UYUŞMAK VEYA ODUNLAŞMAK

Yirmi beş-otuz yıldan beri kurbanlık alırken beni de sayan ve böylece güle oynaya birlikte kurban kestiğimiz CHP’li bir ağabeyim, ben Ak Partiye geçince aramadı daha ve kurban ortaklığımız bitti.

Bir hafta arayla dünyaya geldiğimiz, çocukluğumuz, gençliğimiz bir arada geçmiş, bir kez bile (sağ elimizin üçüncü parmağını ikinci parmağının üzerine sarıp göstererek) küsmediğimiz, sonraki yıllarda, mutlu günümüzde, mutsuz günümüzde hep beraber olduğumuz Ankara’da yaşayan dayım oğlu Ak Parti’ye geçince benimle selamı sabahı kesti. 

Nazım Hikmet, “Arkadaşlık bir ağaca benzer, kurudu mu yeşermez artık.” der.

Ama bizimki arkadaşlık değil, akrabalık, ciğerlik…

Hısımlık, akrabalık bitmez ki, organik bağı vardır arada. Birbiriyle bağlantılı kökü dalı, uzantıları vardır. Biriyle olmazsa, biriyle mutlaka yan yana gelinir sonra.

Bunlar sadece iki örnek.

Daha nicesi var…

Bunların bir kısmı vardır ki, kendilerini partileriyle ana, baba, kardeşlermiş gibi veya tuttukları takımmış gibi düşünürler ve bunlar ki, tıpış tıpış gidip oy verdikleri partinin neler yaptığına ne halde olduğuna, anasının koyduğu adla mı duruyor, yoksa yeni adlar mı takınmış olduğuna dönüp bakmazlar.

CHP’den ayrıldığım sıralar gazetemiz Busabah’tan köşe yazarı arkadaşım Mahir Temur’la bir röportaj yapmıştık; ona, ”Ben CHP’den ayrılmadım, çünkü bu parti CHP değil” demiştim.

Bu Parti Atatürk’ün koyduğu adla duran bir parti değil gerçekten.

Başına kasetle başkanlar, başkan yardımcılıklarına Atatürk’le uzaktan yakından ilgisi olmayanlar geldi.

Kendisi gibi kalmadı, emredenlerinin dediği parti oldu.

Kale-Pütürge taraflarında bir pazar balığa gitmiştim. Baraj kıyısından, aracımı bıraktığım çok yüksekteki yola çıktığımda orada birileri vardı.

Selamlaştık. Biri, “Ben yirmi iki senedir buradayım, daha oraya inmedim, sen nasıl indin?” dedi… İstanbul’dan gelmiş. Sohbet ediyoruz. Siyasete girdi sonra. Dedim, “Bak ben CHP’liyim.” Bunu duyunca, Saadet Partili olduğunu söyledi ve de, “Siz nasıl aldınız Bekaroğlu’nu. Hem de genel başkan yardımcısı yaptınız. O Amerikan ajanı.” demez mi?

Kılıçdaroğlu genel başkan olmuş. Ankara’da Önder Sav’ın kızının düğündeydik. Müthiş bir yoğunluk var.

Ansızın bir yağmur bastırdı, ortalık tarmakos oldu; ne klasik müzik kaldı, ne eski bakanlık, herkes bulduğu bir duldaya attı kendini. Bir çardağın içinde yer buldum. Kılıçdaroğlu da orada. Etrafında da Önder Sav kadrosu. Baktım Gürsel Tekin, merdivenin başında bir köşeye büzüşmüş tek başına oturuyor. Kendimce acıdım, yanına gittim, ilgi, yakınlık gösterdim!

Birkaç ay sonra ikinci kurultay oldu. Kurultay delegesiydim. Milli unsurların atılacağı, planlanan operasyonun önemli ölçüde tamamlanacağı kurultay.

Baktım Önder Sav Arena Spor salonunda, yanında birkaç kişi tribünde oturuyor. Aut olmuş. Türkçesi dışlanmış. Bu sefer onun yanına gittim. Hal hatır ettim.

Sözünü ettiğim bu kurultay için salona ilk girdiğimde, baktım Diyarbakır Baro Başkanlığından tanıdığım Sezgin Tanrıkulu bana bağırıyor. “Buraya oturabilir miyim başkanım?” diyor. “Oturabilirsin başkanım, oturabilirsin.” diye karşılık verdim.

Tabii, şaşkınlığım yüzüme vuruyor. Hani, “Ne alaka?” derler ya öyle.

HDP çizgisinde, ABD’den prestijli Kennedy İnsan Hakları ödülü almış. Daha sonraki yıllarda da Wikileaks belgelerinde “TR 705” sayılı CIA bilgi kaynağı diye adı geçiyor.

14 Ocak 2012’de, Malatya’da, Fikri Sağlar, Oral Çalışlar, Murat Belge, Altan Tan, Mehmet Emin Aktar ve Abdurrahman Dilipak’ın konuşmacı olduğu, o günlerin modası, dış güçlerin dayatması sözde Anayasa Konferansı yapılmıştı.

Konuşmacıların ağzından, “demokrasi” kelimesine sarılmış olarak çıkan “bölücülüğün” haddi hesabı yoktu.

Fikri Sağlar’a yemek arasında dedim ki,

“Sayın Bakanım, Atatürk bu kadar da unutulmamalı.”  

“Öğleden sonra söyleyeceğim” dedi.

Öğleden sonra oldu,

“Bu anayasada Atatürkçüler de kendini bulmalı.” Devam etti,

“Abdullah Öcalan da bir vakıa, bir olgu değil mi?” dedi.

Dondum kaldım.

Ne bileyim... Ben Atatürkçü olduğunu sanıyordum.

Atatürk’ün kurduğu partinin önemli bir ismi değil mi?

Küresel güçlerin gözüne girmek için, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusuyla, bölücübaşının, Bebek Katilinin adını birlikte zikretmişti salona.

Ben Fikri Sağlar’ın bu halini, bu olayın dört ay sonrasında yönetimini yaptığım, merhum Kamer Genç, Osman Özbek ve Hasan Basri Özbey’in konuşmacı olduğu Milli Anayasa Konferansında salonu dolduran CHP’lilere de aynen söyledim.

Bir Tartışma programında TV’de, Prof. Dr. Gülümser Heper, Sağlar’dan için,

“Jone Biden, Türkiye ziyaretinde iki kişiyle görüştü, birisi Fikri Sağlar’dı.” dedi.

Soru üzerine de diğerinin, Sezgin Tanrıkulu olduğunu söyledi.

Sivaslı olan Heper, devamla,

“Fikri Sağlar, Kültür Bakanıydı, Sivas’taki toplantıyı o organize etti. Ama kendisi o etkinlik için Sivas’a gelmedi. Biden onunla niye görüştü? Sivas toplantısını düzenledi niye törene gitmedi? Bunlar sorulmalı.” dedi.

Vah vah…

Şimdi benimle ölüm küsüsü yapan dayım oğluna ve beni yirmi beş yıllık kurban ortaklığından çıkara köylüm ağabeyime sorayım:

“Böyle bir partide kalıp sorgusuz-sualsiz, tıpış tıpış sandığa gidip oy verdiğiniz için siz mi doğru yerdesiniz, yoksa böyle bir partiden istifa edip, Atatürk’ün de gerçek kimliğiyle tanınacağı ve hedeflerinin gerçek olacağı bir muasır medeniyet yolunda ilerleyen Ak Partiye geçen ben mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selahattin Sarıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Malatya'nın en başarılı siyasetçisi kimdir?