DOLAR

18,6416$% 0.04

EURO

19,4698% 0.34

GRAM ALTIN

1.064,59%0,43

ÇEYREK ALTIN

1.729,00%0,17

TAM ALTIN

6.914,00%0,16

BİTCOİN

319958฿%1.4806

İkindi Vakti a 14:53
Malatya KAPALI
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV

KAYNANA ŞEKERİ

Sevgili canlarım… İldaşlarım, arkadaşlarım…

Hasbihan Et

KAYNANA ŞEKERİ
Sevgili canlarım…
İldaşlarım, arkadaşlarım…
Ve elbette ki, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği, “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” dediği, “Toplumun en dinamik kesimi” genç kardeşlerim…
Gençler, çocuklar bizim geleceğimiz, güvencemiz, Türkiye’miz değil mi?
“Gençler düşünebilse, yaşlılar yapabilse!” derler ya!
Gençler, kararda ve bunu hayata geçirmekte atak ama yanlışa açık; yaşlılar doğru kararda yetkin ama pratikte mütereddit, duraksar değil mi?
Yine denir ki, “Akıllı insanlar tecrübelerinden ders çıkarırlar; çok akıllı olanlar ise başkalarının tecrübelerinden de ders çıkarır.”
Bir tiyatro seyrettiğimizde, oyunu yaşamış gibi oluruz.
Roman okur, hikaye okur, kahramanlarının yaşadıkları başımıza gelmiş gibi oluruz.
Gençler, anasının, babasının, büyüklerinin başından geçen olayları onlardan dinler üzülür, sevinir, sindirir ve çocuk yaşta olgun olur, ergin olur, reşit olur.
Anasının, babasının, köylüsünün, kentlisinin sevdiği, saydığı, övdüğü, akıllı dediği insan olur.
Kendi yaşadıklarını da, yaşayıp geçmemeli insan.
Tekrar önüne koymalı, üzerinde kafa yormalı.
Ben gençliğimde, her akşam yatağa girdiğimde, o gün yaşadıklarımı gözümün önüne getirir, kime nasıl davrandığımı, yanlışımı, doğrumu belirlemeye çalışırdım.
Böyle olunca, bir gün, iki gün, beş gün on gün önce “Ne kadar cahilmişim, ne kadar bilgisizmişim” diye kendimi değerlendirirdim.
Ortaokulda okurken, tatillerde, Teze Caminin oradaki Belediye İş Hanında bir giyim mağazasında çalışıyordum.
Ortalığı siler süpürür, çay söyler, müşterileri karşılar, vitrine bakanları içeriye çağırır, bazen tezgahtarlık yapardım.
Mağaza sahibi Kürecikli rahmetli Hasan Karaoğlan ve kardeşi Kalender Karaoğlan’dı.
Zaman zaman mağazayı sabah erken açar, basma, pazen, divitin toplarını dışarıya çıkarır dizer, hırkaları, örmeleri, kazakları ucu çatal, uzun tahta çubukla dışarıda, yerlerine ben asardım.
Akşam olunca da aynı şekilde içeriye taşır, paraları çekmeye yerleştirir, mağazanın tarabasını çekip, kitlerdim.
Yani o yaşta, mağazayı açıp, satış yapıp, akşam benim kapattığım olurdu.
Mağazaya ara sıra babam da gelir oturur çay kahve içer, sohbet ederdi.
Öyle ki, aramızda aile bağları oluştu ve sonra Hasan abi benim kirvem oldu.
Kirvemin, çok sevdiği için bana zaman zaman, “Selahattin sana kurban olayım” dediğini hiç unutamam.
Mekanı cennet olsun inşallah.
Atatürk Ortaokulunda okurken, yüz kişiye yakın mevcutlu sınıfımızın başkanı Mehmet Özbey’le birlikte bir yıl okulun, o zaman kooperatif dediğimiz kantinini çalıştırır, akşam olduğunda Kooperatif Kolu Başkanı Nadir öğretmene hesabı tutanakla teslim ederdik.
Teneffüs zili çaldı mı hızla açar, doluşan talebelerin, kalem, silgi, pergel, iletki, ödev kağıdı, kaynana şekeri, bisküvi taleplerine yetişirdik.
Hey genç arkadaşım, bakın şimdi burada kendimi tutamıyorum, öfkem kalkıyor, gözlerim yaşarıyor…
Evet genç kardeşlerim, bir yıl içinde, kooperatifte, küçük sandıklardan bir tek kaynana şekerini alıp ağzıma atmadım…
Kaynana şekeri ki, kahveli mi, kakaolu mu neydi…
Kahverengiydi, çok güzeldi, mis kokuluydu ve tanesi beş kuruştu.
Ödev Kağıdı da yazılı sınavlarda kullanılan, özel olarak basılmış bir kağıttı.
Mesela, Kışla Caddesinde, kitapçıların vitrin camında, “3 Ödev Kağıdı 25 Kr.” yazıları olurdu.
Çok satılan bir şeydi çünkü.
Sonra öğretmen olan başkanımız Mehmet Özbey’e öğretmenlerimizin söylettiği, “Kırmızı gül demet demet/Sevda değil bir alamet” türküsü de hala kulaklarımda .
Şeker deyince aklıma geldi, Ankara Hukuk Fakültesinde okurken, İngiltere’de hakimlerin ne kadar maaş alacaklarının belirli olmadığını, bankadan istedikleri kadar alabileceklerini öğrenmiştim.
Bu arada, bir de, atanacak hakimler hakkında yapılan güvenirlik soruşturmasında, adayın çocukluğunda şeker çalıp çalmadığı, çaldıysa kaç şeker çaldığının bile tespit edildiğini, buna göre atanıp atanmadığını öğrendim.
Sol cenahta, insanların olaylar, olgular, siyasal kararlar karşısında ekonomik durumlarının etkilenişine göre tavır aldıkları yazılıdır.
Gençlerle ilgili de, “Gençlik, toplumun en dürüst, en çıkarsız düşünen kesimidir.” denir.
Gerçekten de gençler, olaylar, kararlar, gelişmeler karşısında kendi menfaatlerine göre değil, toplumun, vatanın, milletin menfaatlerine göre destekler veya karşı dururlar; ona göre iyiye iyi, kötüye kötü derler.
Çünkü kendileri öğrencidir, üretim süreci içinde değillerdir; ailelerinin eline bakarlar.
Bir başka deyişle, işlerine geldiği gibi değil, milletin işine geldiği gibi düşünür, hareket ederler.
Gençlerin bir özelliğinin de diğer insanlara göre çok daha fazla romantik olduklarını hepimiz biliriz.
Sözgelimi, boşanmayla sonuçlanan evliliklerin, çoklukla gençlerin kendi başlarına aldıkları kararla yaptıkları evlilikler olduğu söylenebilir.
Analarının, babalarının, gördüklerini, anladıklarını, onlar görüp anlayamayabilirler.
Halbuki, kendilerini canından çok seven ve aynı zamanda geniş hayat tecrübesi olan iki kişi daha vardır ve bu akıllar o evladı, bu yaşamsal kararı aşamasında daha güçlü kılacak ve de daha doğru karar vermesine yarayacaktır.
Ama o genç kişi bu akılları, bu fikirleri düşünüp, dinleyip değerlendirmez…
Gençlerimiz, bu romantizm nedeniyle, yani hayat pratiğini, hayat gerçeklerini dikkate almadan, konuyu somut gerçeklere indirgemeden, yani hissi karar verici olmaları yüzünden, ayrıca başka çürük sevdalara da duçar edilebilirler.
Bir boş hayale kolayca kaptırılabilirler.
Terör örgütlerinin ağına düşenler bunlardır.
Teröristi, ajanı, casusu, kışkırtıcısı, “Dinamiti patlatan fitil” olarak kullanır onları.
Fitil gibi ucu yakılıp, yana yana bombayı ateşlemeye gönderilenler, yani kendileri yanarak, bir siyasal hareketi başlatacak olan gençlerdir.
Her neyse…
Devletimiz gençlerimizi, çocuklarımızı kendi değerlerinden soyutlanmadan, tarihinden uzaklaşmadan, milletinin hassasiyetlerinden kopmadan, kültür emperyalizmine, terör elebaşlarına, Türkiye düşmanlarına yem olmadan, ruhen ve bedenen sağlıklı, fikri hür, vicdanı hür bireyler olarak yetişip hayata atılması için, gecesini gündüzüne katıp, dağı, taşı aşıp çalışıyor.
Ben burada, “Hepimiz, bu seferin neferi olalım!” derim, başka şey demem!

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

YÜREĞİN VARSA İSTİFA ET!

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.