DOLAR

18,4703$% -0.08

EURO

17,8389% 0.5

GRAM ALTIN

968,27%0,57

ÇEYREK ALTIN

1.610,00%0,43

TAM ALTIN

6.420,00%0,45

BİTCOİN

371055฿%6.72784

Öğle Vakti a 12:24
Malatya AÇIK 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV

MİLLİYİZ YERLİYİZ BİRİZ BİZİZ

12 Eylül’den sonraki yıllarda, bir gazetenin spor sayfasında okuduğum yazı, bende gömülü duran, milliyetçilik, vatanseverlik duygusunu güverten su oldu sanki.

Hasbihan Et

MİLLİYİZ YERLİYİZ BİRİZ BİZİZ

12 Eylül’den sonraki yıllarda, bir gazetenin spor sayfasında okuduğum yazı, bende gömülü duran, milliyetçilik, vatanseverlik duygusunu güverten su oldu sanki.

Yazar, bir Avrupa ülkesinde yapılan güreş şampiyonası sırasında, Fransa Milli Takım yöneticilerinin, minderde yenilen güreşçisini masada galip ilan ettirebilmek için gösterdikleri olağan üstü çabayı anlatıyor ve “Onların vatanseverliği yanında bizimkisi vatan hainliği kalır.” diyordu.

Hakikaten de, bizde, daha doğrusu iyi bildiğim solda, vatanseverlik, milliyetçilik kavramları içi boş, anlamsız, dilden düşmüş kelimeler gibiydi.

Halimiz, bu iğdiş edilmişlik, bu pasiflikle, her milletin aktif milliyetçi olduğu bir dünyada vatan, millet düşmanlığı haliydi.

Lenin, “Sonuna kadar milliyetçi kalan tek sınıf işçi sınıfıdır.” diyordu ama biz, işçi sınıfı, ezilenler, halk diyor; vatanmış vatandaşmış, milletmiş milliyetçilikmiş, dinmiş imanmış, tarihmiş kültürmüş diye bir şey bilmiyorduk.

Bilmiyorduk değil, reddediyorduk.

Dünyanın en gelişmiş ülkesiymişiz gibi, bu misyonu yürütmek bize düşermiş gibi evrensel değerlerin savunucusu, düşünücüsü, dünyada öncüsüydük sanki.

Türkiye olarak, Osmanlının batış dönemini yaşıyorken, yükseliş devri insanlarıydık sanki.

Doğrusu, evrensellik kılıfı içinde millilikten, vatandan, milletten, dinden, imandan uzaklaştırılmış, koparılmıştık.

Bizi biz yapan bu değerleri sıfırlamış, yerine soyut, yeri zamanı, alt yapısı oluşmamış sözde evrensel değerler koymuştuk.

Atatürk mü? Hak getire.

Nazım Hikmet’in Atatürk’e, “Burjuva Kemal” dediği söyleniyordu ortalıkta.

Ulusal Bayramların, milli günlerin, milli başarıların burjuva düzenini ayakta tutmak için birer araç olduğuna inanıyorduk.

Öyle ki, milli futbol takımı hastasıyken, yengiye değil, yenilgiye sevinir olmuştuk sanki.

On yıl kadar önce, o zamanın HDP’lisi bir avukat arkadaşla konuşurken, “Sen şimdi, Türkiye büyük bir petrol yatağı keşfetse belki de sevinmezsin.” demiştim de, cevabı, “Sevinmem. Niye sevineyim ki?” olmuştu.

Yine o yıllarda, Ergenekon sürecinde, o zaman cemaatçi dediğimiz kesimden bir arkadaşın TSK’yı aşırı derecede aşağılaması karşısında, ona, “Bak TSK bizim milli ordumuz. Onun moralini, maneviyatını bozmak bizim Bölgede, Dünyada gücümüzü kırmaktır. Sen bu halinle, Yunan Ordusunu, Türk Ordusundan üstün görür gibisin.” demiştim.

Baro Başkanı seçildiğimden birkaç gün sonra, ABD Adana Başkonsolosluğundan Baro’muza gönderilmiş bir yazı getirdiler bana. İngilizce ve Türkçe yazılmıştı.

Okudum, ABD vatandaşlarının, hukuki sorunlarında kolayca başvurabilmeleri için, İngilizce bilen avukatların isimlerinin bildirilmesi rica ediliyordu…

Bunda, bir art niyet olabileceğini düşünerek cevap vermedim.

Yine, uluslararası teşkilatlanmış bir kulüpten gelen çağrıda, ısrarla gidip konuşma yapmam istendi, kabul etmedim.

Doksanlı yılların sonlarında, DGM’de görülen başörtü eylemleriyle ilgili bir davanın duruşması için İngiltere’den ilimize gelen ‘gözlemci heyeti’ önünde koşturan bir meslektaşıma, “Bizden bir heyet, bir duruşmayı izlemek için İngiltere’ye gitse, değil duruşmaya sokmak, uçaktan bile indirmez, orada paketler Türkiye’ye gönderirler. Biz niye böyle önlerinde iki kat oluyoruz, karşılıyor, ağırlıyor, uğurluyoruz?” dedim.

Yanlış hatırlamıyorsam, mahkeme gelenleri duruşma salonuna almamıştı.

İki bin onlarda, İnönü Üniversite’sine konser vermek için bir ABD pop grubu gelmişti. Konsolos falan orada. Baro başkanı olarak beni de çağırmışlardı. Tabii, her yere giderken olduğu gibi eşimle gittik!

Grup, bizim şarkıları Türkçe söylüyor, gençler coşuyordu. Konser bitti. Bizi uğurlarken rektöre, tamamen şaka olsun diye, “Sayın Rektörüm, bunlara Üniversitede kadro ver. Burada kalsın, Bölgede konserler versinler” dedim. Kim bilir, belki bilinçaltımdaki ABD karşıtlığıyla ironi yaptım.

Rektör bey adeta parladı. Ben gülüyorum, valla şaka diyorum. O durmadan, “Rusya’dan gelselerdi böyle demezdin değil mi!” diyordu.

1998’di. Asım Demirkök, Yaşar Karaaslan, Efter Ökdemir, Mustafa Yuka, ben çıkaracağımız Malatya Yorum Gazetesi’ni konuşmak için kışla Caddesindeki Sevinç Pastanesinde oturduk. Gazete, işte şöyle olsun, böyle olsun diye konuşuyoruz.

Ben, “Bu gazete, her büronun sehpasına konabilecek bir gazete olmalı.” dedikten sonra, iyi okuyun lütfen, “Bizim gazetede şehit haberleri de yer almalıdır.” dedim.

Tabii, arkadaşlar gayet iyi karşıladılar.

Evet, o zamanlar, solda, sosyal demokratlıkta şehit kelimesi, ırkçılıkla, şovenizmle eş karşılanıyordu.

Bir sol aydın, şehit, namaz, niyaz, millet, vatan kavramlarını ağzına almaya alışık değildi.

Ortamlar bir manevi baskı altındaydı sanki.

Diyelim ki, arkadaşlarınla bir yerde oturmuş haberleri izliyorken, bir terör ve şehit haberi ekrana geldiğinde duygularını, öfkeni, tepkini yansıtamazdın. Olumlu karşılık bulmazdın çünkü.

Ben, eşimle, 12 Eylül sonrası, tamı tamına DSP’si fikrindeydim.

Çevremiz CHP’liyle sarılıydı ve herkesten yoğun eleştiri alırdık.

Yorum Gazetesinde yazdığım yazılar da, kendi duygu ve düşüncelerimi yazıyordum ama CHP’li arkadaşlar, DSP görüşlerini yazdığımı söylüyordu.

Rahmetli Baro Başkanımız Hayrettin Abacı, CHP Belediye Başkan adaylığı açıklandığı günün akşam beni aradı, “Selahattin Bey seni birinci sıra belediye meclisi adayı yazacağım” dedi.

Abi olmaz dedim. Yok olur diye ısrar edip, ben de hep olmaz deyince, “ Niye olmaz, hasta mısın?” dedi.

Hem DSP’li, hem de Kamu görevlisi olduğumu söyledim.

Yorum Gazetemizin bir gecesinde, o sıralar genel başkanlık çalışması yapan Ertuğrul Günay, CHP İl ileri gelenleri ile bana yaklaştığında, “Yuvaya dönün, yuvaya dönün” dedi. Ben de ona,

“Demirel kamyon kasalarında demokrasi, insan hakları, anayasa, hukuk diyor. Türkeş televizyonda Nazım Hikmet’in şiirlerini okuyor biz hala aynı yerdeyiz. Allah’ın adını ağzımıza alamıyoruz hemen laiklik karşımıza çıkarılıyor,  vatan, millet Türk, diyemiyoruz ırkçı, şoven damgası yiyoruz. Değişmeliyiz” dedim.

O da bana, “Değişmek sağcılaşmak değildir.” dedi.

Onlar gidince, yandaki kolonun arkasından çıkan, adını sonradan öğrendiğim Haluk Özdalga, bana, “Beyefendi siz kimsiniz? Sizin bu dediklerinizi partide tartışıyoruz. Yarın toplantımız olacak. Görüşelim.” dedi.

Ben o toplantıya gitmedim.

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İLAHİ ADALET Mİ?

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.