GÖRMEK İÇİN UZAKLAŞ

 Bilmek ile bilgelik arasındaki fark sandığımızdan daha derindir. Bilmek; herhangi bir şey hakkında bilgi sahibi olmaktır ki bu da ancak öğrenme ve eğitim yoluyla gerçekleşir. O şey hakkında en ince ayrıntılarına varana kadar bilgi sahibi olan kişi edindiği bilgiyi deneyimleyememişse hamallıktan öte bir iş yapmamış demektir.

Bilgelik ise edinilen bilgileri deneyimleyerek iyi yargılara ulaşabilme becerisidir. Bilge; bilgiyi hazmeden, öğütendir, bilgiyi konuşan değil, o bilgiyle yaşayan kişidir.

Mesela “ Zaman yönetimi nasıl olmalıdır?” konulu bir bilgi aktarımı yapan, isminin önünde afilli unvanlar bulunan bir kişiyi bir saat dinledikten sonra zihninizi o kişinin boşalttığı malumat kırıntılarının içinde boğulurken bulabilirsiniz. Size zamanı algılatan bilgeliği ise keçi çobanı yörük bir   kadının sözlerinde, kendisi ile yapılan röportajın satır aralarında rastlayabilirsiniz. Kadının “Burada zamanınız nasıl geçiyor?” sorusuna verdiği cevap muhteşemdir. “ Biz güneşin saati saatine, milimi milimine yer değiştirişine göre hareket ediyor yön değiştiriyoruz. Güneşin doğması, yükselmesi, gölgesinin düştüğü yer, batmaya yakın kızıllaşması, batması… Bunların hepsi işlerimizin başlaması ve bitmesinin ölçüsüdür. Her işimizi buna göre ayarlarız. Bu sayede tabiatın bir parçası olduğumuzu hissederiz. O zaman bir gün yaşadım diyoruz.”

İşte aradığımız cevap; Ey İnsan! Sen kimsin ki zamanı yöneteceğini düşünüyorsun. Zamanı da senin hayatını yöneten de YÜCE bir varlık var. Sana düşen sadece zamanın sahibinin kurduğu düzene, doğal olana kendini ayarlamandır. Ancak o zaman mutlu olabilirsin.

Bilgelik belki de doğal olana yaklaşmaktır. İnsanın başkalarına aktarması için değil sadece kendi hayatına bir bilinç katabilmesi için de yaşadığı ortam, alışık olduğu nimetlerden uzaklaşması gerekir belki de. Kadim düşünce sistemlerinin kurucuları ve hatta mutasavvıfların, bilincin artması için şehirden uzak yerlerde inzivaya çekilmeyi salık vermeleri boşuna değil demek ki.

O halde insan dünyanın nimetlerinden, nefsin arzularından uzaklaşıp dünyayı uzaktan izlemenin bir yolunu bulmalı değil midir? Yoksa bildiğini zannettiği şeylerin sadece kendi zihin dünyasında kendini hapsettiği bir çerçeve olduğunu fark edemeyecektir. Oysa onun dünyaya gelme gayesi hakikati bulma çabasından başka ne olabilir ki?

Kırmızı bir elmanın resmini gördüğümüzü düşünelim. Zihnimiz bir meyve olarak bu nesnenin her türlü ayrıntısı ile meşgul iken resmi biraz daha geriden çekmiş olsak o elmayı tutan bir el, biraz daha geriden alırsak bir çocuğun eli, daha geriden alırsak ailesiyle araba yolculuğu yapan bir çocuğun elinde tuttuğu elma daha geriden bakarsak da ailesiyle araba yolculuğu yapan ve elinde elma olan mutlu bir çocuğun çizildiği bir tablo olduğunu görürüz.  

“Resimden uzaklaştıkça hakiki bilgiye ulaşmanın yolu daha kolaydır”. Bu öğreti bize ait değildir ve hatta  yeni bile değildir. Günümüz felsefecilerden Teoman Duralı hoca  Uygur Türkü bilge bir düşünürün varlığından bahseder. Bilgenin Adı Vapşı Bakşı’ dır ve tahminen on üçüncü yüzyıl sonlarında yaşamış ve  bir eser  telif etmiştir. Eserin adı "Gönlün Aslını Öğreten Kitap" tır[1] Bu kitap da bir hikâye anlatılır.” Şivastî şehrinde Yadyadatı adında bir adam, duvardaki aynaya bakar. Aynanın boyu kısa olduğundan, Yadyadatı, kendi kafasını göremez. Bunun üzerine, 'eyvâh başımı kaybetmişim!' diye haykırarak ne yapacağını şaşırır. Başını bulmak için sağa, sola seyirtirken birden 'başım kaybolmuş; iyi ama onu arayan kim?' diye düşünür, şaşkınlığı da diniverir. Aydınlanmış canlılar şöyle der: 'Yadyadatı, dönüp azıcık geri çekileydi, başını yitirmez, şaşkınlığa uğramazdı!'”[2]

Hikayedeki adamın karısı aynanın yerini değiştirmiştir. Adamın gerçeği görebilmesi için sadece geriye çekilmesi ve kendisine uzaktan bakması yetecektir. Ünlü Türk bilginimize göre bir insanı etken kılan şey onun bilinç sahibi olmasıdır. Bu bilinç de ancak dünya nimetlerinden ve nefsin arzularından yani benliğinden uzaklaşan kişilerde oluşur.  

Görmek için uzaklaşmak… ve bu mesel  zihnimize hacc ibadetini getirdi. Rabbim, kulunu ne kadar iyi tanıyor. Ona hakikati göstermek için ; çoluğundan - çocuğundan, akrabasından, evinden arabasından, tarlasından, bahçesinden, eşyalarından, kıyafetlerinden, süslerinden  uzaklaştırıyor. Bunların tümüne uzak bir yerden görüş açısını yeniden güncelliyor. Çünkü onun dünyadan göçmeden önce hakikati görmesi gerekir. 

 


[1] http://leventagaoglu.blogspot.com/2016/12/vaps-baks-bilge-bir-turk-dusunuru.html
[2] Kaynak: Türklerin Düşünce Tarihi ve Felsefe Bilim, Felsefe-Bilime Ramak Kalmışken; Teoman Duralı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatime Geçici - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Malatya Markaları

Malatya Busabah Gazetesi, Malatya ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (422) 325 11 19
Reklam bilgi

Anket Malatya'nın En Başarılı Belediye Başkanı?