DOLAR

16,3210$% -0.31

EURO

17,5202% 0.22

STERLİN

20,5593£% -0.06

GRAM ALTIN

970,71%-0,40

ÇEYREK ALTIN

1.581,00%-0,68

BİTCOİN

473748฿%-2.52143

Akşam Vakti a 19:46
Malatya AÇIK 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

GELENEKSEL MALATYA EVLERİ

Hasbihan Et

GELENEKSEL MALATYA EVLERİ

 

Malatya’da geleneksel evlerimiz tek katlı ya da iki katlı plan üzerine yapılırdı. Az da olsa üç katlı konaklara rastlanırdı.(İstanbulluoğlu Konağı).

Geleneksel mimarimizin en seçkin örneklerinden olan, aynı zamanda çocukluğumun da geçtiği 1915 yılında yapımına başlanan İstanbulluoğlu Konağından kesitler sunmak istiyorum, bu vesileyle geleneksel evlerimizi de anlatmış olurum diye düşünüyorum.

60’lı yılların sonuna dek ev denilen mekânlar öylesine bir dünyaydı ki, insanlar ihtiyaç duydukları şeylerle birlikte yaşarlardı bu evlerde. Atlar, eşekler, katırlar, tavuklar, köpekler, kediler,  o evin dünyası içinde ve evin küfleti addedilirdi. Kısacası, hayvansız, ahırsız, avlusuz, bahçesiz, kuyusuz, su damsız, eyvansız, hıznasız ev düşünülemezdi.

Çocukken duvar yapımıyla ilgili konuşmalar geçtiğinde “anaç”, “kuzu” gibi sözcükler duyar ve bunların ne olduğunu merak ederdim. Bu sözcüklerin yapı malzemesi olduğunu çook sonraları öğrenecektim! Konakda yapı malzemesi olarak kesme taş, kerpiç ve ahşabın kullanıldığını, duvarların 80cm. eninde ‘anaç’ denilen ve 40cm.eninde kuzu denilen, toprak ile samanın karıştırılarak hazırlanan, kerpiç olduğunu, Bu kalınlıkta kullanılan kerpiçin yapıya aynı zamanda iyi bir izolasyon sağladığını, kışın sıcak yazın serin bir ortam yarattığını da çok sonraları öğrenecektim.

Konağın iç oda bölümünün duvarları genelde tek kuzu veya tek anaç üzerine örülmüştü. Duvarları bağlayan ahşap hatılların arası kerpiç ile doldurulmuştu. Kerpiç duvarlar içten ve dıştan çamurla sıvanmış, beyaz kireç badana ile boyanmıştı.

Konağın temeli cephede 1-1,5 metre yükseltilerek itinalı taş işçiliği ve derzleriyle cephede dikkati çeken bir görüntü arzederdi.

Evin reisinin günlük zamanını geçirdiği, misafirlerini ağırladığı “Selamlık” veya “başoda” denilen büyükçe bir oda vardı. Başoda evin en seçkin bölgesinde yer almaktaydı. Bu odanın boyutları ev küfletinin zaman geçirdiği yerlerin hepsinden daha büyüktü.

Konağın başodasında ve diğer bazı odalarında oturmak için kullanılan sekiler yer almaktaydı. Bu sekilerin üzeri halı yastık ve minderlerle süslenmişti.

Gusülhane veya hamamlıklar bu sekilerin içine gizlenmişti.

Dedemin odası yani başoda da bulunan muhteşem işçilikli bronz mangal ve etrafında toplanıp sohbet eden misafirlerin mutluluğu hala gözlerimin önündedir. Sigara içmeyene erkek gözüyle bakılmadığı için genelde herkes sigara içer ve başoda tilki damına dönerdi. Dumandan göz gözü görmezdi. Biz çocukların sohbeti kaçırmamak adına bu dumanlı ortamda nasıl durduğumuzu hala çözemiyorum.

Dedemin ipekten ince çizgileri olan bir zıbını vardı. Gece yatarken bu zıbını giyer, kafasına da mutlaka takke türü bir şey takardı. Sabah kalkar kalkmaz, daha zıbını çıkarmadan, mangalın başına geçer, mangalın küllerini ayırıp közü çıkartır ve bakır kahve cezvesini kaynamaya bırakırdı. Kahve pişince kallavi fincanına doldurur, kehribar ağızlığına taktığı sigarasını yakarak höpürdete höpürdete kahvesini içerdi.

Bu odada misafirsiz gün geçtiğini hatırlamıyorum. Her gelen misafire mutlaka yemek ikramı yapılır, akşama yakın gelenlerde mutlaka yatıya kalırdı. Eli öpülesi büyüklerimiz bu kadar işin altından nasıl kalkarlardı hala anlamış değilim.

Konağın gerektiğinde hayvanlarında rahat girmesi için düşünülen devasa dış kapısı kemerli kapı olup, kapının üzerinde ışık alabilmesi için ışıklık pencereli olarak dizayn edilmişti.

Sokak kapısından girince önce avluya (Hayat veya Havlu) adım atılmış  olurdu. Üst katın ahşap korkuluklu balkonu da bu avluya bakardı. Evin hanımları, dışarıdan görülmeyen bu mekânda rahatlıkla oturabilirler, işlerini yaparlar, ya da misafir ağırlarlardı. Avlusu olan evlerin çoğunda kare formunda havuz bulunurdu.

Devamı var…

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

NE GÜZELSİN ARGUVANIM

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.