28 ŞUBAT’I ÖZLÜYORUM…

Bu gün postmodern darbe girişiminin 25’inci yıldönümü 28 Şubat.

Abone Ol

28 ŞUBAT’I ÖZLÜYORUM…

Bu gün postmodern darbe girişiminin 25’inci yıldönümü 28 Şubat.

Sebebi ne olursa olsun bütün darbe girişimlerini lanetliyorum, yine sebebi ne olursa olsun bütün savaşları lanetliyorum. Barışın egemen olduğu bir dünya kurarken düşümde, geceler üşümesin diye umudumu sarıyorum geceye, kimsesiz gözyaşlarının kuruttuğu vicdanlarda kardelen gibi açacak, atlılar ordusu inecek gökyüzünde. Dünyayı tekrar pay edecekler tüm insanlığa ama savaşlar yine bitmeyecek

Bu günkü köşe yazımda 28 Şubat’ı kaleme alırken darbe girişimini yapanları, darbe girişiminde mağdur olanları, 25 yıl önceki kaos ortamını, darbe girişiminin perde arkasını, din düşmanlığını, Türkiye’yi 30 yıl geriye götürmek isteyen güçlerden bahsetmeyeceğim. Zaten 25 yıldır bunlar enine, boyuna tartışıldı, teknik analizler yapıldı. Bugün ben 25 yıl önceki İslam anlayışında, din kardeşliğinde Müslüman kimliğinin ne kadar anlamlı olduğunda, insanların birbirlerine sımsıkı sarıldığında ve ihlasla ibadetlerinden bahsedeceğim. Gazetecilik kimliğim ile 28 Şubat’ı en iyi hatırlayanlardan birisiyim. Üniversitedeki başörtüsü olaylarında en çok jop yiyen kişilerden biri benim. Akpınar Meydanı’nda yapılan eylemlerin tamamında yer alan kişilerden, sokak sokak kovalanan ve bu kaçışlarımdan Allah’ı yüreğimin başkentine hâkim kılanlardan biriyim. Kısacası o dönemi yaşayan ve en iyi bilenlerdenim.

1997 yılında gerçekleşen postmodern darbe girişiminde Rahmetli Erbakan Hoca iktidarda idi

Bu darbe girişiminin sebebi laik düzeni korumak için yapıldığı açıklandı. Erbaka’nın istifasıyla sonuçlandı bu girişim. AK Parti’nin kuruluşu ve iktidara yürüyüşünün başladığı yıllar.

O dönem AK Parti’nin ihtiyaçtan doğduğunu söyleyebilirim. Zaten ilk seçimde de tek başına iktidara geldiğini görüyoruz. 28 Şubat postmodern darbe girişiminde birçok cemaatin üst düzey sorumluları sorgulanırken ceza evine girerken Fetullah Gülen ve ekibinden kimse zarar görmedi. Samimi Müslümanlar gerçekten bir bedel ödedi. 28 Şubat’ı özlüyorum başlığı bundan sonra başlıyor.

AK Parti iktidara gelince Malatya’daki radikal cemaatler yelkenleri suya indirdi. ‘Türkiye’ye şeriat geldi’ diye bayram etmeye başladılar AK Parti “Milli Görüş gömleğimi çıkardım” dedi, ben “siyasi partiyim, demokrasi ve laik cumhuriyeti savunuyorum” dedikçe, bizler “takiye yapıyor” dedik AK Parti’ye öyle bir misyon yükledik ki en çok Ak Parti yüklenen bu misyonda zarar gördü ve hala görmeye devam ediyor.

Malatya’daki bazı cemaatlerde mücahitlik gömleğini çıkararak, müteahhitlik gömleğini giydiler. Ak Parti’nin içinde yıllarca küfrettikleri siyaset sahnesinde yerlerini almaya başladılar. ŞİRK olarak gördükleri siyaseti ve rey vermeyi mubah gördüklerini söyleyerek bazı ayetlerin yorumunda hata ettiklerini bildirerek, mevki ve makam paylaşma derdine düştüler. Mevki ve makam paylaşımında başarılı oldular. Hala siyaset ve belediyelerde etkili olan, para kazanan zengin olanlar önce sakallarını kestiler, sonra kılık kıyafetlerini değiştirdiler. Modern siyasetçi ve iş adamları oldular. Mukaddes Devletimizin adını bile söylemediler, o zaman “TC. Devleti, TC. Hükümeti” diyerek nefret dilini tercih ettiler. Peki, 1997 Postmodern darbe girişiminden bugüne Türkiye’de İslam adına, Müslümanlık adına ne değişti? Zina suç olmaktan çıkarıldı, ahlaksızlık tarihimizde hiç görülmemiş bir seviyede, faize batmayan vatandaşımız kalmadı, aile kavramının içi boşaltıldı, boşanmalar zirvede, iftira ve dedikodu sıradanlaştı, helal-haram kazanç ortadan kalktı, yetim-öksüz hakkı yemek, kamu malını zimmetine geçirmek… Bu saydıklarımın hepsi dinimizde büyük günah olarak adlandırılır. Ne büyük günah kaldı ne de küçük günah. Ben gerçekten 28 Şubat’ı özlüyorum. O zamanlar Allah için selamlaşır ve dualaşırdık. Sohbetler bir başka güzeldi. İbadetler ihlasla yapılırdı. Komşuluk, akrabalık ve din kardeşliği bağlarımız o kadar kuvvetliydi ki darbeler bizi ayıramadı. Ama şimdi darmadağın olduk. Dünyalıklarımız için yapmayacağımız kötülük yok. Mevki, Makam için her şeyi mubah görmeye başladık. Başörtüsü sembolik oldu, namazlarımız göstermelik kılınan namaz oldu, doğruya ‘yanlış’ diyecek kadar cahil olduk.

Kibir ve taassup prensip oldu. Tevazu ve güzel ahlaktan eser kalmadı, büyük imtihanı kaybettik, AŞKI KAYBETTİK. Vazgeçilmez sevdalarımız yok artık. Ne şiirlerimiz kaldı ne şarkılarımız. Alın sizin olsun apoletleriniz, ihtişamlı yaşamınız, ne kimliğimiz kaldı ne kişiliğimiz, alın bütün dünyalıklarınız sizin olsun, yüreğime dokunmayın yeter. Ben her acıktığımda yüreğimi yer. 28 Şubatları özlerim…