının başındaki Bakan.

Bakırcılar Çarşısı dükkanlarının (Demirciler Çarşısı Cinayeti Y. Kemal geldi aklıma) temelini atmaya, yereldeki yöneticileri de denetlemeye, yönlendirmeye, onlara enerji vermeye gelmiş.

Konuşmasını dinledim.

Esnaf ziyaretlerini izledim.

Vatandaşla iletişimini, hasbihalini gözlemledim.

Bayıldım!

Hakikaten, olursa bu kadar güzel olur bir Bakan.

Ve bir ara, tokalaşıp,

-Sayın Bakanım konuşmanız güven vericiydi, çok inandırıcıydı dedim.

Baro’muz avukatlarına mesaj atarken bazen, altına, “Baro’muz 12. Hizmetkarı” imzasını koyarım.

Valla bu, bildiğimiz bir Bakan değil, Yüksek ve Milli Hizmetkar.

-Herkes kendi işyerini, meskenini yaptırabilir. Beş yüz bin lira hibe, o kadar da kredi vereceğiz. Tip sözleşmeyi biz hazırlayacağız. Öyle belediyeye ruhsat harcı falan yok. Yapı Denetim ücreti yok, biz ödeyeceğiz. Verdiğimizin bir kısmını sizden isteyeceğiz. Evinize oturduktan iki sene sonra, on sene içinde üç bin, üç bin beş yüz gibi taksitlerle ödeyeceksiniz. Yapıldıkça ödeme yapacağız.

Kırmızıçizgimiz, fay hattına, dere yatağına, sel ağzına, sıvılaşmış zemine bina yapılmaması.

Bunda sıfır toleranslıyız.

Asla, “Aman, yap bir şey olmaz!” denemeyecek.

Bakanımız, tam da burada, önemli bir bilgi veriyor:

-‘İmar Yetkisini’  buralardan (yani belediyelerden s.s.)üstümüze aldık diyor.

Uygulama sırasında, bu kırmızıçizgilerin çiğnenmemesi için.

Sıfır tolerans için.

Kayırmacı imar planı yapılmaması için.

Yerel otoritenin, yerel yönetime baskı yapamaması için.

Çok güzel ve önemli karar. Süper.

Yerel Yönetimlerin, Merkezi Yönetimlere göre zayıf yanı bu zaten.

İdare Hukuku dersinde okumuştuk.

O sırada, elindeki dosyayı kaldırıp göstermekte olan bir vatandaşımıza,

-Abi, konuşmamı bitireyim senin dosyana bakacağım, bitince gel diyor.

Bir Bakan, bir vatandaşa, bizler gibi, “Abi” diye hitap ediyor.

Kimdi bu Bakan?

Büyük reisimizin yoldaşı, depremzedenin gardaşı Mehmet Özhaseki’ydi…

İşi rast gelsin inşallah.