DOLAR

16,3462$% 1.66

EURO

17,4168% 0.65

STERLİN

20,4385£% 1.15

GRAM ALTIN

973,39%0,76

ÇEYREK ALTIN

1.587,00%0,31

BİTCOİN

483413฿%2.73685

İkindi Vakti a 16:21
Malatya PARÇALI AZ BULUTLU 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

YALAN MI?

Kredi kartının icat edilmediği günlerde, biz o dönem faizsiz alışveriş yapmanın, faizsiz para almanın yolunu da bulmuştuk.

Hasbihan Et

YALAN MI?

Kredi kartının icat edilmediği günlerde, biz o dönem faizsiz alışveriş yapmanın, faizsiz para almanın yolunu da bulmuştuk. Alış veriş yapar, para vermez yaz deftere derdik, elden para alır yaz deftere derdik, ay sonunda ya öderdik ya ödeyemezdik. Kimlere mi? hakkını çok zor ödeyeceğimiz bakkal amcalarımıza.

İnternet olmadığı için insanlar birbiriyle çet yapamaz, sosyal medya diye bir olgu bilinmediği için insanlar birbirine saygısızca hakaret etmez, bayramlarda ruhsuz bayram mesajları gönderemezlerdi. Bunun yerine, adeta bir panayır yeri gibi süslenen postane önündeki kart satıcılarından, özellikle Deve Cengiz’in reyonundan, beğendiği kartı alıp, klişeleşmiş bayram tebrik sözlerini değil, içinden gelen samimi duygularını yazarak sevdiklerine gönderirlerdi.

Uzun kış gecelerinde tek eğlencemiz, bastığh (pestil), kesmece, ceviz yiyerek, büyüklerin anlattığı masalları dinlemek, bizim de onlara cenk kitapları (Hayber kalesinin Fethi) okumamızdı. Bu masallardan sonra aseslerimiz (bekçi) düdüklerini geceyi yırtarcasına öttürür, bizde güven içinde uykuya dalardık.

Askeri bir disiplinle okulda saçlarımızın asker tıraşı yapıldığı üstüne üstlük bir de şapka taktırıldığı yıllardı.

Evlerimizde bir odada soba yanar, tüm aile bir arada yaşardı. Gece yün yorganlara sarılır, yattığımız pozisyonda kalkardık. En büyük korkumuz çişimizin gelmesiydi, zorla ısıttığımız yataktan çıkmak ne zor gelirdi bize. Tuvalet dönüşü buz gibi olmuş yatağa girmek de ayrı bir sorundu.

O yıllarda şimdiki çağaların anladığı manada oyuncak yoktu, zaten doğru dürüst oyuncakçı da yoktu. İlk oyuncakçılardan “Uzun Ömer’in (Ömer Güler) Temelli pasajındaki dükkanının vitrinine salyalarımız akarak hayranlıkla bakardık.

Tahtadan tabancalarımız, bezden bebeklerimiz, telden arabalarımız olurdu. Biz o dönem oyuncaklarımızın kıymetini bilen, büyüyünce de insan kıymeti bilen bir nesil olduk.

Malatya belediyesinin sulara klor atmadığı, ama sudan geçen hastalıkları bilmediğimiz ve özellikle rota virüsün ‘amel’ yapma özelliğinin sadece tıp fakültelerinde okutulduğu, hatta İstanbul’un her yerinde denize girildiği yıllardı.

İleriki yıllarda Allah’ın suyu parayla satılacak deseler herkesin kahkahayla güleceği, musluklardan tazyikli, tertemiz sağlıklı Kündübek suyunun aktığı su parasının sudan ucuz olduğu..! yıllardı.

İnsanlar maçlara küfür etmek için gitmezlerdi. Şimdiki galiz küfürler bizim literatürümüzde dahi yoktu. En kötü tezahürat “bir baba hindi hey Allah” diye başlayan tezahüratdı. Ev sahibi takım, misafir takım diye insanlar ayrılmamıştı. Taraftarlar yanyana maçları izler hiç bir olay da çıkmazdı.

Adam boyu karların yağdığı fakat okulları tatil etmenin adet olmadığı, okul servisi diye bir şey de bilmediğimiz için, kürünen adam boyu karların arasından okula gittiğimiz günlerdi.

“Bir dirhem et bin ayıp örter” sözü revaçtaydı. Bu yüzden genç kızlarımız diyet, rejim diye bir şey bilmez ne bulurlarsa götürürlerdi.

Kimyagerler otobüs tutmasını önleyici ilacı henüz bulamamışlardı..! Fakat bizim açıkgöz satıcılarımız, “keskin nane, dökülür tane tane, beş kuruşa beş tane, başını fırlandırmaz, mideni bulandırmaz, keskin nane…” diye ilaç niyetine sattıkları nane şekeriyle olayı çözmüşlerdi.

Haydi sıkıysa, “hey gidi günler” diye iç geçirme.

O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler…

O güzel insanlar gibi o güzel şehrim de gitti…

Mekanları cennet olsun…

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

KOLTUĞA YAPIŞMIŞ GİTMİYOR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.