DOLAR

12,6683$%2.41

EURO

14,3107%2.08

STERLİN

16,9416£%2.43

GRAM ALTIN

729,97%2,39

ÇEYREK ALTIN

11.607,49%4,32

BİTCOİN

724933฿%6.06367

Akşam Vakti a 17:16
Malatya PARÇALI AZ BULUTLU 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

PARMAKLA GÖSTERİLİRDİ

Dilek’te Ortaokul olmadığı için, Niyazi Mahallesinde bulunan ve bir kısmı, şimdiki Niyazi Mısri Camisinin arsası olarak kullanılmış olan, anne tarafından dedemin iki katlı evinin alt katında oturur, Atatürk Ortaokuluna giderdik kardeşimle.

Hasbihan Et

PARMAKLA GÖSTERİLİRDİ

Dilek’te Ortaokul olmadığı için, Niyazi Mahallesinde bulunan ve bir kısmı, şimdiki Niyazi Mısri Camisinin arsası olarak kullanılmış olan, anne tarafından dedemin iki katlı evinin alt katında oturur, Atatürk Ortaokuluna giderdik kardeşimle.

İlkokulu olmayan, civar köyler Topraktepe, Sütlüce’den de bizim köye arkadaşlar gelirdi yürüyerek, kitapları, ekmekleri boyunlarında çapraz asılı çıkınlarında.

Evde, sabah erken kalkar, sobayı yakar, geniş tabanıyla, iki kapağı kaldırılmış soba üstüne otursun ve ısıdan daha çok yararlanıp çabuk kaynatsın diye kuşkanayla çay suyu koyar, sonra çaydanlıkta çayı demler, kardeşim Sebahattin’i kaldırırdım.

Sonra, yedi buçukta çalan zile yetişmek için okul yolunu tutardık.

O zaman çamurdu yollar.

Okula vardığımızda, pantolonumuzun sırtımıza kadar çamur içinde kaldığını görürdük ki, bir işimiz de onu sobanın önünde kurutup öfelemek, fırçalamaktı.

Dedemgilin evi, iki katlı, geniş tahta merdivenle çıkılan, köşk dediğimiz cepheyi kaplayan geniş eyvanlı birinci katı ve devam eden merdivenle çıkılan çatısı vardı ki, bazen bizim üstte oturan dayım çocukları, yengem, annem birlikte Renkli Sinemanın yazlığında oynayan filmlerden karanlıkta yankılanarak gelen konuşmaları, sesleri dinlerdik can kulağıyla.

Gördüğümüz filmse,sahneleri de anlar, hatırlar, hatta anlatırdık.

Havuzlu, kara taş döşeli, kocaman çekirdeksiz dut ağacı yükselmiş olan avlunun yola bakan cephesi, üç metre kadar yükseklikte duvar örülü, duvardan yarı dalı yola taşan erik ağacı dışarıdan görülür, olduğunda çocuklarca erikleri yenilirdi.

Yolkapı iki kanatlıydı.

Zil yaygın olmadığından,deliğinden bağlanmış ip, köşkten çekilerek çaldığında kapı açılırdı.

Arkada envai çeşit meyvesiyle, üç dönüm kadar bahçesi vardı ki, hep çok tuttuğundan dalları kırılan kocaman bir yumak fındık ağacını unutamam.

Bahçenin kenarından demiryolu geçerdi.

Bu demiryolunda giden trenler, üç kilometre ötedeki istasyona, sabah akşam demiryolu çalışanı taşıyan banliyö treniydi.

O sıralar, bu demiryolu yerinden Nato Yolu geçecek, yol o denli geniş olacak ki, üzerine uçaklar inip kalkacak denirdi hep.

O yol yapıldı, çoktanşehir içi yol halini almış çevre yolu dediğimiz yoldur.

Kimi zamanlar, annem babam da bizim yanımıza gelir birkaç gün kalırdı.

Bir gün sabah haberleri için radyoyu açtığımızda, haber özetlerinin en başında, okulun bahçesindeki Atatürk büstünün kırıldığı, öğretmenler odasındaki iki bayrağın yırtıldığı haberi veriliyordu.

Babam o zaman muhtardı.

Çok heyecanlandı, öfkelendi, telaşlandı ve derhal kalkıp görev yerine, köye gitti.

Sonraki günlerde, hep ilk haber olarak yinelendi bu olay.

Önce, Dilekli üç genç çocuk gözaltına alındı.

Ardından da, bizi dört ve beşte okutan ve nüfus cüzdanımın son sayfasına dolmakalemle attığı hatıra imzası hala duran öğretmenimiz.

Olay tüm Türkiye’yi çalkalamıştı…

Bir kaç gün sonrasında, Dilek’te büyük bir protesto programı düzenlendi Devlet tarafından.

  1. Ana Jet Üssü Komutanlığının mavi renkli, burunlu otobüsleriyle, kasabaya şehirdeki okullardan öğrenciler taşındı.

Dilek askerle, öğrenciyle, siyah takım elbiseli, beyaz gömlekli, kravatlı insanlarla doldu.

Vakit 1967 yılının ilkbaharıydı.

Okulun duvarlarına, ağaçların dallarına, her yere Türk Bayrakları asıldı.

Bahçede bulunan bir ağacın dibine konan kürsüden, konuşmalar yapıldı.

Kocaman harfleriyle bir beze yazılı, “Dilekliler Devrimcidir” yaftası gözlerimin önünde.

Ertesi gün de, Dilekliler otobüslerle şehre taşınarak, ellerde bayraklar, pankartlar yürünerek Atatürk Anıtında saygı duruşu ve İstiklal Marşıyla son bulan bir büyük miting yapılmıştı.

Bu yürüyüşte, ellerde gördüğüm, “ Dilek’ten yobaz çıkmaz” dövizi de yine gözlerimin önünde…

Tutuklanıp yargılanan öğretmenimin avukatı da, Ankara Barosuna kayıtlı, dayım Cemal Başbay’dı.

O zaman bütün öğretmenler ünlü TÖS’ün, Türkiye Öğretmenler Sendikasının üyesiydi; dayım da Sendikanın avukatı.

Dayım Malatya’ya geldiğinde, öğretmenimle ilgili bazı sorular sormuştu bana.

Ben yanıtlıyorum, o not alıyordu.

Savunmasını hazırlıyor olmalıydı.

Şu soruyu unutmadım:

-Oğlum, öğretmeninin sınıfta, sıranın üstünde namaz kıldığını gördün mü?

-Hayır! Görmedim dedim. Görmemiştim çünkü.

Demek ki iddianamede böyle bir ‘suçlama’ vardı.

Yargılama ne kadar sürdü hatırlamıyorum.

Öğretmenimin ceza alıp, dört, beş yıl kadar yattığını duydum.

Öğretmenimiz bunu yapacak biri asla değildi.

Olay karanlıkta kaldı bence.

Kapkara, zindan gibi karanlıkta…

Kavgadan, öğretmenimleaynı koğuşta yatan bir arkadaşım;

-Benim üstüme attılar diyerek çok ağır yemin etti dedi.

Bir arkadaşımın hanımı da,

-Olay sırasında biz üçteydik, öğretmenimiz oydu. Polisler, olayın olduğu cumartesi gününden için bize, “Bayrak asılmadı, İstiklal marşı söylenmedi” diye ifade verdirdi dedi.

Dört beş öğretmenimizden biro camiye giderdi.

O yıllar, hatta çok yakın zamana kadar,kamu görevlilerinin, hakimlerin, mühendislerin,kaymakamların… namaz kılanı parmakla gösterilirdi.

İç-dış güçler, laikliği tutamak yapıp bölmüştü ikiye Türk Milletini;koparmıştı benliğinden, kimliğinden, milletinden Türk aydınını.

Hem de bunlar, Atatürk adına yapılmıştı.

Oysa, Bitlis’te bir caminin duvarında, bir taş üzerinde, “Atatürk bu camide namaz kılmıştır. 17 Kasım 1916” yazısını gözlerimle gördüm, fotoğrafını çektim, paylaştım…

Derin devlet, öğretmenimi de bu amaca kurban etmişti herhalde…

Avukatlığa başladığım yıllarda öğretmenim ofisime geldi.

Dünyalar benim oldu sanki.

Çok iyi gördüm.

Önceki gibi güler yüzlüydü, şakacıydı.

Elini öptüm.

Cezaevinden sonra, bir daha okumuş, inşaat mühendis olmuş, TCDD’de çalışmaya başlamıştı.

Ayrıca bilirkişiydi.

Kendisiyle çok kez görüştük, konuştuk.

Ama o olayı hiç konuşmadık; hatırlatmak istemedim…

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

BAŞKAN GÜRKAN…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.