DOLAR

9,2857$%0.25

EURO

10,7939%0.15

STERLİN

12,7642£%0.08

GRAM ALTIN

526,04%-0,05

ÇEYREK ALTIN

8.390,70%-1,14

BİTCOİN

572844฿%0.50312

İkindi Vakti a 15:22
Malatya AZ BULUTLU 17°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

GÖZÜMÜZÜ BEŞ AÇALIM

Kıymetli Malatyalılar, sevgili hemşerilerim nasılsınız…Aşınızı yaptırıyor

Hasbihan Et

GÖZÜMÜZÜ BEŞ AÇALIM

Kıymetli Malatyalılar, sevgili hemşerilerim nasılsınız…

Aşınızı yaptırıyor, koronaya dikkat ediyorsunuz inşallah!

Bilim insanları, hem de gururumuz Türk bilim insanları aşıyı icat edip bütün insanlığa armağan ettiler.

Büyük Devletimiz bol bol aldı, ayağımıza getirdi, parasız,ricasızsağlığımıza sundu.

Durulur mu!

Duranlara,kızmasınlar aklı duranlar derim valla.

Koronayı etkisizleştirelim, işimize gücümüze bakalım, eşimize dostumuza sarılalım.

Memleketimize bakalım.

Seferberlik havasındaki Devletimizin olağanüstü çabasına katılalım.

Üzerimize serpilmiş ölü toprağını atalım.

Kalkınalım.

Kötümserlik işlenmiş beynimize.

Pahalılık, işsizlik, mutsuzluk laflarıyla konuşmak ezberletilmiş dilimize.

Ağlamak alıştırılmış gözlerimize.

Öyle ya doğu toplumuyuz…

Avrupa’dangezmeye gelen yurttaşlarımızın ağzından artık Türkiye’mize övgüler duymaya başladık.

Eskisi gibi, doğası, havası, meyvesi, sebzesiyle değil sanayisiyle,  milli savunmasıyla, yollarıyla, barajlarıyla, tarihi eserlerine, çevre değerlerine, geçmişine sahip çıkmasıyla, dünyanın neresinde olursa olsun vatandaşına yoldaş olmasıyla ilgili övgüler duyar olduk.

“Biz adam olmayız!”, “Böyle gelmiş böyle gider!”, “Adam sende, sen mi düzelteceksin!” uyuşukluklarını, kalıplarını kıralım.

Eğri oturup doğru konuşmak zor, duruşumuzu düzeltelim.

Kars’tan, Adana gibi bir güzel şehre tayini çıkan bir öğretmen arkadaşımın memnuniyetsizliği  karşısında, “Nereye çıksa sevinirdin, neresi güzel?” diye sorunca, “Hiçbir yer” diye kesip attığını unutamam.

Güzel bakalım, güzel görelim.

Bir volksvagen araba almıştım. Kaplumbağa varya!

Altmış üç modeldi.

O zaman ‘model’  ney bilmiyordum.

Ankara’da yaşayan dayım oğlu, “Modeli çok eskiymiş” deyince, “Önemli mi?” demiştim de, “Niye evlenirken hanımının yaşına bakmadın mı?” demişti.

Bu, ‘hanım’ örneklemesini, bir de Adana İmam Hatip Lisesinde hocayken bir arkadaştan duymuştum.

Öğlen vakitleri okulda öğrencilerle, cüzi bir parayla yemek yerdik.

O meyve olarak elma vardı ve kapının yanında bir sandıkta duruyordu. Herkes bir elmasını alıp masaya oturuyordu. Bir öğretmen arkadaş  bayağı bir uğraştan sonra elmasını seçip yanımıza geldi.

Nazım geçtiği için, “Niye o kadar seçiyorsun. Kalanları kim yiyecek?” deyince, hemen cevabı yapıştırmıştı, “Niye sen evlenirken hanımını seçmedin mi?”

Evet, ‘model ne’ bilmezken, yirmi altı yaşındaki bir araba almıştım.

Kapısı tutmuyor, motoru bazen çalışmıyordu.

Yolda çok kaldım.

Trafik polisi bile iteledi motoru çalıştırmam için.

Tecde’de, Yusuf Kenan Lisesinde öğretmen, Ankara Hukuk’ta da öğrenciydim.

Öğlen arası arabaya binmiş, kitabı açmış, hukuk okuyordum.

Okulun memuruMuzaffer bey geldi. Muzaffer bey ki, uyanık, kulağı delik bir arkadaşımızdı.

Camlar siyah jelatinli olduğu için benim içeride olduğumu görmemişti.  Arabanın arkasına geçti.  Sırtını döndü. İki eliyle tampondan tutarak arabayı sallamaya başlayınca, ben birinci viteste, kontak anahtarı üzerinde duran arabayı çalıştırıp hızla hareket ettim.

Muzaffer bey neye uğradığını şaşırdı. Bağıra bağıra arabanın arkasında koşmaya başladı.

İlerde derin bir çukur vardı. Oradan korkuyordu.

Çukura gelince durdum. Kahkahayla indim aşağı.

Muzaffer Bey şoktaydı.

Hiç bozuntuya vermeden, “Bir şey değil, üzerime araba sayılacaktı.” dedi…

Araba külüstürdü ama esas arabaymış gibi herkesi bindirip oraya, buraya götürüyordum. Pikniğe götürüyordum. Otobüs terminaline yolcu götürüyordum, Gelen yolcuları alıyordum.

Bir gün, Kışla Caddesinin başında, Akpınar’a dönmek için durdum, yol açıldı hareket ettim, yokuş aşağı giderken bir baktım ki fren pedalı boşta. Oraya buraya derken zorlukla durdum. Trafik polisi koştu geldi. ‘Ne yapıyorsun, ters yola girdin’ dedi. ‘Fren boşaldı’ dedim. Baktılar, fren pedalının altında bir çengel varmış, çıkmış. Taktılar da devam ettim.

Dilek’teki,ana baba ocağının önünde,  Şahnahan Kanalında hem yüzüyor hem güle oynaya kaplumbağayı yıkıyordum.

Hanım geldi, keyfimden ona, “Sanki anam babam, ‘Oğlum,sefa süresin inşallah’ diye dua etmişler bana.” dedim.

Halbukibir ayağım sanayideydi.

Yıldokzanlar.

Şahinl’er, Doğan’lar, Doğan S, Doğan SL, Doğan SLX’lervardı, ki her biri şimdiki Passat’tan nazlıydı.

Evet arkadaşlar, bu kaplumbağayı sürerken ben, kendimi “Sefa süren” biri gibi görüyordum.

Annem, “Oğlum eskisi olmayanın tezesi olmaz.” derdi.

Sonra altı buçuğa aldığım bu arabayı, doksan üçte otuz üçe Memet Mumcu’ya sattım.

Daha da ikinci el araba almadım.

Gece mavisi bir reno aldım ki, bakmaya kıyamıyordum.

Bir gün okulun bahçesinde, kaputunu açmış motoru siliyordum. Müdürümüz Ali Dağ da bakıyordu. Ona, “Bak, ‘Bu araba Selahattin Sarıoğlu için özel olarak üretilmiştir’ yazıyor burada.” deyince,inanıp, “Nerede yazıyor?” diye hızla bakmaya geldi.

Avukat olmuştum.

Bir gün bir gözaltı nedeniyle Sanayi Karakoluna gittim. Araçtan indim. İçeride bir polis memuru, “Avukatlar renoya biniyorlar mı?” dedi. Bunu da unutamadım.

Evet sevgili kardeşlerim, biri “Nasılsın, iyi misin?” diye sorduğunda, “Bu pahalılıkta nasıl iyi olunur?” deyip dört gözle ağlamamak gerekir.

Mutluluk madde değil, mana işidir.

Bana göre, mutluluk varlıktan değil, olsa olsa varlık mutluluktan doğar.

Yetingen olmak, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak; sonra da,ar etmeden, işleyen demir parıldar misali azimle çalışmak, ekmeğimizi taştan çıkarmak gerekir.

Bir de günümüzdeki Türkiye’mize baktığımızda, büyük Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılacak seviyeye geldiğimizi görebilmemiz lazım.

Ve hepsinden önemlisi çağdaş medeniyet yolunda olduğumuzu ve sağlam adımlarla ilerlediğimizi ayan beyan görüyorum.

Avrupa ülkeleri bizden de ayan beyan görüyorlar.

Görüyorlar ki, durdurmak istiyorlar, “Muhalefetle bir olup Erdoğan ve Ak Parti iktidarını devireceğiz!” diyorlar.

Ne olur, uyanık olalım,  gözümüzü dört değil beş açalım.

Bu oyunun piyonu değil, veziri olalım lütfen!

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

GÖZLER TÜRKİYE DE

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.