BANYO (ÇİMME) GÜNÜ

İşte Benim Malatya’m serisinin ilk kitabında hamamlarımızdan, hamam ritüellerimizden ve hamam kültürümüzden geniş bir şekilde bahsetmiştim.

  Malatya’da hamam kültürünün bu denli yaygın olmasının ve hamamların kültürümüzde önemli bir yer bulmasının nedeni o yıllar evlerde bugünkü anlamda banyonun olmamasıydı.

 İnsanlar, gusül ve temizlik  ihtiyaçlarını o yıllarda ya çarşı hamamlarında ya da evlerin belli odalarında bulunan “gusülhane”veya  “hamamlıklar”da karşılarlardı.  Hamamlık da neyin nesi dediğinizi duyar gibiyim.

 Hamamlık eski evlerde yıkanmak için ayrılmış, çoğunlukla yanları çinko kaplı dolaba benzer yerlerdi. Bizde genellikle makat tabir edilen oturma mekanlarının içine monte edilir ve bir kapak açılarak içine girilirdi.  Bazı eski evlerin, konak tipi olanlarında ebeveyn banyosu diyebileceğimiz, yüklük biçiminde yatak odası hamamlıkları mevcuttu.

 İleriki yıllarda evlerin daha da modernleşmesiyle bugünkü anlamda banyolarla tanışma şansı yakaladık.

  Burada banyoya kurulan bir banyo sobası vasıtasıyla ısıtılan su kurnalara doldurulmak suretiyle bakır ve ortasında hareket eden balık bulunan hamam tasları ile dökülerek çimilirdi.

 O yıllarda, pazar akşamları kimseye randevu verilmezdi. Çünkü o akşam herkesin “banyo akşamı”ydı..

 Banyoda ki kazan odunla tıka basa doldurulup yakılırdı. Banyonun içi “hamam gibi”(!) olduktan sonra yani iyice ısınıp kese yapılma kıvamına gelince ev küfleti art arda girer yıkanırdı.    

 Küçük kardeşlerin banyosu bittiğinde sıra büyüklere gelirdi. Sanki yedek kulübesinden çıkıp oyuna giren bir futbolcu gibi sıramızı beklerdik.

 Tirtir tireyen çocuklara anneleri "koş koş koş hemen sobanın yanına git saçlarını kurut" derdi. Çocuklar da sobanın başında saçlarından dökülen su damlalarını damlatıp, dökülen suyun sobanın sıcaklığında nasıl kaybolduğunu izler, çıkardığı “cıss” sesini ilgiyle izlerdi.

 Banyodan çıkan çocuklar ile göz göze geldiğiniz de gözlerininin rengi sabundan yandığı için kıpkırmızı olurdu. Havluya sarılı çocuklar koşarak hızlıca sobanın yanına doğru koşardı.
 Oturağh tağhtasının ( banyo taburesi) iyice yıkanıp, su döküldükten sonra, üzerine oturtulup, soguk suyun düştüğü an  buharlaştığı sıcaklıktaki suyla ilk raund başlardı. Çığlık çığlığa, yandım anam nidalarıyla girdiğimiz banyo, annemizin buhar icinde kaybolmasıyla, en az yedi kez sabunlanarak ve kurbanlık koyunların derisinin yüzülme islemlerini hatirlatan vücudu keseleme faslıyla ve arada bir”gıpraşma” diye  hamam tasının kafamıza vurulmasıyla devam ederdi.    

 Banyodan çıkmadan, bir ayağımız havada, bir elimizle annemize sarılmış diğer ayağımızın yıkanmasını beklerdik.

Çünkü ayağımız yere değerse pislenir o yüzden belli bir süre annemize sarılmamız gerekirdi, yoksa fırçayı yerdik.

Duş, küvet, jakuzi falan bilinmezdi o zaman, adam gibi yıkanılır, keselenilir, tiliflenilirdi (lif).

Haa, az kalsın unutuyordum; o herkesin ayağına gelsin diye bir iki numara büyük alınan, giyildiği zaman takır tukur sesler çıkaran, plastik terliklerin çıkışıyla tedavülden(!) kaldırılan ahşaptan yapılma “nalin” veya diğer adıyla “takunya” ları...

 Bir de salonda, sobanın yanında teştte yıkanan çocuklar kategorisi vardı.  

 Çamaşır yıkar gibi yıkanırdı bu çocuklar, anne öyle çitileye çitileye yıkardı ki çocuklar leğene yoğurt gibi yayılırdı. Gözlerine sabun kaçıp leğen içinde çırpınınca da halıyı ıslatır, akabinde kafalarının ortasına yedikleri tasla kendilerine gelirdi onlar...

Banyo sonrasında, ellerimiz sıcak sudan pörsümüş, cildimiz ve gözlerimiz kıpkırmızı, al mor yanarak çıkardık banyodan, evin salonu beyaz sabun ve lavanta kokusu ile dolardı.

 Banyodan sonra genelde babaanneler, sobanın başında bekler, çocukların mutlaka el ve ayak tırnakları kesilir, kız çocuklarının saçları uzun uzun taranırdı,

 Bu sebeple Pazar geceleri, komşuluk ilişkileri ertelenir, her evde com com yapılırdı.

Çamaşır günleri de belliydi her evde..

 Merdaneli makine banyonun en müstesna yerinde dururdu.

 Velhasıl, pazar akşamları kimse rahatsız edilmezdi..

 Çünkü o akşamlar Malatya’lıların  “banyo (çimme) akşamı”ydı..

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atilla Kantarcı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Malatya'nın en başarılı siyasetçisi kimdir?