SEVGİMİZ SAYGIMIZ DAİM OLSUN!

Sayın Hemşerilerim nasılsınız? İnşallah iyisinizdir. Beni soracak olursanız, çok şükür iyiyim.
Aman, yirmi birinci yüz yılın ilk -son olur inşallah- evrensel felaketi, şu korona illetine dikkat edelim. Ona karşı erkeklik olmaz. Ondan korkmaya devam edeceğiz…
Evrensel dedim, Kazım Tatar geldi aklıma.
Güzel çalar, güzel söyler.
Bir gün Sabancı Kültür Sitesinde, Arguvan Derneğinin programında bağlamasıyla konuşan, sarmaş dolaş olan bir saz aşığını, yan yana oturmuş dinlerken, kulağına eğildim, “Sen böyle çalabilir misin?” dedim. O, Alevi arkadaşlarımda hep olan güler yüzü ve bilgesel diliyle, “İmkanı mı var canım!” dedi.
Bir gün de, İnönü Üniversitesinde Mersin Üniversitesi Oda Müziği Orkestrası konserinde, çok sevip saydığım ve şimdi rahmetle andığım eski baro başkanımız avukat Hayrettin Abacı’yla birlikteydik. Müzik farklı; eserin ne zaman başladığı biliniyor da ne zaman bittiği kolay bilinemiyordu. Sazlar birlik bir notayla, yani biraz uzun sesle durunca, Hayrettin Abi bitti diyerek hemen alkışı basıyordu. Birkaç kez oldu bu durum. Biz de en önde oturuyoruz. Diğer yanımda da bizim Güzel Sanatlar dekanı oturuyor. Sanatçılara, seyircilere ayıp oluyor. Ben kulağına eğilip, “Abi sen bana bak; ben ne zaman alkışlarsam sen o zaman alkışla” dedim. “Tamam” dedi.
Laf müzikten açılmışken devam edeyim. Yine bir gün İnönü’de Suna Kan Keman konseri vardı. Suna Kan’ın yüzündeki aydınlığa bakıp, yanımda oturan Konservatuvar Müdürü o zaman doçent olan rahmetli Server Acim’e, “Sanatın ışığı alnına vurmuş” dedim. O da bana, “Evet, yüzü parlıyor gerçekten” dedi.
Bu son! Bir defa da yine İnönü’de Fazıl Say konserine gitmiştim. Suna Kan nasıl kemanı konuşturuyorsa, Say da piyanosunu. Say bazen duygulanım duvarını aşıyor, çılgınca hareketler yapıyordu.
Arada bir seyirciye dönüp, “Bna bir konu verin, o konuda çalayım diyordu. Bir sendikacı, grevdeki işçinin duygularını çalmasını istedi. Prof. Kemal Kartal hoca da kalktı, “Köylü Mehmet İstanbul’a çalışmaya giderken eşiyle vedalaşır. Eşi Mehmet’in kendisini bırakıp gitmesini istemez ve ağlayarak, ‘Ya beni de götür, ya sen de gitme’ der. Bir ünlü bir türküye hayat veren duyguları çal” dedi. Fazıl Say bu türküyü hiç duymadığını söyledi.
Konser öncesi baba Ahmet Say ile sohbet etmiştim. Sonrasında da yine Hayrettin Abacı ve Rektör Fatih Hilmioğlu’yla beraber Fazıl Say’la sohbet ederken ona dedim ki, “Sen Anadolu müzik kahramanısın”. O, bu benzetmemi, gözleri fal taşı gibi açılmış olarak, “Neeee!” diyerek karşıladı, sonra yüzü genişledi. Mutlu olmuştu.
Bu son dedim ama… Rektör Cemil Çelik döneminde ABD’den Türkçe hafif müzik şarkıları söyleyen, çoğu siyah tenli bir müzik grubu konser vermeye gelmişti. İnönü’ye. Baro Başkanıydım. Konser sonrası Rektör arabamıza kadar savmak için gelirken, kendisine gülerek, “Sayın rektörüm, adamlar güzel çalıp söylediler. Sen bunlara üniversitede kadro ver, burada kalsınlar. Çevre illere konsere giderler” dedim. O bu sözleri biraz siyasi söylediğimi sandı. “Rusya’dan bir grup gelseydi böyle demezdin” dedi. ABD, Rusya karşıtlığına çekti. Rektör yardımcısı şakayı gayet iyi anladı. Gülerek, rektörü beraber ikna etmeye çalıştık.
Cemil Çelik Hocama bir defa da Polis Meslek Yüksek Okulu Diploma Töreninde takıldım. Konuşmalar yapıldı. Diplomaların takdimi törenine geçilecekti ki, elli metre kadar ötede bekleyen okul bando takımı, birden davullarını vurarak, borazanlarını çalarak, ‘rap rap’ diye yürüyüşe başlayıp önümüzden geçince, rektöre dönüp, “Sayın Rektörüm, böyle bir bando takımı da Üniversiteye kur” dedim. Rektör bu şakamı yine ciddiye aldı parladı. “Bizim ne işimiz var bandoyla. Bizim işimiz bilim yapmak” dedi. Ne kadar da şaka yaptım dediysem de durmadı. Tören bitti yemeğe geçtik. Yeşilyurt Belediye Başkanımız Mehmet Kavuk’a bunu söylüyordu. “Bana, Üniversiteye de böyle bir bando takımı kur diyor” dedi…
Sayın Cemil Çelik rektörümüzün kulaklarını biraz daha çınlatayım. Önceki rektörümüz Ergenekon Gazisi Fatih Hilmioğlu, Üniversitenin ön yüzüne, Elazığ yolundan gelip geçenlerin rahatlıkla okuyabileceği büyüklükte “Atatürk Türkiye’dir Türkiye Atatürk” yazan bir tabela astırmıştı. Yeni rektör Cemil Çelik de sonraki bir zamanda bunu kaldırmış, ben de, “Sayın rektör bu yazıyı neden kaldırdı? Ne var bu yazıda. Üniversitedeki huzur ortamının bozulmasını isteyen birileri mi var?” diye basına konuşmuştum. Aynı gün akşam bir iftar yemeğindeyiz. Belediye Başkanımız Ahmet Çakır da bizimle. Ben Cemil beye bunu söylüyorum, “O tabelayı tekrar yerine as!” diyorum. Benim bu sözümü her deyişimde, “ Çok beklersin, çok beklersin!” diye cevaplıyor, bizi dinleyen Ahmet Çakır Başkan da gülüyordu.
Bir gün sonra Şehit Yakınları Derneğinin iftar programında Öznur Çalık Hanımla aynı konuyu konuştuk. Öznur Hanım bana, “Başkanım, o yazı çok abartılı değil mi?” diyerek görüşünü belirtti. Ben de ona, “Atatürk bu ülkeyi düşmandan kurtarmış, bu Cumhuriyeti kurmuş. Biraz abartılı olsa ne olur?” demiştim.
Sevgimiz, saygımız, güzelliklerimiz daim olsun.
Türkiye’mizin, Malatya’mızın ayağı taşa gelmesin inşallah

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selahattin Sarıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Malatya'nın en başarılı siyasetçisi kimdir?