İSTİKLAL MARŞI VE 15 TEMMUZ

                                                 

“Şairler söz ülkesinin sultanlarıdır” der, İranlı şair Fatıma Raiki. Günümüz mütefekkirlerinden İhsan Fazlıoğlu da şairi tanımlarken, onun varlığa ve âleme farklı nazar ettiğini vurgular. Şair içinde yaşadığı kainatı bir şiir (nizam, nazım) olarak gören dünyadaki yolculuğunu ise âlemlerin şairini bulmaya (Nâzım) adayan kişidir. O’nu bilmek için yola koyulan dan başkası eşyanın düzenini (âlemin nizâmını) idrak edemez. (Kendini Aramak adlı kitabından…)

                Şiir sadece yan yana dizilmiş güzel sözlerden daha öte bir şey demek ki.  “Kaleme ve kalem tutanların yazdıklarına andolsun”(Kalem,68/1) ayeti celilesi de buna delil olur mu, bilmem? İyisi mi hadsiz yorumlara yapmaktan Rabbimize sığınarak konuya girelim.

               Efendim bize ayrılan bu köşede; 2021 yılına, şiirleriyle bir milleti nizama sokan eşsiz şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Safahat adlı eserini tanıtmaya çalışarak giriş yapmıştık. İstiklal Marşımızın kabul edilişinin yüzüncü yılı olması nedeniyle 2021  “istiklal Marşı Yılı”  olmuşken naçizane birkaç kelamla da olsa milli marşımızdan devam edelim.

                Bu eserin yazılma hikâyesini hatırlamak da fayda var: Yıl 1920, ülkemiz işgalden kurtulmuş ve 23 Nisan da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Ancak savaştan çıkmış bir millete moral ve güç verecek bir milli marşa ihtiyaç duyulur. Bunun için bir yarışma düzenlenir. Seçilecek esere 500 altın ödül verilecektir. Aradan uzunca bir zaman geçmesine rağmen milli marş olmaya layık bir eser bulunamaz. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey Mehmet Âkif Ersoy’un yarışmaya neden katılmadığını araştırır. Sebebin, ödül olduğunu öğrenince de ona bir mektup yazarak ödül konusunun halledilebileceğini ve bunu ondan başkasının yazamayacağı konusunda Âkif’i ikna eder. Ve Âkif bu gün müze olarak mevcut olan Tacettin Dergâhı’nda ki evine kapanır. On gün boyunca evden çıkmadan on kıtalık bu şaheseri yazar. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunan bu şiir ayakta alkışlanır ve 12 Mart 1921 de milli marşımız olarak kabul edilir.

                 Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak/ Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak…

          Dizeleriyle başlayan bu şiirin tüm mısraları, bir milletin evlatlarına cesaret ve fedakârlığı aşılarken her şeyden önce Müslüman oldukları hakikatini vicdanlarına yerleştiren birer işaret sütunları dır aslında. Âkif bir Kuran şairidir ve bu etkili mısralarına ilham olan kaynağı Kur’an-ı Kerim’ dir. “Korkma!” kelimesi ise Tevbe suresi 40. Ayetinden mülhemdir. “Korkma Allah bizimle beraberdir...”

Hani Hz. Muhammed (s.a.s) Hicret yolculuğunda arkadaşı Ebubekir-i Sıddık İle birlikte bir mağaraya sığınmıştı da müşrikler onları nerdeyse yakalayacaktı. İşte o esnada dönüp arkadaşına demişti ki “Korkma! Allah bizimle beraberdir”.

Bir milyon sekiz yüz bin kilometre kare bir vatan toprağından yedi yüz bin kilometre kareye sıkıştırılan bir milletin durumu; üstelik devamlı işgal kuvvetleri tarafından taciz edilir bir halde iken, mağaraya sıkışan ve Allah’ın yardımını bekleyen bir kılavuz ve bir müminden daha iyi neye benzetilebilir di ki?

Korkma! Diyordu milletine. Mademki Hakk’a tapıyorsun, o halde O seninle beraberdir, istiklali elbet nasip edecektir. Bastığın yerlere dikkat et, onlar toprak değil vatandır. Dünyaları alsan da imanının bedeni olan bu vatanı düşmana çiğnetme. Gerekirse vücudunu siper ederek yurduna alçakları uğratma. Korkma! Kimse sana zincir vuramaz, ihtiyacın olan kuvvet kanında var.

Çünkü Âsımın neslisin sen! Hani “yarabbi benim bedenime müşriklerin dokunmasına izin verme” diye hayatı boyunca Rabbine dua eden cengaver savaşçı sahabe Asım b. Sabit var ya...İşte sana ancak bir sahabe davranışı yakışır. Rabbin onun duasına icabet ettiyse sana da icabet edecektir. Bu yüzden devamlı yalvar, o yüce ve güçlü olan Allah'a. Yeter ki ezanların susmasın imanının bedeni olan vatanına namahrem eli değmesin.

Öyle de oldu.Asımın nesli  her haftanın başında ve sonunda bir ayin gibi yüksek sesle  bu şiiri  okudu.. okudu.. okudu. Müslüman bir milletin Rabbine münacaatı idi bu marş.

Ve Yüce Allah bu milletin duasına  tam 95 yıl sonra 15 Temmuz 2016 da cevap verdi. Tam da tevbe suresi 40. ayetinin devamında bildirdiği gibi bir yardım. “...Bunun üzerine Allah ona bir sekinet indirdi ve görünmez orduları ile destekledi. Böylece kafirlerin sözü alçalmış Allah’ın sözü yükselmişti. Zira Allah çok güçlüdür ve hikmet sahibidir”.

O gece bir başka geceydi. O gece milletçe  içimizdeki korku duygusu alınmış,  ölümü öldürmeye koşmuştuk. O gece rabbimiz bizleri görünmez ordularıyla desteklemişti. Bir milletin kurtuluşunun ancak ve ancak Hakk’a tapmasıyla mümkün olacağı  sözünün yükseldiği ve tüm dünyaya haykırıldığı bir geceydi. O gece her türlü tuzakların peşinde koşanların tuzaklarının üstünde bir tuzak kurucunun gücünün varlığını müşahede ettikleri bir geceydi.

Âsım’ın nesli diyordum ya! Nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek!

 


          

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatime Geçici - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Malatya Markaları

Malatya Busabah Gazetesi, Malatya ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (422) 325 11 19
Reklam bilgi

Anket Malatya'nın En Başarılı Belediye Başkanı?