“Zirve cinayeti ile ilgili olduklarına dair bilgi ve belgem bulunmamaktadır”

Malatya'daki Zirve Yayınevi katliamına ilişkin soruşturma sırasında, FETÖ’nün çıkarları doğrultusunda hareket ettiği gerekçesiyle 10 sanık hakkında açılan davanın iddianamesinde, FETÖ tarafından sahte ihbar mektupları yazdırıldığı ve o asılsız ihbar mektuplarını doğrulamak amacıyla gizli tanık ayarlandığı yer aldı.

FERDİ DURDU
FERDİ DURDU Tüm Haberleri

Şüpheli İlker Çınar, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığındaki savunmasında,

Zirve Yayınevi cinayetine ilişkin vermiş olduğum tüm ifadeler benim ifadelerimi alan FETÖ’cü, polis ve savcıların bana zorla cebir, tehdit ile imzalattıkları ve onlar tarafından yazılan kısımlardır. Bu esiri olduğum FETÖ benim ve diğerlerinin HTS’lerini kullanarak uyumlu ifadeler hazırladılar ve bana cebir, tehdit ve işkence ile imzalattılar

beyanında bulundu.

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca, biri Alman 3 kişinin öldürüldüğü Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin soruşturma sırasında FETÖ'nün talimatıyla, kendilerinden olmayan askerleri engellemek ve örgüt mensubu askerlerin önünü açmak için "İhbar mektupları" gönderilmesine ilişkin, örgütün sözde TSK imamı Hamdullah Bayram Öztürk, sözde teknik işlerden sorumlu yardımcısı Rıdvan Akovalı, sözde Jandarma Genel Komutanlığı sorumlusu Suat Yiğit, sözde Diyarbakır bölge sorumlusu Nihat Keskin'in de arasında yer aldığı 10 sanık hakkında hazırlanan iddianame, 5. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

10 bölüm 162 sayfadan oluşan iddianamede, “İftira Nedeniyle Mağdurun Gözaltına Alınmasına veya Tutuklanmasına Neden Olma, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma, Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme” suçlarından cezalandırılmaları istenen FETÖ mensuplarının, Zirve Yayınevine ilişkin suçu işlemediklerini bildikleri halde Zirve Yayınevi cinayetine azmettirdiklerine dair sahte ihbar mektupları yazdırılmak suretiyle askerler hakkında soruşturma ve kovuşturma yaptırılmasını sağladıkları, örgütün yazmış olduğu ihbar mektuplarını doğrulamak amacıyla da gizli tanık yaptırdıkları İlker Çınar’a asılsız ve doğru olmayan beyanda bulundurdukları belirtildi.

“ÖNCEDEN HAZIRLANMIŞ İFADELERİ İMZALATTILAR”

Şüpheli İlker Çınar ifadesinde, kendisinin FETÖ’nün esiri olduğunu, İstanbul’da 10 gün süreyle bir evde tutulduğunu belirterek, vermiş olduğu tüm ifadelerin polisler tarafından önceden hazırlanarak kendisine imzalattırıldığını ve kendisinin halen firarda olan eski savcı Zekeriya Öz’e ve Cihan Kansız ile FETÖ’den ihraç edilmiş olan Zirve davasının eski savcısı İsmail Aksoy’a her hangi bir belge teslim etmediğini ve savcıların kendisine önceden hazırlanmış olan ifadeleri imzalattığını ileri sürdü.

Şüpheli İlker Çınar, 27 Eylül’de Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan savunmasında, 1995 yılında Hristiyan olduğunu ifade etti.

2002 yılında İncil okulunu tamamladığını ve okuldan mezun olduğuna dair diploma aldığını beyan eden Çınar,

Tarsus merkezde Uluslararası Protestan Kilisesi'ni kurdum. Bu kilisenin kurulmasındaki maddi kaynak Tarsus'taki Amerikan misyonerleri tarafından karşılandı. Bu kilisenin başında papaz olarak tüm sorumluluk bana aitti. İhtiyar heyetinde ise Amerikalı misyonerler bulunmaktaydı. Bu kiliseyi yanlış hatırlamıyorsam 2003 yılında kurmuştuk. Biz kilise kurmak amacıyla Thomas T. ile birlikte tarihi bir taş bina satın aldık. Bu yeri aldıktan sonra kiliseye uygun bir hale getirmek için restorasyon gerekiyordu. Bu binanın tarihi bina olması nedeniyle koruma kurulu restorasyon yapamayacağımızı bildirdi. Benim karşı çıkmama rağmen Thomas T. gizli bir şekilde restorasyon yaptırmaya kalmış ve bu esnada Roma dönemine ait dört köşeli tarihi eser çıkmış. Thomas T., bu çıkan taşı alarak evine götürmüş. Ben de bu durumu sonradan Thomas T’den öğrendim. Ben de bu durumu Mersin Müze Müdürlüğü'ne bildirdim. Bunun üzerine Thomas T. hakkında polis işlem yaptı ve bahse konu taşa el koydu. Bu olay 2004 yılında meydana geldi. Thomas 1,5 yıl ceza alması üzerine Amerika'ya kaçtı. Bu olaydan sonra Thomas T. beni kiliseden aforoz etti. Bu aforoz etmesi sonucu ben dinden çıktım ve hiç bir kiliseye gidemedim. Ben bunun üzerine misyonerlere cephe almaya başladım. Ben afaroz olduktan sonra Tarsus'ta bulunan Eric O’nun kilisesine gitmek istedim ancak kabul etmedi. Bu sebeple ve Eric O’nun kilisenin gelirlerini kendi kişisel zimmetine geçirmesi nedeniyle tartışma yaşandı. Bu tartışmanın 2004 yılının Temmuz ayı gibi gerçekleştiğini hatırlıyorum. Ben bu tartışmanın sonrasında misyonerlik karşıtı işler yapmaya karar verdim ve Hristiyanlığa geçerek hata yaptığımı anladım. Tekrar Müslüman oldum

dedi.

Çınar, 2005 yılında Zekeriya B. ile irtibata geçtiğini kaydederek, şu beyanda bulundu:

Zekeriya B. ile irtibata geçme nedenim o dönemde misyonerlik karşıtı faaliyetlerinin olduğunu bilmem nedeniyledir. Zekeriya B’nin telefonunu buldum, misyonerliğin faaliyetleri hakkında görüştüm. Daha sonra yüz yüze görüştüm. Bu şahıs telefonla görüştüğümde Hulki C. ile arasının iyi olduğunu, programına çıkıp çıkamayacağım hususunu sordu. Ben de o programa Zekeriya B. ile çıktım, orada misyonerliğin zararlarını, insanları dinden nasıl soğuttukları hususları programda anlattım. Programın bitiminde sonra tekrardan Tarsus'a döndüm. Bu programa çıkıp misyonerler hakkında konuşmam nedeniyle misyonerler tarafından tehdit edilmeye başladım.

“UYUMLU İFADELER HAZIRLADILAR BANA CEBİR, TEHDİT VE İŞKENCEYLE İMZALATTILAR”

Zirve Yayınevi'nde üç kişinin öldürüldüğünü basından öğrendiğini ileri süren İlker Çınar,

Cinayet gerçekleştikten sonra da 2009 yılının Mayıs ayına kadar çeşitli tarihlerde birden fazla kez Malatya'ya gittim. Malatya'ya gittiğimizde misyonerlerin faaliyetleri ve bunların devlete tehlikesi ile ilgili konular konuşuluyordu. Misyonerlik faaliyetleri ile ilgili istihbarı çalışma adı altında Mehmet Ü., Haydar Y., Abdullah A., Ruhi A. ile görüştüm. Benim kesinlikle bu kişilerin Zirve cinayeti ile ilgili olduklarına dair bilgi ve belgem bulunmamaktadır ve bu kişilerin cinayetle alakası olduğuna ilişkin vermiş olduğum tüm beyanlarım yalandır. Bana sormuş olduğunuz bana ait ifade tutanakları, duruşma tutanaklarındaki beyanlarımı FETÖ'nün elinde esir olmam nedeniyle işkence, darp ve cebir altında verdim. Ben kesinlikle Zirve Yayınevi cinayetinin kim tarafından nasıl işlendiği, kimlerin azmettirdiği konusunda herhangi bir bilgim yoktur. Benim daha önceki vermiş olduğum ifadelerimdeki ve duruşma zaptındaki beyanlarımdan sadece yukarıda bahsetmiş olduğum Mehmet Ü., Haydar Y., Abdullah A. ve Ruhi A. ile görüşmelerim ve bu görüşmelerde misyonerlik faaliyetleri ile ilgili onlara vermiş olduğum misyonerlik faaliyetlerine ilişkin bilgiler doğrudur. Bunun dışında Zirve Yayınevi cinayetine ilişkin vermiş olduğum tüm ifadeler benim ifadelerimi alan FETÖ’cü, polis ve savcıların bana zorla cebir, tehdit ile imzalattıkları ve onlar tarafından yazılan kısımlardır. Bu esiri olduğum FETÖ benim ve diğerlerinin HTS’lerini kullanarak uyumlu ifadeler hazırladılar ve bana cebir, tehdit ve işkence ile imzalattılar

iddialarında bulundu.

“ZEKERİYA ÖZ VE BİR EKİP TARAFINDAN HAZIRLANMIŞ İFADELERDİR”

Gerek Deniz Uygar gerekse İlker Çınar adı ile gerek tanık sıfatıyla gerek müşteki şüpheli gerek şüpheli sıfatıyla yazılmış olan ifadelerin hiç birini ben vermedim” diyen Çınar, şu beyanda bulundu: “Bu ifadeler cebir, tehdit ve zorlama ile bana zorla imzalatılmış ifadelerdir. Ayrıca, duruşma zabıtlarında da gerek İlker Çınar gerekse Deniz Uygar adı ile vermiş olduğum tüm beyanlar bana ait beyanlar değildir. Duruşmada vermiş olduğum beyanlarımı kabul etmiyorum. Bana sormuş olduğunuz ifade tamamen Zekeriya Öz ve saymış olduğum kişilerin hazırlamış olduğu ifadelerdir. Bana sormuş olduğunuz ifadedeki Hurşit T. ile ilgili ve TUSHAD ile ilgili ifadeleri kabul etmiyorum. Ben zaten Hurşit T’yi tanımıyorum. Yine bana sormuş olduğunuz Levent E’yi de tanımıyorum. Hurşit T. ve Levent E. hakkında ben böyle bir ifade vermedim. TUSHAD'a ilişkin kimliği kimden aldığımı yukarıda söyledim. İstanbul'a Hüseyin Ö’nün yanına gittiğimde, TUSHAD kimliğinin bende olduğundan haberdardı. Ayrıca, Hüseyin Ö. ile görüştüğümde bana sormuş olduğunuz kırmızı belgelere yazılı iki tane sözde TUSHAD talimatlarını verdi ve bana hitaben ''Sana verilen TUSHAD kimliğini ve iki adet kırmızı belgeyi Ankara'dan gelen ekibe vereceksin, teslim edeceksin'' şeklinde söyledi. Daha sonra bana verilen iki adet kırmızı belgeyi ben kaybettim. Bende sadece TUSHAD kimliği kaldı. TUSHAD kimliğini benden Ankara'dan tanık korumadan gelen kişiler teslim aldı. Ben kimliği teslim ettikten sonra yukarıda bahsetmiş olduğum Kenan isimli şahıs bana kimliği ve kırmızı belgeleri teslim edip etmediğimi sordu. Bende kendisine kimliği Ankara'dan gelen tanık koruma ekibine teslim ettiğimi, kırmızı iki adet belgeyi kaybettiğimi söyledim. Bunun üzerine Kenan kaybetmiş olduğum 2 adet kırmızı belgeyi CD ortamında bana getirdi ve “bunu Malatya'ya gittiğinde savcılığa teslim edersin” dedi. Ben de Malatya'ya geldiğimde savcıya teslim ettim. Bu belgelerin ve kimliğin düzenlenmesinde benim herhangi bir dahilim yoktur. TUSHAD diye bir örgütü bilmem. Ben kesinlikle TUSHAD’da “Hamit” kod adını kullanmadım. Mehmet Ü., Hurşit T., Ruhi A., Murat G., Levent E.G., Mehmet Ç., Abdullah A’nın cinayetle ilgisi olduğuna ilişkin beyanlarda Zekeriya ÖZ ve yukarıda söylediğim ekip tarafından hazırlanmış ifadelerdir. Bu ifadeler bana ait değildir. Ben cebir, baskı ve tehdit sonucu bunları imzaladım.

Dosya kapsamında yapılan tespit ve hukuki değerlendirmede, Zirve Yayınevi cinayeti öncesinde veya sonrasında mahrem abileri şüpheliler Hamdullah Bayram Öztürk, Rıdvan Akovalı, Suat Yiğit, Nihat Keskin, Nihat Özçelik, Özgür Birdal, Mehmet Ali Badak ve Deniz Civelek ile örgütün içerisinde yer alan şüpheli Adnan Dinçer'in örgüt hiyerarşisine bağlı bir şekilde, örgütün emir ve talimatları sonrasında, fikir ve eylem birliği içerisinde aynı amaç doğrultusunda müştekilerin suçları işlemediklerini bildikleri halde müştekiler hakkında ihbar mektubu yazdırmak suretiyle soruşturma ve kovuşturma başlamasına neden olduklarına yer verildi.

Değerlendirmede ayrıca,

Zirve YayıneEvi cinayetinin işlenmesinden sonra müştekiler Haydar Y. ve Mehmet Ü. ile bu kişilerle çalışan diğer bir takım müştekiler hakkında gönderilen ihbar mektuplarının o dönem İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda görev yapan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında meslekten ihraç edilen Zekeriya Öz ile Cihan Kansız'a ulaşmasının akabinde şüpheliler hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Adam Öldürmeye Teşebbüs ve benzeri suçlar yönüyle soruşturmalar başlatıldığı, başlatılan bu soruşturmalar kapsamında Zekeriya Öz ve Cihan Kansız tarafından örgütün istek ve talimatları doğrultusunda gerçek olmayan beyanda bulunan sözde gizlik tanık İlker Çınar'ın iddianamenin üst kısmında açık bir şekilde yazılan gerek gizli tanık Deniz Uygar kod adıyla gerekse müşteki sıfatıyla beyanlarının alındığı, bu kapsamda şüpheli İlker Çınar'ın alınan bu beyanları ile ihbar mektupları içeriklerinin birbirine benzerlik göstermesi, şüpheli İlker Çınar'ın alınan ifadelerinde telefon numarasına kadar en ufak ayrıntıların bile çok net bir şekilde yazılması, soruşturma aşamasında alınan beyanlar ile yargılama sırasındaki vermiş olduğu beyanlar arasında bariz çelişkiler olması, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Hakimler Savcılar Kurulu'nda alınan beyanında ve Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan beyanlarında daha önce Zirve Yayınevi cinayeti soruşturması ve kovuşturmasında vermiş olduğu beyanları tamamen yalanlayarak çelişkili beyanda bulunması ve daha önce alınan beyanlarında örgütün zorlaması ve onların hazırlaması sonucu verdiğini beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde şüpheli İlker Çınar'ın örgüt imamlarını deşifre eden, misyonerlik faaliyetleri hakkında istihbarat çalışması yapan Mehmet Ü. ve onunla çalışan diğer müştekiler ile müşteki Ahmet H.T. hakkında örgüt ile tam olarak tespit edilemeyen ilişki sonrasında örgütün istekleri doğrultusunda örgüt tarafından gönderilen ihbar mektuplarını doğrulamak amacıyla müştekiler Mehmet Ü., Haydar Y., Ahmet H.T., Ruhi A., Murat G., Mehmet Ç., Abdullah A., Adil A., Adem G., Levent E.G. hakkında suçları işlemediklerini bildiği halde örgütün diğer üyeleri ve jandarma sorumluları olan veya bu yapılanma içerisinde yer alan şüpheliler Hamdullah Bayram Öztürk, Rıdvan Akovalı, Suat Yiğit, Nihat Keskin, Nihat Özçelik, Özgür Birdal, Mehmet Ali Badak ve Deniz Civelek, Adnan Dinçer ile birlikte aynı amaç doğrultusunda asılsız ve doğru olmayan ifadeler vermek suretiyle müştekilerin evinde arama el koyma yapılmasına, gözaltına alınmalarına ve tutuklanmasına sebep olduğunun anlaşıldığına

dosya kapsamında yapılan tespit ve hukuki değerlendirmede yer verildi.

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, halen kırmızı bültenle hakkında yakalama kararı bulunan ve Amerika’da olan FETÖ’nün sözde TSK ve Emniyet İmamı Hamdullah Bayram Öztürk, FETÖ’nün sözde mahrem imamları Adnan Dinçer, Deniz Civelek, Mehmet Ali Badak, Nihat Keskin, Nihat Özçelik, Özgür Birdal, Rıdvan Akovalı, Suat Yiğit ile İlker Çınar olmak üzere 10 sanık bulunuyor.

28 Nis 2021 - 09:52 Malatya- Gündem

Muhabir Ferdi Durdu


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Malatya'nın en başarılı siyasetçisi kimdir?