DOLAR

13,4198$%0.29

EURO

15,2220%0.47

STERLİN

18,2191£%0.01

GRAM ALTIN

789,54%-0,04

ÇEYREK ALTIN

1.283,00%-0,31

BİTCOİN

526073฿%-7.15408

Öğle Vakti a 12:43
Malatya AÇIK -12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

İLKYAZI

2022 yılına “bismillah” diyerek bu satırlarla başlayalım.

Hasbihan Et

İLKYAZI

2022 yılına “bismillah” diyerek bu satırlarla başlayalım. Başlıkta adına “İlkyazı” dememdeki husus; her şeyin ilki olduğu gibi sonu da olacağına olan dair gözlemlediğimiz referanslardır. Emin olun bir gün olacak “Son Yazıyı da yazacağım. Bu hayat böyle çünkü. Tıpkı ilkbahar ile sonbahar gibi. Gece ile gündüz, yaşam ve ölüm arasındaki metaforik birliktelik gibi.

Aslında, bu “ilk” ile “son” arasındaki süre, koşullar, hayatın verdikleri-aldıkları, psikolojik nüanslar, handikaplar, var olma çabamız her şey bizi diğer yönden yaşama bağlayan sebeplerdir.

Kavgalarımız, hikayelerimiz, ekmek mücadelesi, dostlarımız, sevdiklerimiz, aşklarımız, acılarımız, beyhude duygularımız ise yaşam yolculuğunda üzerimize giydiğimiz birer elbiseden ibaret.

Bir gün temiz ve şık giyinir, olurda diğer gün pek önemsemeden, günlük hallerimizle idare edebiliyoruz. Bir gün aç bir gün tok kalmamızda ihtimaldir. Bir gün sevinçli ya da bir ertesi gün hüzünlü.

Yani, biz insanlar “coğrafya kaderdir” sözünün konvansiyonel alanı dışına pek çıkamadan bazı sosyolojik kavramlar, yasal gerekçeler, kültürel kodlar, ailesel kurallar arasına sıkışıp kalmış benlikler olarak hep bir yanımız eksik halde başlarız serüvenimize ve üç aşağı beş yukarı öyle de yaşayıp gideriz.

Yaşarken; kimimiz doktor olur bu süreçte, kimi öğretmen çıkar, hemşire oluruz, asker, kimisi gazeteci, veya futbolcu olur bazılarımız, toprakla uğraşan, bir de doğuştan şanslı burjuva olarak üst sınıfın temsilcileri şeklinde işçi, memur, çiftçi, emekçi kitlenin sırtından geçinip gidenler olur.

Demiştik ya, onlar doğuştan şanslı.

Ben yazmayı seçtim mesela. Karanlık bir kuyudan boşluğa seslenircesine. Bir meslek olarak kabul edilir mi edilmez mi tartışılır fakat yazmak eylemini neden seçtiğime gelince, (ilk kez) size şöyle bir özet geçmek isterim. İnsanlar bir işi-oluşu seçerken veya o yöne doğru evrilirken içinde bulundukları ortamın etkisi çok büyüktür.

İşte bende böyle bir kavga ve kaygıdan geliyorum. Uzak dağların ardında, güz renkli bir memleket, silaha-baruta saygı duyulan yerlerde dağ kokulu bir babanın evladıydım. Sanırım dört yaşında vardım yoktum. En fazla beş. Ürkek kahve gözlerimde son yapraklar iniyordu toprağa. Taş toprak evimizde yurt bulamamış kırlangıç öyküleri. Çınar’ın gölgesinde soluklanan çocukluğumla, kıvırcık saçlarıma değen duvarda gaz lambasının islerinde, yağmurların saydam cama asice vurduğu… Buz kesen bir Kasım gecesinde, ısrarlı havlayan köpek seslerinde başlamıştı her şey. Dışarıda ıslık çalan esrik bir fırtına sesini dinlediğimiz esnada kapımızı kırıp içeri girmişti askerler, çay bardakları sağa sola dağılmış demlik dökülmüştü yerdeki Isparta halı üzerine. Alnıma bir g-3 tüfeği dayanmıştı. 11 asker evin altını üstüne getirdikten sonra babamı saçma bir nedenle alıp götürmelerine ilaveten devamında kaç gece, kaç kez daha evimizi basıp, babamı alıp götürmeleri, o işkence izlerini gördükçe kafama koyduğum tek şey şu oldu:

“Bir gün büyüyeceğim ve babama yapılan bu haksızlıkların hepsini yazacağım.” dedim.

Sonra babam hapisteyken ilkokul defterime resmini yapa yapa iyi bir ressam olmuştum, özlemimi böyle gideriyordum ancak. O yıllara eş zamanlı olarak şiir yazmayı öğrenmiş, akabinde 11 bin civarı şiirim sıraya girecekti bugüne değin.

Ve o çocuklukta söz verdiğim, bir gün babama yapılan haksızlıkları yazacağım dediğim “Soğuktu, Ben Bu Hayatı Hiç Sevmedim, Kırık Dal” roman taslak müsveddelerini hiç kimseye göstermeden/bahsetmeden çelik bir kasanın dehlizlerine kilitlemem umulmadık yaraların kanıtıydı. Onları herhangi biriyle paylaşacak kadar cesur olmadığımı da biliyordum. Sonra yazdığım roman taslaklarına “T5, Süt Tuz Ağı” romanları ve yorgun bir ömürden arta kalan binlerle şiirler, makale ve öykülerim giriverdi.

Her yazı da haksızlığa başkaldırmam gerektiğinin ipuçlarına çokça rastlayabilirsiniz. Çünkü o dağ kokulu adam bir gün bana “ne olursa olsun haksızlıklara boyun eğme, canın pahasına karşı koy” demişti. Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur tezine katılmamla birlikte. Doğruyu dile getirmek hele bu zamanda korkunç bir risktir. Tehlikeli ve kimine göre ahmaklıktır. Olsun.

Yüzüme karşı açıkça da diyebilirsiniz. Hiç gocunmam. O ahmak benim ve yaşadığım sürece hep de öyle kalacağım.

Özet geçeceğim demiştim, çok özet sayılmasa da böyle.

Sizi bilmem ama 80 ihtilali beni yazan biri yaptı. Bir babanın hikayesinden çıkagelen kimliksiz duyguların kale duvarı sağlamlığında yıllar içinde örülmesi kadar kadim.

Onun için bu kalem yanlış yapmaz, adaletsiz vicdansız değildir. Bu yüzden her kelimemi özenle seçerim ben. Her sözcükte o dağ kokulu adamın yaşadıkları ve bana söylediklerini hatırlarım. Onun gördüğü haksızlıklarda ben kimseye haksızlık yapmamak için itinalı davranmam gerektiğini bilirim. Dahası kul hakkından korkarım. İlk yazıya halbuki melankolik başlamıştım, belki şehrin siyasetine bağlayacaktık, iş nerelere sıçradı gitti. Ah ah!

Dilerim herkesin ilk yazısı böyle trajik olmaz. Ve bu şehrin doğrularından yana dururuz, bunun için buradayız artık, bu köşedeyiz. BUSABAH’ta ilk yazımız bulanık biraz. Mağrur, biraz da pars ve piyasaya uygun değil. Neden özel hayatımdan bir pasaj açtığıma gelince, belki beni daha iyi anlamanız için. Evet, merhaba BUSABAH ailesi. Merhaba bu yazıyı okuyan kıymetli hemşerilerim. Herkese saygıyla, sevgiyle…

“Menfaatler ötesindeyim. Beklerim.”

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ŞARK KURNAZLARI

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.