31 Mart Vakası

Abone Ol

Hırsızın biri akşam bir evin çatısına çıkmış ve televizyonun kablosunu kesmiş.
Evin reisi televizyon bozuldu zannedip yatmış.
Ertesi gün adam işe gittikten sonra hırsızlardan biri kapıyı çalıp çıkan kadına “Yenge bizi abi gönderdi sizin televizyon bozukmuş onu alında bir bakın dedi” demiş ve televizyon alıp gitmiş.
Adam akşam eve gelince karısıyla konuşmuş, olanları öğrenince bayağı bozulmuş.
O hafta sonu karı koca balkonda keyif yaparken kadının televizyonu elleri ile teslim ettiği hırsız aşağıda ıslık çala çala çifte baka baka geçiyormuş.
Kadın hırsızı hemen tanımış ve kocasına göstermiş.*
Adam eline bir sopa alarak don gömlek hırsızın peşine düşmüş.
Beş dakika sonra diğer hırsız gelip evin kapısını çalmış:
“Yenge ben sivil polisim.
Eşiniz hırsızı yakaladı şimdi karakolda ifade veriyorlar. Abi pantolonu ile cüzdanını istiyor.”
Hangi olaya nereden bakmamız gerektiğini biliyor muyuz?
Mesela bu fıkrayı nasıl okuduk?
Kimler adamla alay etti? Kimler kadına aptal dedi? Kimler hırsızı suçladı? Allah bilir!
Toplumun ayrı kesimlerinde süregelen ‘benim bildiğim doğrudur’ inancının bizleri nerelere sürükleyeceğini tecrübe ettik daha önce.
Yeniden seçimlere gittiğimiz bir sürece girdik. Bu seçimlerde; Konuşmayalım.
Dinleyelim.
Bizim gibi düşünmeyene küfretmeyelim.
Seçim sürecinin harareti ile kırdığımız kalplerin sahiplerinin yüzüne bakabilme pişkinliğinden vazgeçelim artık.
Siyasi partilerin prensipleri olur.
Bir kimliği olur.
Hedefleri olur.
Bu hedefler bize uyar ya da uymaz.
Bunun kararı sandıkta verilir.
Sandıkta vereceğimiz karar bize kimseyi ilahlaştırma yetkisi vermediği gibi kimseyi aşağılama yetkisi de vermez!
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın!