İSLAM’DA EĞİTİM VE ÖĞRETİM

Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş, “İnsan Allah tarafından yaratılmıştır ve varlığını Yaratıcı’ya borçludur. O, yaradılışı icabı kötü değildir, fakat cehaleti sebebiyle bir şekilde kötülük işleyebilmektedir. Bu yüzden insanın bilgi ve eğitime ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaca binaen vahiy ‘İkra (Oku)’ emriyle başlamıştır” diyerek, önemli bilgiler paylaştı.

Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş, şunları kaydetti:

“Dünyaya hiçbir şey bilmez halde gelen insan (Nahl, 16/78) hayatta kendisi için gerekli olan bilgileri sonradan öğrenir. Demek ki insana rehberlik edilmesi, başkalarıyla münasebetlerini düzenli biçimde sağlayacak değerlerin ona öğretilmesi gerekmektedir. İşte bunların hepsi eğitimle gerçekleşir. Bundan dolayı yüce Allah, insanı yaratmakla yetinmemiş, ayrıca ona kalemle yazmayı ve bilmediği şeyleri öğretip onu Kur’an’la eğitmiştir. (Rahman, 55/1-3)

İLİM VE EĞİTİM

Her çağın şaşmaz rehberi olan Kur’an, insanları bilgilendirici ve eğitici ayetlerle doludur. Onun temel amaçlarından biri de, insanı aklen ve ahlaken Allah’a yöneltip onu kötülüklerden ve cahilce davranışlardan alıkoymaktır.

Kur’an’da ilim kelimesi, ‘vahiy yoluyla verilen kesin ve doğru bilgi’ anlamında kullanılır.  (Bakara, 2/120,145)

İlim, bir şeyi veya gerçeği tam olarak bilmektir.(el-Müfredat, s.580) Bunun için delili olan bilgiye ilim denir. Bilgini pratik alanı ve anlamı ise bilineni uygulamaktır. Kur’an bilimsel bilgiden ziyade bilginin nasıl bir amaç için kullanılacağı üzerinde durur; o, aklın doğru kullanılmasına rehberlik ve doğru davranışa ikna eder. Bu da insanı eğitmek demektir.

Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendirme; onu, din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek duruma getirme faaliyetidir.

Eğitimin amacı, sömürü sistemlerine boyun eğen köle insan değil, iyi ve olgun insan yetiştirip yeni nesli hayata ve geleceğe hazırlamaktır. İyi insan edepli insandır. Bunun da en güzel örneği, Kur’an’ın şahitliğiyle insan-ı kamil olan Hz. Peygamber (as)’dir. (Kalem, 68/4)

Demek ki eğitimin esas amacı, bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin güçlendirilmesi, ruha edebin verilmesi ve insanın te’dib edilmesidir. Dün olduğu gibi bugün de bilgisini ve imanını kendisine rehber edinen, islamı tam olarak özümseyip yaşama şevkini Allah sevgisiyle bütünleştiren, hayata aktif ve olumlu biçimde katılıp sosyal akışa öncülük eden iyi yetişmiş bir nesle ihtiyaç vardır. Hiç kuşkusuz bu ihtiyaç, bilgi ile hikmeti bütünleştiren, insanı aktif ve verimli kılan ideal bir eğitimle karşılanabilecektir.

Eğitimin en önemli ögesi doğru bilgidir. Doğru bilgi tüm erdemlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilginin yozlaştırılmasıdır. Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konumunda bulunan kimselerin edepten uzak olma halleridir. Dünyanın içine düştüğü handikaplar bu yüzdendir.  Bu durum iyi bir eğitimin kişi ve toplum açısından önemini ortaya koymaktadır.

İLİMLE MEŞGUL OLANLARIN YANINA OTURDU

Peygamberimiz (s.a.s)’in hayatından eğitim ve terbiye tabloları:

Sevgili Peygamberimiz (sav), kendisinin bir muallim olarak gönderildiğini ve esas vazifesinin bu olduğunu ifade buyurmuşlardır.  Rasûlullâh (s.a.s) bir gün mescide girince halka hâlinde oturmuş iki grupla karşılaştı. Gruplardan biri Kur’an-ı Kerim okuyor ve Allah Teâlâ’ya duâ ediyordu. Diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunu gören Nebiyy-i Muhterem (s.a.s) Efendimiz:

‘Bunların hepsi hayır üzeredirler. Şunlar Kur’ân-ı Kerîm okuyor ve Allah Teâlâ’ya duâ ediyorlar. Allah dilerse onlara (istediklerini) verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. Ben de ancak bir muallim olarak gönderildim’ buyurdu ve hemen ilimle meşgul olanların yanına oturdu. (İbn-i Mâce, Mukaddime, 17)

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sav) çok kısa sürede ulaştığı muvaffakiyet, nübüvvet nurunun yardımıyla tatbik ettiği talim ve terbiye usullerine dayanmaktadır. İnsanların gönüllerine ulaşmanın en kısa yollarını tespit için, Allah Resûlü’nün (sav) tatbik ettiği bu esasları açık bir şekilde ortaya koymak, anlamak ve uygulamak gerekmektedir.

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in (sav) ashabını terbiye ve tezkiyede en çok kullandığı usul sohbettir. Efendimiz’in (sav) sohbet meclisleri, ilâhî rahmet, bereket, feyiz ve sekînetin sağanak sağanak yağdığı cennet bahçeleri olmuş, ashab-ı kiram bu feyizli muhitlerde en güzel şekilde yetişme imkânı bulmuştur. Müslüman olmak üzere Mescid’e gelen Ka’b bin Züheyr -radıyallâhu anh-, Sevgili Peygamberimiz’in (sav) ashâbını nasıl yetiştirdiğine şâhit olmuştur. Ka’b’ın ifâdesine göre Rasûlullâh (a.s) halka halka oturan ashabının arasında bulunuyor, kâh o taraftakilerle, kâh bu taraftakilerle sohbet ediyordu. (Hâkim, III, 671) Bu, Allah Resûlü’nün (sav) hayatı boyunca tatbik ettiği en mühim terbiye metodudur.

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in (sav) eğitim ve öğretimde üzerinde durduğu diğer bir  husus tatbik ederek öğretmesidir. Muhatabın, meseleyi kolayca anlayıp uygulayabilmesi açısından en faydalı metod budur. Amr bin Şuayb’ın dedesinden rivâyetine göre bir adam Fahr-i Kâinât Efendimize (sav) gelerek:

­-Yâ Rasulallah! Abdest nasıl alınır, diye sordu. Allah Rasûlü (sav) hemen bir kapla su istedi. Ellerini, yüzünü, kollarını üçer kez yıkadı. Ardından başını meshetti. İşaret parmaklarını kulaklarına sokarak baş parmakları ile kulaklarının dışını, işâret parmaklarıyla da içini meshetti. Sonra da ayaklarını üç kez yıkadı ve:

‘_ İşte abdest bu şekilde alınır. Bundan eksik veya fazla yapan kimse yanlış yapmış olur’ buyurdu. (Ebû Dâvûd, Tahâret, 52)

BASİTTEN ZORA DOĞRU BİR YOL TAKİP EDERDİ

Efendimiz (sav), talim ve terbiyede basitten zora doğru bir yol takip ederdi.

Bir sahabi şöyle anlatıyor:

‘Biz, Peygamber Efendimiz’den on ayet alır, bunlardaki bilgileri ve amelleri öğrenmeden diğer on ayete geçmezdik. Resûlullah (a.s) bize hem ilim hem de ameli (birlikte) öğretirdi.’ (İbn-i Hanbel, V, 410; Heysemî, I, 165)

Sevgili Peygamberimiz (sav) her ne sebeple olursa olsun muhatab olduğu insanlara, kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden mutlaka değer verirdi. Onlara hep gönüllerini ferahlatacak, kendilerine olan güveni artıracak konuşmalar yapardı.

Hz. Enes (r.a)’in haber verdiğine göre Rasûlullâh (a.s) bir kimseye rastladığı zaman onunla konuşur, o kişi ayrılmadıkça da yüzünü ondan çevirmezdi. Musâfaha yaptığında, o kimse elini çekmeden elini çekmezdi. İnsanları küçük gören ve alaya alan bir söz, Efendimiz’in (sav) fem-i mübareklerinden asla vârid olmamıştır. Onun nazarında mü’min her hâliyle kıymetli idi. Peygamber Efendimiz (sav), muhatabına, sahip olduğu güzel haslet ve faziletleri zikrederek iltifatta bulunur, onun gönlünü kazanır, böylece ya hidâyetine veya İslâmî hakikatleri öğrenmesine vesile olurdu.

Efendimiz’in (sav) terbiyesinde dikkat çeken yönlerden biri de muhatabının seviyesini dikkate almasıdır.

Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- İbn-i Abbas (r.a)’ya:

‘– Ey İbn-i Abbas, insanlara akıllarının almayacağı bir söz söyleme. Zira böyle yapman fitneye düşmelerine sebep olur’ tavsiyesinde bulunmuştur. (Deylemî, V, 359)

Allah Resûlü’nün (sav) terbiye metodunda en çok karşılaştığımız bir husus da muhataplarına ihsan ve ikramda bulunmasıdır.

Suffe ashâbı fakir kimselerdi. Bir keresinde Efendimiz (a.s) şöyle buyurdu:

‘– İki kişilik yemeği olan (suffe ashâbından) bir üçüncüsünü; dört kişilik yemeği olan da bir beşincisini ve hatta altıncısını yemeğe buyur edip götürsün!’

Ebû Bekir, onlardan üç kişiyi evine getirdi. Nebî (a.s) de on kişiyi alıp götürdü.’  (Buhârî, Mevâkît, 41; Müslim, Eşribe, 176, 177)

İyiliğin, ihsan ve ikramın gönülleri kazanma ve ruhlar üzerinde tesir icra etme bakımından ne kadar ehemmiyetli olduğunu bilen Allah Resûlü (a.s),  yine ümmetine şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

‘Kim sizden Allah adına sığınma talebinde bulunursa onu muhafaza edin, kim Allah adına isterse ona verin,  kim sizi  davet ederse ona icabet edin, kim size bir iyilik yaparsa karşılıkta bulunun, şayet verecek bir şey bulamazsanız, ona  isteğinin verilmiş olduğunu görünceye kadar duâ edin.’ (Nesâî, Zekat, 72; Ebu  Davud, Zekat, 38)

KABİLİYETLERİ KEŞFEDİP GELİŞTİRMEK

Eğitim ve öğretimde dikkat edilecek hususlardan biri de kabiliyetleri keşfedip geliştirmektir.

Abdülkays heyeti Medine’ye gelmişlerdi. Heyetin başkanı Abdullah bin Avf, Peygamberimize (sav) gitmeden önce yol elbiselerini çıkardı, güzel ve temiz bir elbise giydi. Diğerleri ise yol elbiselerini çıkarmamışlardı. Peygamber Efendimiz’in (sav) yanına vardılar. Allah Resûlü (sav) onlara hoş geldiniz deyip duâ ettikten sonra:

‘– Abdullah el-Eşec hanginizdir?’ diye sordu. Abdullah bin Avf:

– Yâ Rasulallah, benim, dedi. Abdullah görünüm itibariyle çirkin bir kimseydi. Allah Resûlü (sav) kendisine bakınca o:

– Yâ Rasulallah, insanın derisinden tulum yapılıp ondan su içilmez ki! Kişinin sadece iki küçük şeyine değer verilir: Dili ve kalbi! dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

‘– Abdullah! Sende Allah’ın sevdiği iki haslet var’ buyurdu. Abdullah bunların ne olduğunu sorunca da:

‘– Hilim ve teenni’ buyurdu. (İbn-i Sa’d, I, 314; V, 557-560)

Fahr-i Kainât Efendimiz (sav), insanları terbiye ederken onların hatalarını tashihe önem vermiş, bunları düzeltirken çok dikkatli davranmış ümmetine de bu güzel ahlakla süslenmelerini tavsiye etmiştir:

‘Allah Teâlâ kullarına lütufkârdır. Onlara kolaylık gösterilmesine memnun olur. Zorluk çıkaranlara ve başkalarına vermediği sevabı, kolaylık gösterenlere verir.’ (Buhârî, Edeb, 35; Müslim, Birr, 77)

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav), insanların ve özellikle henüz İslâmî terbiyeyi almamış bedevilerin uygunsuz davranışlarına karşı hep rıfk ve mülâyemetle muamele etmiştir. Onların sert tavırlarına sertlikle değil, bilakis onların kalplerini cezbedecek şuurlu bir yumuşaklıkla mukabelede bulunmuştur. (Ebû Dâvûd, Tahâret, 136)

Rasûlullâh (s.a.s), gördüğü hatalı davranışlarda hatayı işleyen kişiyi bizzat muhatap almaksızın sanki herkese söylüyormuşçasına genel ifadeler kullanırdı. Böylece hata işleyen kişinin toplum içinde rencide olmadan yanlışını düzeltmesini sağlardı.

Hz. Âişe’nin anlattığına göre Peygamberimiz (sav), birisinin kendisi hakkında bir şey söylediğini duyduğunda:

‘Falana ne oluyor ki şöyle şöyle söylüyor.’ demez de ‘Bazı kimselere ne oluyor ki şöyle şöyle söylüyorlar.’ derdi. (Ebû Dâvud, Edeb, 6)

Efendimiz (s.a.s) bazen de muhataplarının hatasını onlara yakıştıramadığını hissettirmek maksadıyla:

‘– Bana ne oluyor ki sizi böyle görüyorum.’ buyururdu. (Buhârî, Menâkıb, 25; Müslim, Salât, 119)” (Haber Merkezi)

23 May 2019 - 08:12 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Malatya Markaları

Malatya Busabah Gazetesi, Malatya ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (422) 325 11 19
Reklam bilgi


Anket Malatya'nın En Başarılı Belediye Başkanı?