Dün akşam saatlerinde bir haber düştü ajanslara: Yüzakı Bulvarı’nda kavga, 5 yaralı. Yer? 100. Yıl Parkı’nın önü. Hani şu milyonlarca lira harcanıp da “Malatya’ya nefes aldıracak” denilen devasa park var ya, işte orası. Şimdilerde gece karanlığında tarlaya dönmüş, çimlerin yer yer çıkmadığı, ışıkların sadece süs olsun diye dikildiği, güvenliğin uğramadığı o “prestij” parkı.
İlk gittiğimde dedim ki “Hadi bakalım, Malatya Avrupa şehirlerini kıskandıracak bir park yapmış olabilir mi?” Biraz erken sevinmişim. Meğer o çim dediğimiz şey uzaktan bakınca var gibi, yakına gidince toprağın utanarak örttüğü boşluklardan ibaretmiş. Aydınlatma desen? Sanki karanlıkta saklambaç oynansın diye özellikle loş bırakılmış.
Parkta gençler kümelenmiş… Hepsi bir köşede, sigaralar tüterken göz ucuyla geçenleri süzüyorlar. Hoş, ne yapsınlar? Ne bir güvenlik görevlisi var ne de bir “burası kamusal alan, herkes rahat etmeli” diyen. Herkes kendi çapında parkın sahibi.
Malatya’da artık gece park gezmesi, macera filmi izlemek gibi… Adrenalin garantili! Yarın öbür gün orası; kavganın, madde kullanımının, gaspın, belki daha beteri, yani her türlü pisliğin yatağı olursa şaşırmayalım. Çünkü biz sorun olmadan çözüm üretmeyen, yangın çıktıktan sonra musluk arayan bir toplumuz.
Ama hâlâ geç değil. Madem “100. Yıl Parkı” dedik, oraya yüz yıl yaşanabilirlik, yüz yıl güven, yüz yıl huzur sığdıralım. Bu da nasıl olur? Birincisi; akşam saatlerinde oraya polis konuşlandırılır. İkincisi; aydınlatma düzgün yapılır, park karanlık köşelerden arındırılır. Üçüncüsü de, vatandaşın orada sadece gezmeye değil, huzur bulmaya gittiği unutulmaz.
Yoksa bu gidişle parkın adını “100. Yıl Kabusu” diye değiştiririz, sonra da “Kim yaptıysa Allah razı olsun(!)” diye dua eder gibi söyleniriz.
Mehmet olarak benden söylemesi… Siz bilirsiniz.